Yıldız’a taşındım. Burada güneşe, açık havaya, ışığa ve güzelliğe kavuştum. Parkın bir kısmını rahmetli babamın yaptırmış olduğu, yeryüzünün bu köşesine gençliğimden beri özel bir ilgim vardı.”
Sultanın garipliği yetim olarak büyümesinden, amcasının öldürülmesine tanık olmasından, geçirdiği suikast girişimlerinden, çeşitli entrikalardan ya da en önemlisi 33 yıl yönettiği imparatorluğun her yönden içinde olduğu buhranlı durumdan kaynaklı olan gariplik şekli değil.
Onun garipliği tüm yaşadığı bu sancılı süreçlerde belki kendine bir çıkış olarak gördüğü, yalnızlığının şiddetini azaltan hobileri ve Osmanlı padişahları içinde farklı yaşam şekli. Çok eleştirilen içine dönük yapısı, emniyetçi tavrı ile kendini kapadığı yüksek duvarlar arasında, yüzü yeniliklere dönük bir padişah olması dışında, tiyatro ve operaya olan sevgisi, kitaplara olan düşkünlüğü, fotoğraflara olan ilgisi ve 35 bin karelik fotoğraf albümü, yelken ve kayık merakı, ahşaba olan tutkusu ve tabi ki doğaya, bitkiye, çiçeğe olan hayranlığı.
2018 yılı içinde ancak tamamlayabildiğim ve 3 yıl süren, içeriğinde Yıldız Saray bahçelerinin de olduğu tez araştırmam sürecinde her yerde karşıma çıkan isim Sultan II. Abdulhamit Han. Neredeyse yüzölçümü olarak günümüze kadar ulaşabilen organik peyzaj düzenlemesi görmüş en önemli mekanlar onun eseri. Tahtta bulunduğu süreçte dahil ömrünün büyük bir kısmında, özellikle İstanbul’un botanik mirasını geliştirmek adına büyük bir çaba içinde olmuştur. Bence başarmış ta, öyle ki; Asuman Baytop’un 1985’de yapılan bir araştırmasında Yıldız Parkı’nda yetiştirilen tür sayısının 160
olduğu bunlardan 120 kadarının da egzotik tür olduğu tespit edilmiştir (SEÇEN & YILDIRIM, 2012, s. 63-65).  O zaman dikilen minik fidanlar şimdilerde İstanbul Boğazı’nın çehresini değiştirmekte. Tarihi fotoğraflarda gördüğümüz o dönemde dikilen bitkilerin, büyümüş hallerini günümüzde fotoğraflamak, bir peyzaj mimarı için inanılmaz güzel bir duygu (Şekil-1).
Şekil-1 Göletin aynı noktadan eski tarihte (Atatürk Kitaplığı,Albüm 156/10) ve güncel durum fotoğrafları (ZONTUR, 2017).
Araştırmam sırasında, kendi isminin harflerinden oluşan “Hamit” göledi, sarayında ağırladığı misafirleri için birkaç günde inşa ettirdiği bahçe köşkleri   (Şekil-2), seralarında (limonluklarda) 
 yetiştirdiği egzotik bitkileri, hayvanat bahçeleri, yol ve patikaları (Şekil-3), korkulukları ve köprüleriyle kendimi ancak günümüzde bir peyzaj projesiyle oluşturulabilecek tasarımların içinde gezinirken buldum. Konu tarihi bahçeler olunca, yakın tarihimizde peyzaj düzenlemelerine meraklı bir padişahımız vardı deyip mesleğimize atıfta bulunmak adına böyle bir yazıyı kaleme almaya çalıştım. Fakat öncesinde, sultanın bahçe anlayışını ortaya koymak adına, tarihsel süreç içinde değişen bahçe tasarım anlayışımıza kısa bir göz atmak yararlı olacaktır diye düşünüyorum.
 
Şekil-2 Hayvanat bahçesi idari binası ve Acem Köşkü’nün bahçe köşkü ile görünüşü (Atatürk Kitaplığı, Albüm 00156). Bahçe köşkünün müdahale sonrası son durumu (ZONTUR, 2014).
Şekil -3  Dış bahçe yollara ait arşiv fotoğrafları (Atatürk Kitaplığı, albüm 156).
Evet, hepimizin bildiği gibi bahçe, Türk Osmanlı kültüründe ve mimarisinde her zaman çok önemli bir yere sahip olmuştur. Türkler Çinlilerle buluşmalarıyla şekillendirmeye başladıkları bahçe sanatını, Bizanslılarla karşılaşmalarına
kadar, çeşitli kültürlerle etkileşimlerde bulunarak geliştirmişlerdir. Ancak bu etkileşimde bile başkalarının bahçe sanatlarını olduğu gibi almak yerine, kendi bahçelerini, kendi kültür ve gelenekleriyle harmanlamayı başarmışlardır. Türklerde bahçe sadece estetik olarak değil aynı zamanda işlevsel ve fayda temini yönünden de kullanılan mekanlardır. Türk İslam bahçe anlayışıyla düzenlenen bahçeler 18 y.y başlarında Lale Devriyle değişmeye başlar. III. Ahmet tarafından Avrupa’ya gönderilen Çelebi Mehmet bu değişimi başlatan kişi olur, batıda düzenlenen bahçelerle ilgili planları İstanbul’ a getirir, Avrupa bahçelerini tabiri caizse öve öve bitiremez. Aslında haklıdır da, o dönemde Avrupa’da tasarlanan bahçeler sınırları aşan büyüklükte son derece gösterişlidir. Barok ve Rönesans bahçelerinin ünü tüm dünyaya yayılmıştır. Gel gör ki bu bahçe anlayışı Türk bahçe anlayışının sade ve fayda temini esas şekline son derece aykırıdır. Buna rağmen 18 y.y da artık bahçeler batı etkisinde düzenlenmeye başlar. Öyle ki Topkapı Sarayı bile bu değişikliklerden nasibini almıştır. Bütün bu bahçeler içinde yalnızca Abdülhamit Han’ın yaşadığı Yıldız  bahçesi farklı bir anlayışla düzenlenir. Sultan burada da farklılığını belli eder. Belki de sade ve yalın kişiliğine hitap eden o dönemde popüler olan İngiliz Naturalistik bahçe anlayışını, 33 yıl nerdeyse hiç ayrılmadığı Yıldız Saray bahçeleri için benimser (Şekil-4).
Şekil -4 Saray mimarisinde Natüralistik etki ile oluşturulan kırsal bir görünüş (T.B.M.M Açık Erişim Albüm 383/165).
Padişah tahta çıktıktan birkaç ay sonra, Yıldız Sarayı’na taşınmasını şöyle anlatır: “Yıldız’a taşındım. Burada güneşe, açık havaya, ışığa ve güzelliğe kavuştum. Parkın bir kısmını rahmetli babamın yaptırmış olduğu, yeryüzünün bu köşesine gençliğimden beri özel bir ilgim vardı ”. Onun döneminde 500.000 m2’lik saray kompleksinde 12.000 kişinin yaşadığı ve bahçesinde 300’e yakın  
bahçıvanın görev aldığı bilinmektedir (EZGÜ, 1962, s. 2,3) (GEZGÖR & İREZ, 1993, s. 8,11). Kendisini çok sayıda muhafızın koruduğu yüksek duvarlar içinde, Cuma selamlıkları dışında içinden hiç ayrılmadığı Yıldız Sarayı Kompleksi, kendi ihtiyacını kendi bünyesinde karşılayacak küçük bir şehir niteliğindedir. Peki Sultan kendine göre şekillendirdiği, kat kat duvarlarla perdelediği dünyasında neler mi yapardı?
Sultan çiçekleri, bitkileri çok sever. Hatta bitki ve çiçeklere ait desenler, saray tavanlarında ve duvarlarında ilk kez onun döneminde kullanılmaya başlar. Sultanın daha gençlik döneminde Maslak kasrında yaşarken Avrupa’dan gül ve çiçek fidanları getirterek modern bir bahçe yaptırdığını biliyoruz. Padişahın Maslakta seçkin ağaçlar, egzotik bitkilerin ve mermer fıskiyenin olduğu sera günümüze kadar sağlamlığını korumuştur. Padişah bu serayı dinlenmek ve misafirlerini ağırlamak için sık sık ziyaret ederdi. Hatta çok gizli görüşmelerini, seranın ikinci katındaki terasta, fıskiye sesi eşliğinde yaptığı anlatılır.
Padişah bahçelerinde kullanılmak üzere özellikle Hindistan, Fransa, Almanya ve hatta Hint Okyanusu adalarından bitki, fidan ve tohumlar getirilirdi.  Getirttiği egzotik bitkileri, kurduğu seralarda yetiştirilirdi. Seralar kalorifer usulü sıcak su sistemi ile ısıtılır, turfanda sebze ve meyveler; örneğin kışın çilek ve bamya padişahın sofrasında yer alırdı (EZGÜ, 1962, s. 7,8). Yıldız’da şu an varlığını sürdüren 18 adet sera ve Maslak Kasrında kendi isminin monogramının olduğu sera bu dönemde yapılmıştır (Şekil-5).
Sultanın çiçek sevgisini anlatmak adına şu hikaye ilgi çekicidir.1936 yılında Aydabir Dergisi muhabirinin yolu Göksu Deresi’nin yakınlarında bir çömlekçiye düşer. Sohbet sırasında muhabir çömlekçiye en kodaman müşterisinin kim olduğunu sorar. O da Sultan II. Abdulhamit’ti der. Muhabir çok şaşırır ve Sultan bu kadar çömleği ne yapar diye sorar ve başlar çömlekçi anlatmaya: “Ben sultana yılda 30.000 saksı verirdim. Onun gibi çiçek meraklısını görmedim. Saksıların boyunu posunu kendi tayin ederdi. Sultanların yakalarına takılacak çiçeklerden tutun da sofralarına
koyulacak sebze ve meyvelere kadar hepsi saksılarda yetiştirilirdi. Sultan çileğe bayılırdı. Limonluklarda yetiştirilen çilekler için özel saksılar yapılırdı.” Yakın bir geleceğe kadar sektörde teneke kaplarda yetiştirilen bitkileri düşünmeden kendimi alamıyorum tam bu anda.
Sultanın hayvanlara ve özellikle kuşlara olan merakı herkesçe bilinmektedir (UŞAKLIGİL, 1981, s. 327). Malta köşkünün olduğu kısımda İmparatorluk has ahırları ve manej mevcuttur. Padişah atlarına son derece itina gösterir, at binmeyi de ustalık derecesinde iyi bilirdi. O dönemde Acem Köşkü’nün bulunduğu yer adeta bir hayvanat bahçesi gibidir. Bu alanda küçük ayılar, devekuşları, maymunlar, zürafalar, köpekler, Habeşistan İmparatoru’nun hediyesi zebralar vardır. Harem tarafındaki Selamlık bahçesinde ise tavus kuşları, sülünler, papağanlar, güvercinler, iç bahçedeki havuzda Japon İmparatoru’nun gönderdiği ördekler, İsviçre’den gelen kuğular, yine iç bahçedeki havuzun ortasındaki adada yine
imparatorun hediyesi nadide kuşlar ve turnalar bulunmaktadır (EZGÜ, 1962, s. 14) (GÜNERGUN, 2006, s. 12). Kızı Ayşe Osmanoğlu kitabında, “Sarayın bahçelerinde birçok cins hayvan vardı. Acem köşkünün olduğu yer adeta bir hayvanat bahçesidir. Küçük ayılar, devekuşları, maymunlar, zürafalar ve bir çift zebra hep orada idi ...” şeklinde bahseder. Ancak üzülerek belirtmek gerekirse,  bu hayvanlar 1909 Yıldız yağmasında ne yazık ki telef edilmiştir.
Şekil-5 Alan içinde çeşitli hayvan fotoğrafları (Atatürk Kitaplığı, Albüm 00156).
Sultan suyu çok severdi. Göletlerin içinde inşa ettiği bahçe köşklerinde ailesiyle vakit geçirirdi. Kızı Ayşe Osmanoğlu’ndan öğrendiğimize göre Sultan II. Abdülhamit gençlik yıllarında, Tarabya’da ikamet ettiği sırada yelken kullanma merakı başlar. Şehzadenin her gün yelkenlisiyle denizde dolaştığını haber alan Sultan Abdülaziz bundan pek hoşlanmamış ve Maslak Köşkü’nde oturmasını emretmiş. Yelken merakına ara vermek zorunda kalan şehzade, padişah olduktan sonra kendisini yelkene yönlendiren Turhan Bey’i Yıldız Sarayı’na aldırarak sarayın havuzları, kayıkları ve filikaları ile ilgilenmeye me-
mur kılmış. Belki derin denizlerde yelkeniyle açılamamış ama kendi deryasında kendi yelkeniyle gezintiler yapmayı başarmış. Göledin içerisinde gezinen yelkenli ve filikalar tarihi fotoğraflarda görülmektedir (Şekil-7). Bir peyzaj mimarı olarak bile su içinde bahçe köşkü ve kameriyeler oturma alanları tasarlamak belki ama yelkenli veya kayıklar ile gezinmeyi düşünmek önemli ve ilginç bir ayrıntı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şekil 6 Has Bahçe’de Av Köşkü –Hamit Havuzu görünüşü (Salt Galata Kütüphanesi, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi, FFT730095).
Sultan ayrıca çok usta bir marangozdu, ahşabı işlemeyi çok severdi. Onun için padişah olmasaydı, belki de marangozlukta büyük bir serveti olabilirdi diye söylenir. Marangozluk onun en sevdiği uğraşlardan biridir çünkü. Kendisi Yıldız Sarayındaki marangozhanesinde şahane masalar, sandalyeler, sehpalar, paravanlar yapardı.
Her şeyden önce bahçeye dair tüm bu düzenlemeler çok büyük titizlikle yürütülmüştür. Osmanlı arşivlerinde ve Dolmabahçe’deki kayıtlarda bahçede çalışmış tüm kişiler, bitkilerin listesi,  ne kadar bütçe ayrıldığı gibi en küçük detaylar bile kayıt altına alınmıştır.
Şekil -4 Saray Bahçesinde bahçıvanlar (T.B.M.M Açık Erişim ).
Sonuçta Sultanın o dönemde yaptığı tüm düzenlemeler, ister fotoğraflar üzerinde olsun ister toprak üzerinde neredeyse tüm delilleriyle günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu düzenlemeler biz peyzaj mimarlarına örnek 

olacak mahiyette eşsiz birer projedir. Topografyanın eğimli çizgilerine eşlik eden patikalar, doğal düzenlenmiş bitki alanları,  yol boyunca ağaçlar ve onlara arkadaşlık eden çiçekler, kıvrıla kıvrıla akan grotto göletler ve dal şeklinde doğayı taklit eden korkuluklar ve köprüler, demir, çimento ve ahşap aksamlı bahçe köşkleri, geniş çim alanlar, seralar, hayvanat bahçeleri, kapılar, merdivenler, kaşpolar, aydınlatmalar ve daha neler neler... Hepsi birer peyzaj unsuru. O dönemde dikilen fidanlar şimdi asırlık ağaç formunda, inşa edilen donatılar tarihi eser hükmünde, her taşında her köşesinde ayrı bir hikaye. Padişah kendi bahçelerine dair iyi bir hikaye yazmış ve yönetmiş. Bu dönemde yaşasaydı iyi bir peyzaj mimarı olur muydu ne dersiniz?


Kaynakça:

 

AKDOĞAN, G. (1995). Dünden Bugüne Bahçe Kültürümüz. Sanat Dünyamız,Bahçe Kültürü (58), 7-13.
ATASOY, N. (2011). Hasbahçe: Osmanlı kültüründe bahçe ve çiçek. İstanbul: Kitap Yayınevi.
BATUR, A. (1994). Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Yıldız Sarayı , Cilt 7 (520-527) . İstanbul: Kültür Bakanlığı Tarih Vakfı Ortak Yayını.
ELDEM, S. H. (1976). Türk Bahçeleri. Kültür Bakanlığı, Türk Sanat Eserleri :1 . İstanbul: Milli eğitim Bakanlığı Yayınları
EZGÜ, F. (1962). Yıldız Sarayı Tarihçesi. İstanbul: Harp Akademileri Komutanlığı Yayınlarından.
GEZGÖR, V., & İREZ, F. (1993). Yıldız Sarayı. İstanbul: TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı.
GÜNERGUN, F. (2006). Türkiye’de Hayvanat Bahçeleri Tarihine Giriş. I. Ulusal Veteriner Hekimliği Tarihi ve Mesleki Etik Sempozyumu Bildirileri. Prof. Dr. Ferruh Dinçer’in 70. Yaşı Anısına (s. 1-19). Elazığ: Editör Abdullah Özen.
KAŞİF, B. (2010). Osmanlı Saraylarında Dış Mekân Tasarımı Üzerine Bir Değerlendirme Dolmabahçe ve Yıldız Örnekleri. Yüksek Lisans Tezi,Kültür Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü . İstanbul.
KUBAN, D. (2007). Osmanlı Mimarisi. İstanbul: YEM Yanınları.
KUBAN, D. (2007). Osmanlı Mimarisi. İstanbul: Yem Yayın.
PAMAY, B. (1982). Korunması ve Restorasyonu Gereken Tarihi Çevremizden Yıldız Saray Bahçeleri. Çevre Koruma Boğaziçi Özel Sayısı (Sayı:14), 23-25.
SEÇEN, E., & YILDIRIM, N. (2012). sultan II.Abdulhamit Döneminde Saray Bahçeleri ve Seralardaki bitki Çeşitliliği ile Yurt Dışından Getirilen Bitki Türleri. Milli Saraylar Dergisi , 63-65.
UŞAKLIGİL, H. (1981). Saray ve Ötesi – Son Hatıralar. İSTANBUL: İnkilap ve Aka Kitabevleri Koll. Şti.
http://www.yeniakit.com.tr/foto-galeri/sultan-abdulhamid-hanin-hic-bilmediginiz-ozel-dunyasi-2993
http://www.milliyet.com.tr/II--Abdulhamid-hakkinda-bilmedikleriniz--molatik-4551/
 
 
In 2018, the name I came across in the process of my thesis research is Abdulhamit Han, including Yıldız Palace gardens, which I completed and lasted for 3 years. The most important places that have seen the organic landscaping which can reach to the present day as its surface area are his periods works. He has made a great effort to improve the botanical heritage of Istanbul, especially in the majority of his life.
 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz