Anadolu coğrafyası Türk kültürü açısından önemli bir yere sahiptir. Kültürümüzün şekillenmesi dini inançlar ve doğa ile Geleneksel Türk Sanatlarına da yansımıştır. Bu doğrultuda doğada bulunan bitkiler hem süsleme sanatlarında hem de sosyal ve kültürel açıdan farklı şekillerde kendini göstermiştir. Geleneksel Türk süsleme sanatlarından olan minyatür sanatı; tarihi olayları ele alan, dönemin yaşam tarzı ve geleneklerini, göreneklerini anlatıp aktaran önemli bir sanattır. Bu anlamda doğadan ilham alarak zengin ve çeşitli bir üslup olan Şukufe üslubunu (çiçek ressamlığı) günümüze kadar farklı çalışmalarla getirmiştir. Özellikle doğa ve bitki ile ilgili motifleri ve desenleri stilize ederek yansıtan minyatür sanatı önemli bir yere sahiptir. Böylelikle doğadan etkilenerek natüralist olarak çalışılan lavanta çiçeği de sanat açısından farklı bir uygulama olan bilimsel bitki ressamlığı bağlamında incelenerek stilize edilmiştir. Lavanta çiçeği, Dünyada ve Türkiye’de tıbbi aromatik bitki olarak ön plana çıkmaktadır. 

Çalışmanın konusu olan  “Türk sanatında minyatür ve lavanta çiçeğinin stilize edilmesi” ni teknik ve sanatsal açısından incelenmesidir.
Çalışmanın amacı Türk sanatında minyatür sanatının incelenmesi ve lavanta çiçeğinin stilize edilerek farklı sanatlar üzerindeki etkisi ve kullanımını incelemektir. Araştırılan konu disiplinler arası sanat anlayışını araştırıp uygulamayı amaçlamaktadır. Minyatür sanatı doğa ve bitki ile ilgili motifleri ve desenleri stilize ederek yansıtan önemli bir sanattır. Özellikle çiçek ressamlığı açısından incelenecek olan lavanta çiçeğini disiplinler arası anlayış ile ele alınarak araştırmaktır. 
Çalışmanın önemi, minyatür sanatı ve bu bağlamda incelenen lavanta 

çiçeğini hem kullanılan sanatlara ışık tutarak hem de önemini yansıtarak gelecek kuşaklara yön göstermektir. Türk sanatında minyatür ve lavanta çiçeğinin stilize edilme konusu teknik ve sanatsal açıdan kapsamlı bir alana yayılmaktadır. Minyatür sanatında şufuke uslübu, çiçek ressamlığı, illüstrayon ve botanik açıdan lavanta çiçeğinin inceleneceği için bazı örneklerle konuyu sınırlı tutma zorunluluğu doğmuştur. Bu konu üzerinde genel bir inceleme yapılmıştır.
Çalışma, Türk sanatında minyatür ve lavanta çiçeğinin stilize edilmesi teknik ve sanatsal yönden ele alınarak bu konunun bilimsel olarak çizimleri, kullanılan örnekleri ayrıca illüstrasyon olarak incelenmiş olan lavanta çiçeğinin kullanıldığı alanları disiplinler arası anlayışla araştırmaktır.

 

2. Materyal ve yöntem

Araştırmanın materyalini, Türk sanatında minyatür ve lavanta çiçeğinin stilize edilmesi sanatsal ve botanik yönden incelenerek renk kullanımı, çizimi ve kullanılan örnekler üzerinden gidilerek araştırma yapılmıştır. Minyatür sanatının kullanımı üsluplarda göz önüne alınarak kapsamlı olarak incelenmiştir. 

Ayrıca lavanta çiçeğinin tarihini ve çiçek ressamlığıyla doğrultusunda araştırmıştır. Çalışmanın literatür kaynağını;  SDÜ Merkez Kütüphanesi ve Türk sanatında minyatür ve lavanta çiçeğinin stilize edilmesi konusu ile ilgili tez ve makalelerden yararlanılmıştır.
Araştırmanın yöntemini, Türk sanatında minyatür ve lavanta çiçeğinin stilize edilmesi konusunun belirlenmesi ile başlanmıştır. Daha sonra SDÜ Merkez Kütüphanesi, konu ile alakalı çok sayıda tez, makale, bildiri ve internet kaynağı bulunmuştur.

3.Bulgular ve tartışma minyatür sanatı ve şukufe uslübu incelemeleri

Ortaçağ Avrupası’nda el yazması kitapların bölüm başlarındaki ilk harfler “Minium” denilen maden kırmızısı ile boyanıp süslenirdi, bu yüzden o süslemeye “Minyatür” adı verilmiştir. Minyatürü birçok kimse “Mignon” kelimesi ile karıştırmış ve minyatürün ufak resim ve minyon olduğunu zannetmişlerdir. Eğer minyatür kelimesi minyon kelimesinden gelmiş olsaydı her ufak yapılmış resme ve fotoğrafa minyatür denmesi gerekirdi. Minyatür, eski el yazması kitapları süslemek, kitapta (yazmada) geçen konuları daha iyi anlatabilmek için yapılan, kendine has özellikleri olan eski bir resim sanatına denmektedir(Polat, 2014: 4). 

Minyatür sanatı, ilim, astroloji, tıp ve dini kitapları görselleştirerek belgesel nitelik taşır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Eskiden elyazması kitaplara yapılan suluboya resim”  ya da “Bir noktadan bakışa önem vermeyen, kişilerin önemine göre betimleme büyüklüğü dikkate alınan, ışık-gölge anlatımı ve oylum duygusunun yansıtılması bulunmayan düz boyalı resim” olarak açıklanmaktadır. Osmanlıca da ise minyatüre ‘tasvir’ veya ‘nakış’ ustasına da ‘nakkaş’ ya da ‘ musavvir’ denilmektedir( Üçer,2015: 92-93). 

Uygur duvar resimlerindeki örnekler, bu zamana kadar yapılmış olan minyatür sanatının ilerlemesi için kaynak olarak gösterilmiştir. Türklerin Müslümanlığı 

kabul etmelerinden sonra resim ve heykel gibi birçok sanat dalı sınırlı kalmıştır. Bu yüzden yeni yorumlamalara gerek duyulmuştur. Minyatürlerin gelişmesine Büyük Selçuklular dönemi zemin oluşturmuştur. Selçuklu dönemi Anadolu minyatürlerinin günümüze kadar gelen örnekleri XII.  ve XII. yüzyıllara aittir. Bilinen en erken tarihli eser Dioskorides’in Materia Medica adlı botanik ve zoolojiyle ilgili eserinin Arapça çevirisi olan Kitabül- Haşaiş nüshasıdır (Şekil 1). Eserin Artuklu Emiri Necmettin Alpi (1152-1176) için, Mihran İbn Mansur tarafından Süryanice’den Arapçaya çevirisi Meyafarikin’de (Silvan) yapılmıştır. Eserde çeşitli bitki ve hayvan tasvirlerinin yanı sıra insan resimleri de görülür. (Sözen,1998:116).
Osmanlı döneminde minyatür sanatı tamamen saraya bağımlı olarak gelişmiş ve üç yüz yılı aşkın süre ürünler vermiştir. Bu dönemin günümüze gelen ilk örnekleri İstanbul’un fatihi Sultan II. Mehmet’in saltanat yıllarını anlatmaktadır. Fatih’in ilginç kişiliği ve batı resmine, özellikle portre sanatına duyduğu ilgi, bu dönem resim sanatını etkilediği gibi, Osmanlı resim sanatının daha sonraki gelişimine de yön vermiştir.(Polat,2014:6).
Osmanlının erken döneminde Sultan Mehmet İstanbul’u fethinden bir süre sonra Saray Burnun’da yaptırdığı Yeni Sarayına yerleştikten sonra Batı’nın bazı ünlü portre ressamlarını portre ve madalyonunu yaptırmak için sarayına davet etmiştir. Bu sanatçıların en ünlüsü kuşkusuz Centile Bellini’dir.1479 Eylül-1480 yılı Aralık ayı arasında İstanbul’da bulunan sanatçının genç sultanın portresini bazı desenler ve saray duvarlarına resimler yaptığı bilinmektedir.(Çağman, 1982:985).
Bu gün Topkapı Sarayı Müzesi’nde yer alan Fatih Albümü olarak adlandırılan resimlerin büyük çoğunluğunun, Yavuz Sultan Selim’in İran seferinde elde ettiği eşyalar arasında İstanbul’a getirildiği kabul edilmektedir. Bu resimler, Osmanlı klasik çağının başında İstanbul’daki ressamların önünde, Çin sanatına kadar uzanan zengin örneklerin bulunduğunu göstermektedir. Bu resimlerde Mehmed Siyah Kalem imzasına rastlanmaktadır (Kuban, 1988:2)
II. Mehmet döneminde ortaya çıktığı düşünülen minyatürlü yazma; içinde Ahmedi’nin İskendernamesi’nin de bulunduğu bir antolojidir. 15.yy ortalarında çıkan üsluba uygunluk göstermektedir. Renkler, giysiler ve diğer ayrıntılar dikkat çekmektedir. Bu minyatürler 14. yy. Güney İran minyatürleriyle büyük benzerlikler göstermektedir. İsmi bilinen ressamların en tanınmışı şair Latifi’nin bir şiirinde övdüğü Bursalı Hüsamzade Sunullah adlı ve II. Murad döneminde yaşamış bir ressamdır. Gerçeği yansıtmadaki ustalığıyla bilinmektedir. Bu gerçeklik Osmanlı minyatürünü diğer İslam minyatürlerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri olarak kabul edilmektedir (Çağman, 1982:931).
Fatih’in ölümünden sonra Osmanlı resmi Batı uygarlığı ile ilişkilerini keserek, İslam minyatür ekollerinin etkisini sürdüren bir resim tarzını benimsemiştir. Bu davranışta, Doğu’da kazanılan önemli zaferler sonucunda İstanbul’a getirilen Tebriz, Herat ve Şiraz okullarına mensup sanatçıların payı büyük bulunmaktadır (Çağman, 1982:85).
II. Beyazıt zamanında ve onun için yazılmış Süleymanname’de, 15. yy. sonundan ve 16. yy. başından tam sayfayı kaplayan iki minyatür bulunmaktadır. Bunlardan biri yedi yatay sıra halindeki figürlerden meydana gelmiştir. Diğer sayfa altı yatay sıra halinde, bazıları insan figürleriyle, hayvan ve çeşitli kuş figürlerinden oluşmaktadır.  Bu durum Fatih zamanındaki ileri resim sanatının Sultan II. Beyazıt zamanında henüz canlılığını ve kuvvetini devam ettirdiğini göstermektedir (Aslanapa, 1992:430).
Sultan I. Selim ve Kanuni dönemini, Türk minyatür sanatının yükseliş dönemi olarak nitelendirebiliriz. Saray atölyelerindeki sanatçı sayısı imparatorluk sınırlarının gelişmesi ile orantılı olarak artmıştır. I. Selim döneminde, Tebriz’in alınmasıyla sonuçlanan savaş bağlantılarıyla, İran minyatür geleneğini de içine alan bir sentez yaratılmıştır (Tansuğ, 1973: 188).Özellikle Sultan I.Selim’inSafeviler’e karşı kazandığı Çaldıran zaferinden sonra Safeviler’in saltanat merkezi Tebriz’den İstanbul’a getirilen sanatçıların Osmanlı nakkaşhanesinde yeni beğeni ve üslupların yerleşmesinde önemli rolleri olmuştur. Sultan Selim,514’te Tebriz’i Safeviler’den aldığı sırada geniş sanatçı kadrosuna sahip Tebriz Nakkaşhanesi özellikle  kitap sanatçılarıyla İslam dünyasında üstünlük kazanmış durumdaydı (Bağcı,Çağman,Renda,Tanındı, 2012:53).
İran minyatürlerinin asıl konusu, Orta Çağda görüldüğü gibi sadece milli edebiyattan alınmıştır. Sayılı belli sahneler tertip edilerek, bunların içerisine çeşitli figürler yerleştirme yolu tercih edilmekteydi. Osmanlı minyatürlerinde ise bazen İran minyatürlerinin arka plan şeması alınarak tamamiyle realist olaylar canlandırılmıştır. Genellikle bu minyatürlerde gerçekleşmiş olaylar, savaş sahneleri gösterilmiştir. 16 ve 17. yy.larda Osmanlı Sultanları’nın hayatlarını hikaye eden Hünername, Surname, Süleymanname gibi eserler başta gelmektedir (Aslanapa, 1961: 132).
Eser padişahların tahta çıkış törenlerini, önemli zaferlerini, imar faaliyetlerini, adalet anlayışlarını, avlanmada ve diğer sporlardaki hünerlerini anlatıyor. 48.5 x30.5 cm ölçüsünde 234 yapraktan oluşan eserde Nakkaş Osman’ın başında bulunduğu seçilmiş müsavvirler tarafından yapılmış, 45 tasvir bulunmaktadır. Biri Topkapı sarayının 2. 

Avlusunu betimler. Lokman’ın bu avluyu, sakinlerini, avludaki etkinlikleri, törenleri anlattığı bölümde bulunur 
Eser, düğünün sekizinci günü kırmızı ve beyaz sancaklarıyla camcılar loncasının hünerlerini göstererek meydandan geçişleri Nakkaş Osman tarafından betimlenmiştir(Şekil 3).
Bu resimde Sultan Süleyman’ın sefer sırasında konaklanan Güney Moldovya’da Dobruca’da Babadağ’da avlanması tasvir edilmiştir. Resmin ortasında kır bir at üzerindeki Sultan geyik avlarken üzeri rengarenk taşlarla süslü başlık giymiş küpe takmış bir peyk arkadan onu hayretle izler, Üstte tepelerin arkasında duran saraylı görevliler birbirleriyle konuşurlar. Renkler, doğanın tasviri, atların çizim ve boyama tekniği 16.yüzyıl ilk yarısı ortaları Safevi Tebriz- Kazvin üslubunda esintiler taşır.

 

İran minyatürlerinde görüldüğü gibi savaş sahneleri ve gerçekleşmiş olaylar ele alınarak incelenmektedir. Bu dönemden sonra diğer dönemlere geçiş yapılmış ve görkemli eserler ve portreler bu dönemde önemli bir yer tutmaktadır.
Fatih döneminde görülen elde mendil tutma, karanfil koklama, Nigari’nin eserlerinde de görülmektedir (Aslanapa, 1992:434). 
Topografik kent tasvirlerinin görüldüğü Matrakçı Nasuh’un eserleri, sarayın en seçkin ve yetenekli sanatçılarının ortaya koydukları Süleymanname gibi görkemli bir eser ve Nigari’nin portreleriyle, Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Türk minyatürünün önemli bir devresini oluşturmaktadır (Çağman, 1982:938).
Türk Minyatürünün sevilen konularından olan portre, bu dönemde önemli olduğu bilinmektedir. Sinan Bey ile başlatılan ve Nigari ile devam eden portre ressamlığı, Sultan III. Murad döneminde ciddi bir biçimde ele alınmıştır. Seyyid Lokman ve Nakkaş Osman’ın işbirliği ile hazırlanan Şemailname adlı eserde Osman Gazi’den, III. Murad’a kadar olan 12 padişahın portrelerinin yer aldığı görülmektedir. 1579 yılında tamamlanan bu eserde Lokman, uzun araştırmalar sonucunda geçmiş sultanların giyimlerini, karakterlerini ortaya çıkarmış, Nakkaş Osman’da resimlemiştir. Padişahlar 4/3 profilden törelere göre bağdaş kurmuş veya diz çökmüş otururken tasvir edilmiştir. Bu eser; çağdaşı ve daha sonraki eserlere kaynak oluşturmuştur. Aynı eser, Kıyafet al-İnsaniye fi semail-i Osmaniye olarak da adlandırılmaktadır (Çağman, 1982:939).
17. yy’da Minyatür sanatında bir gerileme söz konusu olmuştur. Geometrik süslemeler azalmış, kaliteleri de düşmüştür. 16. yy kompozisyon düzeni daha da basite indirgenmiştir (Çağman, 1982: 944). 17. yy’ın ilk hükümdarı olan ve genç yaşta tahta çıkan Sultan I. Ahmed döneminde Türk minyatürü değişik türde eserlerde karşımıza çıkmaktadır. Devrin vezirlerinden Kalender Paşa tarafından hazırlanarak genç Sultan’a sunulan Falname ve birkaç albüm, bu dönem kitap sanatının önemli eserleri arasındadır. 35 Minyatürden oluşan Falname’deki resimlerde, genelde dinsel temalar işlenmiştir (Çağman, 1982: 944).
Osmanlı Minyatür Sanatının son parlak dönemi 18. yy’ın ilk yarısına rastlanmaktadır. Bu dönemin hükümdarı Sultan III. Ahmed, usta bir hattat olması nedeniyle, çağının birçok sanatçısını sarayda toplayarak, sanat alanında bir hareketlilik sağlamıştır (Çağman, 1982:944).
Nakkaş Osman’ın Surname’sinde görülen kompozisyon, sosyal yaşamın düzenliliğini ve askeri disiplinini hatırlatırken, dönemin en ünlü nakkaşı Levni’de bu birlik kaybolmuş, Sultan’a yönelen topluluk birbirine bağlı olmayan, dağınık bir biçimde resmedilmiştir. Osmanlı, olayları sabit bir yerden izlerken, Levni olayları değişik yerlerden, açılardan izlemiştir. Nakkaş Osman’ın düz ya da hafif dalgalı kompozisyon çizgilerinin yerine Levni’de helezoni ve zigzag çizgilerden oluşan kompozisyon şeması yer almaktadır (Arık, 1976: 58).
Levni mahlasını kullanan ünlü nakkaş Abdülcelil Çelebi ve çevresi minyatür sanatına yeni bir soluk getirmiştir. Levni’nin erken tarihli çalışmalarından birisi Osman Gazi’den III.Ahmed’e kadar 23 padişahın portresini içeren silsilename’dir. (Bağcı,Çağman,Renda,Tanındı, 2012:262).
Sanatçının 16. Yüzyılda nakkaş Osman’ın belirlediği ve 17. Yüzyılda sürdürülen ikonografyayı kullanmakla birlikte yüzlere verdiği canlı ifade, bu diziyi farklı kılar. Portreler kalıp olmaktan çıkmış daha doğal bir görüntüye kavuşmuştur. Levni’nin tek figür çalışmalarıda aynı doğrultudadır.1710-20 yılları arasında yaptığı sanılan 48 kadın ve erkek portreleri bir albümde toplanmıştır. (Bağcı,Çağman,Renda,Tanındı, 2012:263).
Sanatçının albüm resimleri yaptığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bu dönemde çiçek resimleri de yaygınlaşmıştır. Bu dönemi anlatan gezginler sarayda lale bahçeleri olduğunu, çırağan eğlencelerinde bahçelere iskeleler kurup raflarına çiçekli vazolar yerleştirildiğini anlatırlar. Sarayların, evlerin, çeşmelerin, arabaların çiçek resimleri için gazeller yazılmış, kitaplar lale, gül, sümbül, resimleriyle donatılmıştır. Örneğin, Derviş Mustafa bin Elhac Mehmed tarafından yazılmış ve 1140 yılında resimlenmiş şiir mecmuasında dönemin ünlü müzehhibi Ali Üsküdari’nin yaptığı çiçek resimleri yer alır(Şekil 5).(Bağcı,Çağman,Renda,Tanındı, 2012:271).
İnsanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip olan süsleme, ilk çağlardan bu yana topluluklar halinde yaşayan insanların sosyalleşme süreçlerinin temel taşı olmuştur. Mağara duvarlarında başlayan bu süreç, çiziliş maksatları ne olursa olsun, toplumun kendine özgü zevk ve manevi değerlerinin şekillenmesiyle ortaya çıkar( Üçer,2015:92). Türk kültür ve sanatında hayvan üslubunun oluşmasında bozkır kültürü ne kadar belirleyici bir unsur olmuşsa, Bitki üslubunun oluşmasında da yerleşik hayata geçiş, o ölçüde belirleyici olmuştur. 8. Yy.’ın başlangıcından itibaren Türkler’in, tanıştıkları yeni dinlerin (Budizm ve Manihizm) de tesiriyle, yerleşik hayata karşı olan soğuklukları kırılmaya başlamıştır(Polat, 2012:21).
Bu dönemin geçişi ile birlikte ağırlıklı olarak hissedildiği dönemlerden birisi de Selçuklu Dönemi olmuştur. Bu dönemde hayvan motifleriyle beraber bitki motifleri de çok sık görülmeye başlanmış, geometrik şekiller artmış ve motiflerin stilize edilmesi gelenek haline gelmiştir (Polat, 2012:21).Türk toplumunun sosyal, kültürel ve günlük yaşamında belirleyici bir öğe olan sanat; toplumu bir arada tutan örf, adet, gelenek, görenek ve kültürel yapıyla bir bütündür. Kültürü oluşturan, geliştiren ve gelecek nesillere aktaracak olan sanat, bu varoluşla birlikte toplumun yapısına has bir tarzda oluşturur. İşte bu bağlamda, Orta Asya’dan Anadolu coğrafyasına göç eden bu kültür; tezhip, hat, minyatür, cilt, çini, kalemişi, halı ve dokumacılık gibi pek çok kadim sanatı da meydana getirmiştir. Asırlarca emek verilerek hazırlanan bu eserleri yaparken gösterilen sabır ve çabalar bu değerlere önem verenlerin paylaştığı gurur ve mutluluktur. Türklerin geleneklerine kültürüne, yaşam tarzına ve inanışına göre şekil alan bu sanatlar, geniş topraklara yayılarak gelişmiş ve yüzyıllarca varlığını sürdürmüştür (Üçer:2015:92).
Çiçek, gerçek yaşamdaki yerinden daha fazlasını Türk sanatında bulmuştur. Bahçede yetiştirdiğimiz ‘gül’ Divan edebiyatında sevgilinin yanağı ‘lale’ tasavvufta yaratanı simgeleyen bir öğe olmuştur. Çiçek; halıdaki motif, maden sanatıyla uğraşan sanatçının keskisindeki güzellik, edebiyatta ve şiirde yazarın, şairin kaleminden dökülen sanat olmuştur (Üçer:2015:92).Sanatsever kişiliği ile tanınan Fatih Sultan Mehmet, sarayın da nakkaşhane kurmuş ve başına özbek asıllı Baba Nakkaş’ı getirmiştir. Bunakkaşhane de Fatih Sultan Mehmet’in kütüphanesi için pek çok nadide kitap üretilmiştir. Hattatlar tarafından yazılmış, müzehhipler tarafından tezhiplenmiş, nakkaşlar tarafından resimlendirilmiş ve mücellitler tarafından ciltlenerek padişaha sunulmuş olan bu eserlerin, ana süsleme unsuru yine çiçeklerdir. Yine o dönemin nakkaşlarından olan Nakkaş Sinan Bey, gül koklayan fatih portresini yapan sanatçıdır. Fatih Sultan Mehmet’in bu portresi(Şekil 6) ve natüralist tarzda boyanmış ilk örnek olan ve Fatih Albümünde bulunan vazoda gül eseri genel anlamda Osmanlıların Çiçek sevgisi ve merakının Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar gittiğinin göstergesidir(Üçer:2015:94).
Türklerin çiçek sevgisinin temeli, Orta Asya’dan, zengin bir bitki örtüsüne sahip olan Anadolu topraklarına gelmelerine dayanır. İslamiyet’in etkisiyle doğunun, Osmanlı Devleti’nin kurulması ve İstanbul’un fethiyle beraber Bizans’ın çiçek kültürü mirasını devralan Türk çiçek kültürü, zamanla kendisine has özellikler kazanmıştır. Topkapı Sarayındaki bahçeler, bu çiçek kültürünün en zengin örneklerini sergilemiştir. Canlı türleriyle doğayı güzelleştiren çiçekler, bir motif olarak minyatür sanatında, dokuma sanatında, iç mekân süslemelerinde, özellikle çini mutfak eşyalarında, kitap sanatlarında, kişisel süs eşyalarında, portrelerde, oyalar 

da, dantellerde, işlemelerde ve hatta mezar taşlarına kadar çok geniş bir alanda kullanım sahası bulmuştur(Keskin,2011:258).
Minyatürde ise geleneksel çiçek motiflerinin, yerlerini natüralist çiçeklere böylesine çabuk bırakmamış olduğu görülmektedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1520 yılındaki tahta çıkışıyla 1555 yılı olayları arasındaki saltanatını anlatan 1558 tarihli Süleymanname’nin 69 minyatüründe daha çok geleneksel çiçek süslemeleri yer alsa da, dikkatlice bakıldığında Kanuni döneminden önce yavaş yavaş belirtilen natüralist üslubunun etkisini gösteren bazı ayrıntılara da rastlanmaktadır (Atasoy, 2005:65).
Osmanlı Türk minyatürünün ikinci ve son parlak dönemi 18. yy.’ın ilk yarısına rastlamaktadır. Türk minyatüründeki bu atılımda Sultan IV. Ahmet ve çevresindeki kişilerin sanata karşı duydukları ilgilerin payı büyük olduğu bilinmektedir. Levni bu dönem resim üslubunun en büyük temsilcisi son derece verimli ve yaratıcı bir sanatkar olarak bilinmektedir(Polat,2012:54).
Başlangıcından buyana kitap resimleme ve illüstrasyon sanatını ele aldığımızda ilginç bulgularla karşılaşılmaktadır. Türk minyatür sanatının İslam kitaplarından geç yerini almasının belli başlı sebeplerinden kaligrafi sanatının başlı başına önem taşımasıdır. Batının kutsal kitaplarında olduğu gibi Kuranda da sanatsal değeri üstün süslemeler kaligrafiler yer almaktadır. (Erkmen,2012:6).
Minyatür; Eski el yazması kitaplara boya ve yaldızla çok dikkatli ve ince olarak yapılan resimlere verilen addır. Çinliler ve Türklerden İranlılara, oradan da Avrupa ile etkileşime geçmiş bir sanattır

İllüstrasyonun ve minyatürün tanımları ve tanımlar doğrultusunda yapılan eserlerden görüldüğü ve anlaşılacağı üzere her ikisi de aynı görevi üstlenmiştir. 

Her iki başlık altında icra edilen sanat ile problemlerin çözümü, süsleme, eğlendirme, bezeme, yorum yapma, bilgilendirme, eğitme, esinlendirme, açıklama, teşvik etme, şaşırtma, büyüleme ve hikaye anlatma gibi işlevler için yaratıcı, farklı ve son derece kişisel yollara başvurarak içeriğin görsel bir biçimde iletilmesi sağlanır. (Atan,2013:32).

Lavanta çiçeğinin incelenmesi

Doğal ürünlere olan talebin artması ile Dünya’da ve Türkiye’de tıbbi aromatik bitkiler ön plana çıkmıştır. Türkiye’de aralarında endemik türlerinde olduğu önemli bir potansiyel bulunmaktadır. Ticari bakımdan üç önemli lavanta türü bulunmaktadır: Lavanta Lamiaceae familyasındandır. Tür ve kökenlerine göre farklı isimlerle adlandırılır. Lavender (Lavandulaangustifolia = L. officinalis = L. vera), Lavandin (Lavandula x intermedia = L. hybrida) ve Spikelavander (Lavandulaspica). Günümüzde yabani olarak Güney Fransa, Orta İtalya, Yugoslavya, İspanya ve Yunanistan’da yaygın olarak bulunur. Ancak kültürü Bulgaristan, İngiltere, AB Devletleri, Kuzey Afrika ülkelerinde ve ülkemizde de yapılmaktadır. Türkiye’de üretim alanı çok sınırlıdır. Çok yıllık bir bitkidir ve tesis edildiğinde uzun yıllar verim alınır(Gülşen,2017:6).
Lavanta, çok yıllık, yarı çalımsı görünümlü bir Akdeniz bitkisidir. Dikotil bir 

bitki olup güçlü bir kazık köke sahiptir. Kökler toprak ve iklim şartlarına bağlı olmakla beraber 80– 100 cm kadar derinlere inebilir. 4 köşeli olan sap, çıplak veya tüylüdür. Renk gri-yeşildir. Bitki çok sayıda yan dal verir. Yaşlanan dallar zamanla odunlaşır. Yaprak dik duran saplardaki boğumlarda çok kısa saplı veya sapsız olarak gövdeye bağlanır. Yapraklar, boğumlarda karşılıklı bulunur ve 2–6 cm uzunluğundadır. Dolayısıyla yapraklar sivri uçlu, kenarları düz, içe doğru kıvrık, şerit şeklindedir. Çiçek sapının ucunda 15–20 cm uzunluğunda çiçek başak-salkım ekseni bulunur. Başak ekseninde 4–6 adet çiçek kümesi bulunur. Her bir çiçek kümesi ise bazı faktörlere bağlı olarak değişen sayıda (6–14 adet) çiçekçik vardır. Çiçekler, içi düz, dışı tüylü 5 mm kadar uzunlukta gri-mavi renkli ve boyuna çizgili 4 adet çanak yaprak tarafından korunur. Meyve 22 mm ve 1 mm genişliğindedir. Meyvenin rengi, koyu kahverenginden siyaha kadar değişir. 1000 tane ağırlığı 1g’dan azdır. Lavanta çiçeğinin en önemli maddesi renksiz veya hafif sarı renkli uçucu yağdır. (Atalay, 2008:3).

Sonuç
Minyatür sanatı Osmanlı Devleti döneminde sade, süslemeci ve şiirselliğin değil gerçek olaylardan yola çıkılarak 

yaşamın kendisi olmuştur. Osmanlı Türk Minyatüründe en önemli yeri sanatın yaşamla birlikte iç içe olmuştur. Bunu da belgelerle ve yaşanan sanatla birlikte yer edindirmiştir.

Levni, Osmanlı minyatür sanatın da önemli çalışmalar vermiştir. Abdullah Buhari ise 18. Yüzyılda giderek gücünü yitirmiştir. Bununla birlikte resim sanatının başarılı olarak bilinen son temsilcisi olmuştur. Türk sanatının İslamiyet’e yansımasıyla süslemeler minyatür sanatında sınırlı olarak kullanılmıştır. Geometrik ve bitkisel motifler önem kazanmıştır. Çiçek Türk sanatında vazgeçilmez bir süsleme unsuru olmuştur. 
Lavanta çiçeğinin doğamızda önemli yeri vardır. Genel olarak ve morfolojik olarak araştırması yapılmıştır. Bunun sonucunda Lavanta çiçeğinin disiplinler arası çalışma ile incelenerek sanata kazandırılmaya çalışılmıştır.
Araştırma Türk Minyatür sanatında lavanta çiçeğinin stilize edilmesi konusu hem minyatür sanatında hem de illüstrasyon sanatında incelenerek çalışmalar yapılmıştır. Bunun sonucunda lavanta çiçeğinin ekolojik, botanik, minyatür, suluboya ve fotoğraf ile ilgili çalışmaları bir araya getirilerek bitkinin botanik ve sanat alanındaki özgün yorumları  ortaya çıkarılmıştır.

Kaynakça: 

Aslan ,O., (1992) ‘’Türk Dünyası El Kitabı’’ Dil Kültür Sanat Yayınları, seri:1 ,  Ankara
Aslan ,O.,(1961), ‘’Türk Minyatürleri’’ Maddesi Türk Sanatı Doğan Kardeş
Yayınları İstanbul sy: 132
Atasoy, N., (2005), ‘’15’yy’dan 20.yy’a Osmanlı Bahçeler ve Hasbahçeler’’ İstanbul
Atalay, T. , A. , Konya Ekolojik Şartlarında yetiştirilen Lavanta(LavandulaAngustifoliaMill.)’da Farklı Dozlarda Uygulanan Organik ve İnorganik Azotlu Gübrelerin Verim ve Kalite Özellikleri Üzerine Etkileri, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi,  Konya
Bağcı, S., Çağman, F., Renda, G., Tanındı, Z., (2012), Osmanlı Resim Sanatı, Kültür  ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara
Çağman, F., (1982), ‘’Anadolu Türk Minyatürü’’ Maddesi Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi , Görsel Yayınlar c:5 sy: 933
Erkmen, N. , (2012), Türk İllüstrasyon Sanatına Kısa Bir Bakış, Alternatif Yayıncılık, İstanbul
Gülşen, O. , (2017), Yozgat ili Çayıralan İlçesi Lavanta Yetiştiriciliğini Geliştirme Projesi Sonuç Raporu, Yozgat
İnal, B., (1972), Türkiye’de Sanat ‘’Osmanlı Minyatür Sanatına Bir Bakış ve Resim Sanatının Öncüleri’’ Makale sy: 47
Kuban, D. , (1988), ‘’100 Soruda Türkiye Sanat Tarihi’’ Gerçek yayınevi , İstanbul
Polat, S., Z., (2014), Başlangıcından Günümüze Minyatür Sanatında Şükufe  ve Özgün Uygulamaları, Yüksek Lisans Tezi,Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta
Sözen, M. (1998), Geleneksel Türk El Sanatları, Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. , İs 
Üçer, M. , (2015),Tezhip ve Minyatür Sanatında Çiçekler,  Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İstanbul

 

Anatolian geography has an important place in terms of Turkish culture. The shaping of our culture is reflected in religious beliefs and nature as well as the Traditional Turkish Arts. In this direction, the plants found in nature have manifested themselves in different forms of decoration arts as well as socially and culturally. Miniature art, one of the traditional Turkish decorative arts; it is an important art that deals with historical events and tells the life style and traditions and traditions of the period.

 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz