Peyzaj mimarlığı çalışmalarının temel amacı insanlar için kentsel ve kırsal alanlarda ekonomik, kültürel ve estetik yönden yararlı yaşam ortamları sağlamaktır. İyi bir mekan organizasyonu ise ancak estetik ve fonksiyon ilkelerinin ışığı altında çevrenin yeniden ve planlı şekilde düzenlenmesiyle gerçekleşebilir (Tanrıverdi, 1987).
Peyzaj tasarımında kullanılan plastik objeler, peyzajın görsel değerini artıran, renk, form, biçim ve ölçü özellikleriyle tasarımı daha etkili ve algılanabilir yapan elemanlardır. Anlatım özelliklerinin yanı sıra zevk verici estetik değerlere sahiptirler. Peyzaj düzenlemeleri içerisinde özellikle meydanlara, park ve bahçelere, mimari yapılara, plastik, doku, renk ve ölçü gibi özellikleriyle anlam kazandırmaktadırlar (Tanrıverdi, 1987).
Peyzaj sanat tarihi yelpazesi içinde de çeşitli kültür ve medeniyetler, bahçe sanatının eşsiz örneklerinde plastik kullanımına önem vermiş, sanatçıların ortak çalışmalarıyla çok güzel eserler ortaya çıkarmışlardır. Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Babil’in Asma Bahçeleri’nde peyzaj mimarlığının görkemli çalışmaları yanında, bina cephelerinde yer alan rölyefler ve canlı renkli seramikler eşsiz bir bütünlük oluşturmuştur. Antik Yunan’da bahçe düzenlemeleri yapılırken heykel ve bitki kullanımlarına önem verilmiş, özellikle heykel çevrelerinin düzenlenmesine özen gösterilmiştir.
Orta çağ döneminde özellikle gotik sanatının ve birazda İslam mimarisinin etkisiyle binaların dış cephelerinde süsleme ve oymacılık sanatı gelişmeye başlamıştır. Göğe yükselişi simgeleyen gotik sanatının etkisiyle çok sayıda katedral ve şato orta çağın tipik yapılarını oluşturmuştur (Öğel, 1977). 
Rönesans’da ise bahçe içerisinde plastik kullanımı ve çevre düzenlemesinde görülen canlanma özellikle İtalya’da 

çok sayıda villada yapılan çalışmalarla bu devri simgelemektedir. Bu dönemde orta çağın figüratif heykelleri yerlerini bağımsız plastiklere bırakmıştır (Öğel, 1977).
Rönesans devrinde İtalya’da dış mekanlarda sergilenen plastik çalışmalara karşın, Fransız bahçe sanatının en meşhur ve belki de en görkemlisi Versailles Saray Bahçesi’dir. Versailles’ın kademeli teraslarındaki parterler, büyük havuzlar, bahçede yer alan plastikler ve havuzlarında çok sayıda fıskiyelerle birlikte kullanılan heykeller dikkat çekicidir (Öğel, 1977).
Uzakdoğudaki Çin ve Japon bahçelerinde heykeller yerlerini değişik büyüklük ve formlardaki taş ve kayalar ile bunlardan yapılmış fener ve köprülere bırakmıştır. 
Plastikler günümüzde özellikle büyük kentlerde kentsel peyzajın önemli bir parçası olarak daha fazla önem kazanmaktadırlar. Özellikle açık ve yeşil alanlarda sergilenen objeler, plastik sanatların çevreye sokulmasının en etkili ve kolay sağlanabilir yollarından birisi olmuştur.  Bu yüzden heykel ve plastiklerin kendi başlarına taşıdıkları görünümden çok çevreleriyle girdikleri ilişki önemlidir (Karaaslan, 1993).
Çevresine göre iyi seçilip yerleştirilmiş bir plastik, konulduğu çevreyi değiştirebilmeli, çevre de ona göre gerçek anlamını vermelidir. Bir yapıt, alana doğru seçilip yerleştirilirse orada kalmayı sürdürür ve mekana “kimlik” kazandırır (Göktaş, 1998).
Plastik sanatların ülkemizde başlangıcının geç olması, bu sanata gereken önemin verilmesini geciktirmiştir. Cumhuriyet dönemiyle birlikte başlayan açık ve yeşil alanlardaki uygulamalar, halkımızın heykel ve plastiklerle karşılaşmasının başlangıcı olmuştur.

İstanbul’da heykel ve plastik obje

İstanbul kuruluşundan bu yana birçok uygarlığın ortaya çıkışına, kültürel oluşumuna ve gelişimine sahne olmuş büyük bir dünya kentidir. İstanbul’un tarihi içinde özellikle Doğu Roma döneminde başlayan kentin imarı ve açık alanlara kent meydanlarına heykel yerleştirme etkinlikleri yoğunlaşmıştır. Bizans döneminde de heykel önemli bir yer tutmuş; bu, VIII.yy.a kadar devam etmiştir. Fakat Bizans uygarlığının orta 

Şekil 1 

çağ döneminde heykel geleneği önemini yitirmiştir. Bu dönemden sonra kent meydanlarında heykel uygulamalarına pek rastlanmamıştır. Osmanlı döneminde ise heykel yapılmamıştır. İmparatorluğun resmi dini olan İslam inancına göre “tasvir”, “put” sayıldığından üç boyutlu gölgesi yere düşen plastik form ve temsili figür tasviri yasaklanmıştır. Ancak 1883’te Sanayi Nefise Mektebi’nin kurulması ile birlikte Batılı tarzda sanat ve heykel eğitimi verilmeye başlanmıştır. Ülkemizde çağdaş sanatın ortaya çıkışı XIX. yy.ın ortalarında başlamıştır. Tanzimatın ilanı ile başlayan bu süreç Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte hız kazanmış, bu dönemdeki girişimler ise ürünlerini Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde vermiştir (Cezar, 1995).
Heykel ve plastik öğelerin peyzaj mekanına etkisi açısından niteliklerine göre “Figuratif Heykeller”, “Sembolik Heykel ve plastik Öğeler”, “Soyut Heykel ve Plastik Öğeler”, “Anıt Heykeller”, “Büstler”, “Alçak ve Yüksek Kabartmalar” şeklinde sınıflandırabiliriz.
Heykel ve plastik öğelerin peyzaj mimarlığında kullanım alanlarına baktığımızda meydan düzenlemelerinde, yollarda, parklarda, açık hava müzele 

rinde, mimari yapı bahçelerinde çeşitli amaçlara uygun şekilde yararlanıldığını görmekteyiz. 

İstanbul’daki uygulamalara değinecek olursak öncelikle anıt heykellerden başlamamız doğru olacaktır.

Anıt heykeller

Cumhuriyet kurulduktan sonra kentteki açık alana yerleştirilen ilk anıtlardan biri Taksim Cumhuriyet Anıtı’dır. 1925 yılında dönemin İstanbul milletvekili Şinasi Paşa başkanlığında oluşturulan komisyon tarafından, İtalyan heykeltıraş Pietri Canonica’ya sipariş edilen anıt 1928’de bitirilmiş ve yerine yerleştirilmiştir. Anıtın kaide ve çevre düzeni mimar Guilio Mongeri tarafından yapılmıştır. Anıtın yapımında taş ve bronz kullanılmıştır. Mali kaynak için halktan makbuzla para toplanmıştır. Şekil 1’de Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın İstiklal Caddesi’ne bakan yönüne doğru çekilmiş fotoğrafta yer almaktadır.
 
Şekil 1 Taksim Cumhuriyet Anıtı. Kaynak: URL1.

Şekil 2

Şehirci-mimar Prost’un projesi kapsamında burada daha önce bulunan Taksim Kışlası yıkılarak (1940), arsanın bir kısmı alana katılmış, bir kısmı da Taksim Gezi Parkı’nı oluşturmuştur. Böylece bu mekan bir kent meydanı ve tören alanı olarak anıtla özdeşleşmiş daha doğru bir ifadeyle anıt meydana bir kimlik kazandırmıştır. Cumhuriyet Anıtı dikilmeden önce Taksim’de kent alanı özelliği görülmüyordu. Anıtın Taksim’e girmesiyle birlikte burada geniş boyutlu bir meydan ve çevre düzenlemesine gidilmiştir. Dairesel bir meydanın ortasında yükselen ve bir meydan çeşmesi gibi tasarlanan anıtın iki yüzündeki bronz figürler, geleneksel mimariden esinlenerek oluşturulmuş kemerli taş bir kaide içerisinde yer almaktadır (Göktaş, 1998).
Anıtın toplam yüksekliği 11 metredir. Anıtın bir yüzündeki kompozisyon Kurtuluş Savaşı’nı, diğer yüzü ise Cumhuriyet Türkiye’sini simgelemektedir. Anıtın yan yüzlerinde, kahramanlığı simgeleyen birer asker heykeli, üstündeki madalyonlarda ise iki kadın portresi yer almaktadır (Şekil 2).
 
Şekil 2 Taksim Cumhuriyet Anıtı’ndan bir görünüş, Taksim (Çetingöz, 2004).

 

Taksim Cumhuriyet  Anıtı’ndaki figürler gerçekçi ve ayrıntılı olarak biçimlendirilmiş, figürler gerçek boyutlarıyla verilmiştir. Kalabalık fügürlerin olduğu kompozisyonda dönemin ünlü komutanları ve devlet adamları da yer almaktadır. Heykeldeki her figür bütün ayrıntısıyla ve titiz bir işçilikle ele alınmıştır. (Göktaş, 1998).

Şimdi ele alacağımız yapıt ise İstanbul’da dikkati çeken diğer anıtlardan biri olan Beşiktaş’taki Barbaros Anıtı’dır (Şekil 3). Barbaros Anıtı Beşiktaş’ta Deniz Müzesi ve Barbaros Türbesi’nin önündeki alanda yer alır. Anıtın yapımına 1941 yılında başlanmış ve 1944 yılında yerine konulmuştur. Anıtı Hadi Bara ile Zühtü Müritoğlu birlikte yapmıştır (Şekil 4).

Şekil 3

Şekil 3 Barbaros Anıtı’ndan bir görünüş, Beşiktaş (Çetingöz, 2004)

Şekil 4 Barbaros Anıtı arka görünüş, Beşiktaş (Çetingöz, 2004).

Birkaç basamaklı mermer bir platform üzerine ortalama 10 m yüksekliğinde küfeki taşından kademeli bir kaide üzerinde, üç figürden oluşan bronz heykel yerleştirilmiştir. Bir gemi provası ve güvertesi imgesini veren ve yerden 2,5 m yüksekliteki ilk platformda, üzerinde 

Şekil 4

Barbaros’un ve iki levendinin normal insan boyutundan 1/3 daha büyük ölçekte figürleri vardır. Bunların arkasında, ileriye doğru sivri bir köşe ile biten soyut bir kütle yükselmektedir. Heykelin taş kaidesinde, deniz tarafında Barbaros’u Kanuni Sultan Süleyman’ın huzurunda gösteren, kara tarafında ise bir saray sahnesi ifade eden bronzdan alçak kabartma panolar vardır.

Üç figürden oluşan ana kompozisyonda, önde Barbaros ve iki yanında leventler vardır. Figürlerin kıyafet ve anatomik yapısını oluştururken yabancı 

Şekil 5

ressamların gravürlerinden esinlenildiği sanılmaktadır. Figürlerin realist görünümüne karşın anıtın idealist tarzda biçimlendirildiği görülmektedir.
İstanbul kentindeki bir diğer anıt ise Sultanahmet’te bulunan Dikilitaş’tır (Şekil 5). 

Dikilitaş’ın bir diğer adı da I.Theodosius Sütunu’dur. Dikilitaş, MÖ 1547 yılında Mısır’daki Karnak Tapınağı’na dikilmiş, 390 yılında İstanbul’a getirilmiştir. 
 
Şekil 5 Dikilitaş’tan bir görünüş, Sultanahmet Meydanı (Çetingöz, 2004).
Pembe granitten, 25 m yüksekliğindeki tek parçadan oluşan anıtın, dört yüzünde de hiyeroglif ile Tanrı Tutmasis’in zaferleri anlatılmıştır (Şekil 6). 

Şekil 6

Sütun kabartmalarla süslü mermer bir kaide üzerine tunçtan dört ayağa bindirilmiştir (Şekil 7). Dikilitaş’ın üzerinde, o dönemde Tanrı olarak kabul edilen Tutmasis’in zaferlerini anlatan hiyeroglifler bulunmaktadır.
   

Şekil 7

Şekil 6 Dikilitaş üzerindeki hiyerogliften bir görünüş, Sultanahmet Meydanı (Çetingöz, 2004). Şekil 7 Dikilitaş’ın üzerinde oturduğu mermerden bir görünüş, Sultanahmet Meydanı (Çetingöz, 2004).

Şekil 8 

Sultanahmet’te bulunan bir diğer dikilitaş ise Constantine Porphyrogenetus tarafından yaptırılan Örme Dikilitaş’tır. 10.yy.da kalker bloklarından örülerek 

Şekil 9 

yapılan Dikilitaş 32 m yüksekliğindedir. Yapılan kazılar sonucu 4 yüzünde birer çeşme olduğu görülmüştür (Şekil 8).Şekil 8 Örme Dikilitaş’tan bir görünüş, Sultanahmet Meydanı (Çetingöz, 2004).
Sultanahmet’te bir diğer anıt ise Yılanlı Sütun’dur (Şekil 9). Yılanlı Sütun IV. yy.da 31 Grek kentinin birleşerek, Persler’e karşı zafer kazanmalarının anısına Persler’in silahları eritilerek yapılmıştır. Bugün 5,5 m yüksekliğindeki kısmı ayakta kalan anıtın orijinal yüksekliği 8 metredir (Şekil 10).  

Şekil 9 Yılanlı Sütun, (Çetingöz, 2004). Şekil 10 Yılanlı Sütun’dan bir görünüş, Sultanahmet Meydanı (Çetingöz, 2004).
Yılanlı Sütun anıtının baş kısmı ise gövdesinden koptuğu için İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir (Şekil 11).
Şekil 10 
 Şekil 11 Yılanlı Sütün Anıtı’nın Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen yılan başı. Kaynak: URL 2.

Figüratif heykeller 

1864 Yılında Sultan Abdülaziz tarafından Sanatçı Rouillar’da Paris’te yaptırılan ve orijinal adı “Dövüşen Boğa” olan Kadıköy’ün Boğa Heykeli,  uzun yıllar çeşitli noktaları dolaştıktan sonra Altıyol’a konuldu ve Kadıköy ile özdeşleşti. 1950’lilerin ortasında Boğa Heykeli bir ara yeni açılan Hilton Oteli’nin Harbiye girişine konulduysa da eski mekanı olan Lütfi Kırdar’a geri getirildi ve 1970’e 

Şekil 11 

kadar da burada kaldı. 1971’de heykel, günümüzde Kadıköy Belediyesi Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi olarak hizmet veren Kadıköy Şehremaneti binasının önüne getirildi. Paris’ten İstanbul’a birkaç ayda gelen Boğa Heykeli’nin 150 yıllık İstanbul turu 1987 yılında Kadıköy Altıyol’da son buldu. Yeni yerine hemen alışan Boğa, kısa sürede Kadıköy’ün en önemli sembollerinden birine dönüştü (Şekil 12).

Şekil 12 Kadıköy boğa heykelinden bir görünüş. Kaynak: URL 3.

Bir diğer figüratif heykel yine 1864 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Sanatçı Rouillar’da Paris’te yaptırılan ve orijinal adı “Timsah Üstündeki Aslan” olan heykel ise bugün Dolmabahçe Sarayı Hasbahçesi’nde Saltanat Deniz Kapısı yanında bulunmaktadır. Gücü 

Şekil 12

sembolize eden heykel, aslanın timsah ile savaşını ve ona karşı üstünlüğünü ifade etmektedir (Şekil 13).
 Şekil 13 Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan “Timsah Üstündeki Aslan” adlı heykelden bir görünüş. Kaynak: URL 4.
Heykeltıraş Neslihan Pala tarafından 2003 yılında yapılan “Kartal” adlı heykel Beşiktaş meydanında bulunmaktadır. Beşiktaş kulübünün sembolü olan kartal, meydan ile özdeşleşmiş ve odak noktası haline gelmiştir. Kartalın baş kısmı ile kanatlarının bir bölümünü içeren heykel, bronz malzemeden, 300x85x170 cm ölçülerinde uygulanmış ve yerine yerleştirilmiştir. Beşiktaş taraftarı için oldukça anlamlı olan heykel, yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir (Şekil 14).

Şekil 14 Beşiktaş meydanı kartal heykelinden bir görünüş. Kaynak: URL 5.

Şekil 13 

Soyut heykeller ve plastik elemanlar

1960’lı yıllarda İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’nın kaba inşaatı bittikten sonra buranın duvarlarına plastik sanat eserleri uygulanmıştır (Şekil 15). Heykelin yapımına 30 Temmuz 1966’da başlanmış, 1967 yılının sonlarına doğru bitirilmiştir. Çarşının simgesi olarak düşünülen bu yapıt, herhangi bir doğa betimlemesi olmayıp, soyut biçimlerden kurulmuş, sanatçının özgün üslubunu yansıtan bir çalışmadır (Göktaş, 1998).
İstanbul’daki bir diğer soyut çalışma, Taksim İstiklal Caddesi Tünel’de yer alan “Açık Sütun” adlı, Ayşe Erkmen’in heykelidir. Heykel sütun biçiminde yukarı doğru incelen şeffaf bir çalışmadır. Demir ferforjeden dantel gibi işlenerek oluşturan heykel ince zarif siluetiyle 

Şekil 14 

Şekil 15 

etkili bir objedir. Yapıtın mimari mekan ve çevreyle ilişkisi başarıyla kurulmuştur. Heykel, hep oradaymış gibi duran ama yeni bir obje olan, boyutuyla etkili olan fakat meydanı daraltmayan, şeffaflığı nedeniyle mekanı kapatmayan ve görsel etkiyi engellemeyen, çevrenin plastik dokusuyla uyumlu bir çalışmadır. Heykelde geleneksel kültüre ait biçim ve çevre verilerinin çağdaş plastik anlatımla yorumlandığı görülmektedir (Şekil 16).

Şekil 15 İstanbul Manifaturacılar Çarşısı duvar plastiği (Çetingöz, 2004). Şekil 16 Açık Sütun adlı plastik elemandan bir görünüş (Çetingöz, 2004).
Şimdi Taksim İsiklal Caddesi’nde yer alan heykellere göz atalım. Şadi Çalık tarafından Cumhuriyetin 50. Yıldönümü anısına yapılan heykel Galatasaray’daki küçük alanda yer almaktadır. Yapıt, paslanmaz çelik ve granit malzeme kullanılarak soyut anlatımla gerçekleştirilmiştir. Heykel 3 m boyunda 10 cm çapında paslanmaz çelik boruların diagonal biçimde gökyüzüne yükselen, dinamik, ışınsal, soyut plastik kompozisyonundan oluşan anıtsal bir çalışmadır. Eser üç tane taşıyıcı boru ile kaideye monte edilmiştir. Heykelin formu bir parçanın tekrarı olan elemanların kullanımıyla oluşmaktadır. 50. yıl simgesi olan 50 adet çelik boru kullanılmıştır. Kaidesi granit taştan 1923 ve 1973 sayılarının düzenlenmesiyle oluşmuştur.
Çağdaş plastik bir anlatımla gerçekleştirilen bu heykel malzemesi, mekanın değerlendirilişi, konunun yorumu açısında örnek teşkil etmektedir. Cumhuriyetin 50. yıldönümü soyut bir formla ifade edilmektedir. Heykelin konulduğu alan yaya geçişi yoğun ve dar bir yer olmasına rağmen gerçekleştirildiği plastik çözümlerle rahat ve kullanışlı bir mekan olma özelliğini sürdürmektedir. Mekanda ağır bir etkinin aksine hareketli ve görüş alanını kapatmayan, çeliğin parlak görünümüyle hafif, şeffaf, dinamik bir etki yarattığı görülmektedir (Şekil 17).

Şekil 16 

Bir diğer soyut heykel ise Atilla Onaran tarafından yapılmış, Odakule’nin önünde yer alan yıldız biçimli soyut heykeldir. Ortadaki merkezden çıkarak dışa doğru çeşitli yönlere dağılan diken biçimindedir. Merkezden gergin bir etkiyle çıkan ve uca doğru sivrilen, uç tarafı kesik birçok koldan meydana gelmektedir. Yıldız biçimli bir yapısı bulunmaktadır. Geometrik soyut bir kompozisyondur. Merkezden çıkan ve dağılan kolların boyutu ve uzunlukları birbirinden farklıdır. Kaidesi olmayıp yer düzleminde kollar üzerinde durmaktadır. Yukarı çıkan kollar daha uzun aşağıdakiler kısadır. Heykel patlayan, dağılan ışınsal formlardan oluşmaktadır. Paslanmaz çelik levhadan kaynakla oluşturulmuş bir çalışmadır (Şekil 18)

Şekil 17 

Şekil 17 50. Yıl Anıtı’ndan bir görünüş, Taksim (Çetingöz, 2004). Şekil 18 Taksim Odakule önündeki plastik elemanın yeni yerinden bir görünüş. Kaynak: URL 6.
 
Atilla Onaran’ın bir diğer eseri ise Balerin adlı heykeldir. Bu heykel uzun 
Şekil 18
bir süre Galatasaray’da köşede yer almıştır (Şekil 19.). Şu anda İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü bahçesinde yeşil alan içerinde bulunmaktadır (Şekil 20).  
Şekil 19

Şekil 19 Taksim Galatasaray’daki Balerin adlı soyut heykelin eski yerinden bir görünüş (Çetingöz, 2004).

Şekil 20 İTÜ Ayazağa Kampüsü’ndeki Balerin adlı soyut heykelin güncel yerinden bir görünüş. Kaynak: URL 7.
Şimdi bahsedeceğimz eser ise İlhana Koman’a ait. Önceleri Levent’teki Yapı Kredi Bankası genel merkezi önünde bulunan, daha sonraları İsrail başkonsolosluğu bahçesine taşınan ancak bir gösteri sonrası zarar gören İlhan Koman’ın Akdeniz isimli heykeli, Taksimde kültür sanat binasında korumaya alınarak muhafaza edilmektedir. Akdeniz heykelinde kadın ile deniz imgesi özdeşleştirilmektedir. Deniz ile Anadolu’daki eski kültürlerin kutsallık ve bereket sembolü olan kadın figürü simgesel bir anlatımla ele alınmıştır. Çağdaş plastik anlayışla yorumlanmaktadır (Şekil 21). 

Şekil 20 

Şekil 21 Akdeniz adlı heykelden bir görünüş, Taksim Kültür Sanat Binası. Kaynak: URL 8. Şekil 22 Akdeniz adlı heykelin Yapı Kredi Binası önünden eski bir görünüş (Çetingöz, 2004).
Heykel plastik forma uygun olarak saçtan kesilen lama demirlerin vidalarla birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Böylelikle metalin ağır dolu hantallığı yerini içi boş transparan hareketli bir etkiye bırakmaktadır (Şekil 22).

Şekil 21

Alçak ve yüksek kabartmalar

İnceleyeceğimiz kabartma çalışmalardan ilki İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’ndaki Ali Teoman Germaner’e aittir. Çalışma İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’nın dördüncü kısmında yer alan duvar üzerine uygulanmıştır. Traverten kaplanmış olan duvar yüzeyine yine traverten ve taş malzemenin uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir. Sanatçı yapıtını 500x480 cm’lik bir duvara 120x200 cm ölçülerinde gerçekleştirmiştir (Şekil 23).

Şekil 22

Şekil 23 İstanbul Manifaturacılar Çarşısı duvar kabartması (Çetingöz, 2004). Şekil 24 İstanbul Ticaret Üniversitesi ön dış cephesinde yer alan rölyef çalışması (Çetingöz, 2004).

Traverten yontular zemindeki kaplamayla aynı malzemeden olmasına rağmen dokusu ve biçimiyle zeminle 

Şekil 23 

kontrast bir etki yaratır. Parlatılmış düz kaplama ile kontrast etki yaratan dokulu plastik, yontu parçaları yatay kompozisyon düzeninde yerleştirilmiştir. 
İnceleyeceğimiz son çalışma ise İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin ön dış cephesinde yer alan rölyef çalışmalarıdır. Burada yer alan rölyef çalışmalar Şadi Çalık ve Tamer Başoğlu tarafından 1969 yılında yapılmıştır. 
Eser, plastik çözümleri, malzemenin biçimlendirişi, yüzeyde yarattığı zıt etki ile doku ve ışık planlarının ritim içerisinde hareket ettiği dingin bir çalışmadır. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin dış cephesinde duvarda yer alan çalışma bir motif etkisinde olup çağdaş plastik anlatımla biçimlendirilmiştir (Şekil 24).
İstanbul kentindeki hızlı ve düzensiz kentleşme sonucu azalan yeşil alanlar, heykel ve plastik öğelerin kent içerisinde sergilenmesini sınırlandırmaktadır. Hızla artan betonlaşma yeşil dokunun da azalmasına neden olmaktadır. Yeşil dokunun tahribi eserleri çevreden soyutlamakta ve eserlerin çirkin görüntüler olarak algılanmasına neden olmaktadır. Kent genelinde yapılacak akılcı planlar ve peyzaj düzenlemeleriyle bu tür eserlerin çevreleri yeniden bitkilendirilmeli ve mekanla uyumlu olmalarına çalışılmalıdır.
Peyzaj mimarları tarafından tasarım yapılırken, heykel ve plastik sanatçıları da peyzaj düzenleme aşamalarına iştirak etmelidir. Sanatçılar ve peyzaj mimarlarının kişisel değerlendirmeleri ve konuya yaklaşımları arasında ortak nokta ve görüş birliğine varılmalıdır. Plastik öğelerin malzemesiyle, boyutuyla, ritmiyle, bakış açısıyla çevrenin işlevsel, anlamsal ve estetik özelliklerine uyumlu olmasına özen gösterilmelidir.
Yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre, tasarımda amaçlanan hedefe uygun olarak yapılan planlamalarda birlik, denge, uyum veya zıtlık gibi tasarım ilkelerinin uygulanması sonucu mekanda bütünlük sağlanmaktadır. Açık ve yeşil alanlarda soyut çalışmaların kullanılması ve sayılarının artırılması teşvik edilmelidir. Soyut çalışmalar kent mekanında, tüm peyzaj planlamalarında kullanılmalı, eserler ile insanlar arasında etkileşim yaratılmalıdır.
Unutulmaması gerekir ki heykel ve plastik öğeler bulundukları alana kimlik kazandırma gücüne sahip olmakla birlikte toplumun hafızasında da uzun yıllar yerini muhafaza eder. Bu bağlamda açık ve yeşil alanlarda yeşil dokuyla birlikte kullanılacak plastikler, çevre tasarımıyla uyumlu  hale getirilmeli, sanatçının, kendine göre yorumladığı eserini, peyzaj tasarımında sergilerken belirli engellemelerle karşılaşmadan istediği malzemeyi kullanarak, istediği renk, biçim, form ve sektörce desteklenmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. Doğru ve estetik eserlerin uygulanmasında yasaklamalara, kısıtlamalara gitmeden, gerçek anlamda sanata ve estetiğe değer verilerek imkanlar çoğaltmalı, kentin tüm yerlerine yaygınlaştırarak uygulamalar yapılmalı, halkı bilinçlendirmeli ve serbestçe yaratma politikası izlenmelidir (Berkmen, 1996). 

Kaynakça:

Berkmen, O., 1996, Peyzaj Planlamada Heykel ve Plastik Öğelerin Yeri ve Mekana Etkisi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Peyzaj Planlama Ana Bilim Dalı, İstanbul.
Cezar, M., 1995, Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi, Spor ve Sağlık Vakfı Yayınları Cilt 2, İstanbul.
Giritlioğlu, C., 1991, Şehirsel Mekan Öğeleri ve Tasarımı, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Baskı Atölyesi, İstanbul.
Göktaş, C., 1998 İstanbul’da Çağdaş Kent Heykeli Uygulamaları, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji ve Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat Programı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Karaaslan, S., 1993, Kent Dokusu İçinde Yer Alan Açık Alanlarda Heykel Tasarımları, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Heykel Ana Sanat Dalı, s. 88, İstanbul.
Öğel, S., 1994, Çevresel Sanat, İTÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi Yayınları, İstanbul.
Sözen, M. Ve Tanyeli, U., 1992, Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Remzi Kitapevi, İstanbul.
Tanrıverdi, F., 1987, Peyzaj Mimarlığı Bahçe Sanatının Temel İlkeleri Uygulama Metodları, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, Erzurum.
URL 1 https://isteataturk.com/gorseller/1509998478_ataturk.jpg
URL 2 https://4.bp.blogspot.com/-doG5e0kpNhg/W4fZxxsBqRI/AAAAAAAAKSc/RX2ytfno3Dok4xo89PATq_MxWXtqYGomQCLcBGAs/s1600/29.jpg
URL 3 https://im.haberturk.com/2018/02/17/ver1518859070/1841721_620x410.jpg
URL 4 https://seyahatdergisi.com/wp-content/uploads/2015/02/Dolmabahce-Sarayi-Resimleri-07.jpg
URL 5 http://besiktasgorselsanatlar.com/img/eserler/orginal/dsc_0248_612.jpg
URL 6 https://scontent-sea1-1.cdninstagram.com/vp/27d8bd8bc789445bcea9f302e3eaed1f/5C4115A7/t51.2885-15/e35/13129674_1042041102555194_317473558_n.jpg?se=7&ig_cache_key=MTI1MTMyOTE3NjI4MDUyMTc4NA==.2
URL 7 https://instagram.fmuc2-1.fna.fbcdn.net/vp/cd86622fac4e892b62f1ac2dd8059f22/5C9D6312/t51.2885-15/e35/36160185_241768023279940_6495180467946389504_n.jpg?_nc_ht=instagram.fmuc2-1.fna.fbcdn.net&se=7&ig_cache_key=MTczNjM1MzI2MDU2NDczMzc1NQ==.2
URL 8 https://pbs.twimg.com/media/DNh9u0iXkAEs6in.jpg

 

The main objective of the landscape architecture studies; to provide economic, cultural and aesthetic useful living environments for people in urban and rural areas. Good location organization can be real with rearrange of environment under the light of the principles of aesthetics and function.

Dr. İpek Müge Özgüç Erdönmez

Peyzaj Mimarı Ulaş Çetingöz

 

 

 

 

 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz