İnsanoğlunun doğa ile olan ilişkisi, özellikle 19.yüzyılda meydana gelen endüstriyel gelişmeler ile birlikte zayıflamaya başlamış ve neredeyse kopma noktasına gelmiştir. 
Sanayi devriminin tetiklediği teknolojik gelişmeler ile köy ve kasabalardan kentlere göç artmış ve kentlerdeki barınma ihtiyacı kontrol edilemeyen ve planlanamayan bir yapılaşmaya neden olmuştur. Hızla artan motorlu taşıt, fabrika ve üretim tesisi sayısı, kentlerin enerji ihtiyacını karşılamak için yapılan barajlar, yeşil alanların, akarsuların ve ormanların yok edilmesine yol açarak doğa üzerinde önemli ölçüde bozulmalara neden olmuştur.

19. yüzyılın sonlarında başlayan sanayi devrimi ile katledilen doğa birçok farklı disiplinde sanatçı tarafından sanatın konu ve malzemesi olarak kullanılmış ve yorumlanmıştır [1].

Bir grup sanatçı da doğanın ve doğal kaynakların yanlış kullanımının tehlikeli boyutlara vardığını insanlara anlatmak ve doğaya olan ilgiyi tekrar canlandırmak, doğayı koruma bilincini geliştirmek için yalnızca doğada bulunan malzemelerle ya da doğal ve yapay malzemelerin birlikte kullanımıyla çeşitli sanatsal faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. Bu sanatsal faaliyetler “Land Art” olarak da adlandırılan arazi sanatının temellerinin atılmasını sağlamıştır.
Resim, heykel, mimari ve sanatın diğer disiplinleri arasındaki sınırları ortadan kaldıran Land Art sınırsız malzeme çeşitliliği ve sınırsız mekân ve zaman anlayışıyla, adeta sanata çizilen bütün sınırları ortadan kaldırmaktadır [2].
Sanatçının tercihine göre; taş, toprak, kum, buz, yapraklar, tüyler ve pek çok doğal malzeme kullanımıyla gerçekleştirilen eserler, günümüz tüketim toplumunda hızla ilerleyen teknolojik gelişmelerin karşısında, doğaya karşı duyarlı olunması gerektiğinin önemini vurgular [3].
Antmen, 2009 da Land Art’ı “çağdaş sanatçıların doğaya yönelik duyarlılığının bir göstergesi” olarak ifade etmiştir [4].
Land Art sanatçıları çalışmalarını çok çeşitli alanlarda gerçekleştirmişlerdir. Kimi zaman bir göl ya da deniz kenarı, kimi zaman dağlar ve kurak çöller, kimi zaman da ormanlar Land Art sanatçısı için, sanatını yansıttığı bir tuvale dönüşebilmektedir. Uygulanan yöntem 

ve malzemeler farklılık gösterse de temelde yapılan işler ve ortaya çıkan eserler hep aynı anlayışın yansımalarıdır: İnsanın doğaya ve doğal unsurlara olan farkındalığını arttırmak, doğa ve sanat arasındaki ilişkinin anlaşılmasına katkı sağlamak, sanatı belirli kalıpların dışına taşımak.

Land Art sanatçılarının karşı çıktığı en önemli noktalardan biri de sanat eserlerinin parayla alınıp satılması ve ticarete konu edilmesidir. Bu duruma tepkilerini göstermek için eserlerini, sanat eseri ticaretinin yapıldığı mekânlardan (galerilerden, müzelerden, müzayedelerden) çıkarıp doğanın tam ortasında gerçekleştirmeyi amaçlamışlardır.
Galeri ve müzelerin yani kamusal sergileme alanlarının ticarileşmesine duydukları tepki üzerine eserlerini serbestçe sergileyebildikleri doğaya yönelmelerine karşılık, yapılan geçici ve kalıcı eserlerin, fotoğraf ya da video aracılığıyla görüntülenerek belgelenmesi ve bu belgelerin sergilenebilmesi için sergileme alanına ihtiyaç duyulması ise akımın çıkışındaki düşünce biçimine ters düşer [3].

Land Art, kendi içerisinde farklı üretim ve sergileme modelleri ve de ideolojik/sanatsal düşüncelerle ayrılır. Kimi sanatçılar, galerilere ve müzelere tepki olarak eserlerini bu mekânların dışında üretmeyi tercih eder, kimi sanatçılar da 

sadece sanatın ticarileşmesine tepki olarak, ticareti hiçbir şekilde mümkün olamayan eserler üretmenin yollarını aramış, kimi sanatçılar sanat mekanlarının ve kullanılan malzemelerin sanatını sınırladığı düşüncesi ile sanatı uçsuz bucaksız arazilerde ve sınırsız malzeme ile üreterek sanatı özgürleştirme kaygısıyla gütmüştürler, kimi sanatçılar ise sadece ekolojik kaygılar güderek işlerini üretmişlerdir [2].
Land Art sanatçılarının uçsuz bucaksız alanlarla, teknolojinin girmediği, insan 

elinin değmediği yerlerde gerçekleştirdikleri çalışmalar çoğunlukla kalıcılığı olmayan, zaman içinde doğa şartlarına bağlı olarak bozulan çalışmalardır [5].
Bazı Land Art çalışmaları ise yapıldıkları günden bu yana hâlen varlığını sürdürmektedir.
Arazi Sanatının önemli temsilcilerinden Robert Smithson (ö.1973) tarafından, Amerika’nın Utah eyaletinde bulunan Büyük Tuz Gölü’nde 1970 yılında gerçekleştirilen ve 4,6 metre genişliğinde ve yaklaşık 460 metre uzunluğunda olan ‘Spiral Jetty – Sarmal Dalgakıran’ isimli eser Land Art anlayışının sembol eserlerinden biri olmuştur (Şekil.1).
Spiral Jetty, sarmal biçimde tasarlanmış kaya kütlesinden oluşmaktadır (Şekil.2). Eser çok büyük ölçekli bir çalışma olduğu için ancak kamyon ve buldozerlerin yardımıyla ortaya çıkarılabilmiştir. Çalışmanın diğer bir özelliği ise bulunduğu bölgenin mevsim ve hava şartlarına göre farklı renklere bürünmesidir. Kış mevsiminde kar ve buz kütleleri ile, yaz mevsiminde ise kayaların üzerinde oluşan yosun türleri ile, ziyaretçilerine adeta bir renk cümbüşü sunmaktadır.
Bir diğer Land Art örneği Nancy Holt (ö.2014) tarafından 1973-76 yılları arasında ABD’nin Utah eyaletindeki Büyük Havza Çölünde yapılmış olan ‘Sun Tunnels – Güneş Tünelleri’ adlı çalışmadır (Şekil.3). Bu çalışma güneşin yaz ve kış gündönümlerindeki doğuşu ve batışına göre çöl tabanında çapraz biçimde konumlandırılmış dört büyük beton silindirden oluşmaktadır (Şekil.4).

 

Kaynaklar:

1. Yağmur, Ö., Doğayı Şekillendiren Sanat: Land Art, İdil Sanat ve Dil Dergisi, 5 (27), s.1977-1988, 2016.
2. Aydın, S., Sanatta, Modernist İdeolojinin Reddi ve Ekolojist Bir Yaklaşım Olan Land Art Bağlamında İki Sanatçının Karşılaştırılması; Richard Long ve Michael Heizer, M. Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Dergisi, ISSN: 2146-6467, Yıl: 1, Sayı: 1, 2012.
3. Uzunokur, O., Andy Goldsworthy Ekseninde Arazi Sanatına Genel Bir Bakış, Yüksek Lisans Tezi, Işık Üniversitesi, İstanbul, 2011.
4. Antmen, A., 20.Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, 2.Basım, Sel Yayıncılık, İzmir, 2009.
5. Kedik, A. S., Sanat ve İzleyici İlişkisinin Değişen Görünümü ve Zaman Kavramı Bağlamında Land Art, Anadolu Üniversitesi, Anadolu Sanat Dergisi, sayı:10, 1999.
URL-1. https://umfa.utah.edu/sites/default/files/inline-images/41.JPG (Erişim: 03.12.2018)
URL-2. https://i.pinimg.com/originals/d7/08/17/d70817718f1eda2b7c23c166ea2613c8.jpg (Erişim: 29.11.2018)
URL-3. https://clapier.io/content/images/2018/11/SpiralJettyAugust2018_01.JPG (Erişim: 04.12.2018)
URL-4. https://www.gallerymar.com/wp-content/uploads/2018/08/Spiral-Jetty-3.jpg (Erişim: 28.11.2018)
URL-5. https://ginamoimcintosh1211814year2.files.wordpress.com/2015/03/03_broken_circle_spiral_hill__view_of_broken_circle_1971.jpg (Erişim: 02.12.2018)
URL-6. https://media.npr.org/assets/img/2015/10/07/andygoldsworthy-ephemeraworks_p038-11e03632ce7b73ed14efc432d4950c547b3e04e3.jpg (Erişim: 26.11.2018) 
URL-7. http://www.exponaute.com/magazine/wp-content/uploads/2016/04/Cornelia-Konrads.jpg (Erişim: 07.12.2018)

 

With the technological developments triggered by the industrial revolution, the migration from the villages and towns to the cities increased and the need for housing in the cities caused an uncontrollable and unplanned construction. The number of rapidly increasing motor vehicles, factories and production facilities, the dams built to meet the energy needs of the cities caused the destruction of green areas, rivers and forests and it means significant deterioration on the nature.

Dr. İpek Müge Özgüç Erdönmez 

Mesut Güzel 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz