Dr. İsmet Gürses’in Anısına

Konuşmama bazı tanımlar yapmakla ve bir de sizlere geçmişteki anımı iletmekle başlamak istiyorum.

Bahçe; etrafı çevrili (kapalı) bir mekan birimi, latincesi “Hortus conclusus“ bu mekan gerek tanzim gerekse bakım ve idamesi bakımından yapı sanatı eserleri ve isteklerinden farklı olan, çoğu organik karakter taşıyan bir mekandır.

Park ve bahçe, sınırları kesinlikle yapılamayan ama aslında birinin diğeri içinde yorumlanması mümkün olan iki sözcüktür.

Şimdi de anıma geçeyim:  Bu anım benim asistanlık devreme aittir. 1952 yılında hocam bir yıl için Londra’ya gitmiş ve yalnız kaldığım o sürede, kürsüde düşünme ve yazma fırsatını bulmuştum. O yılların tanınmış edebiyat ve veteriner hocamız rahmetli Prof.Dr. Selahattin Batu aracılığı ile o yıllarda Türkiye’ de pek yaygın ULUS gazetesinin haftalık eklerinde, “Evinizin Bahçe Sütununda” ve onun haftalık eklerinde yazmaya başlamıştım. Başlangıç yazılarımdan biri ”bahçe anlayışımız“  başlığını taşıyordu ve orada bahçe tasavvurumuzun ardında bulunan doğu felsefesinden de söz açıyor ve bahçe anlayışımızın eski kalıpları içinde kalmayarak özellikle yeni yerleşim alanlarımızda yeni bir kavram altında ele alınması gereken bir örgütlenmeye ihtiyacı olduğundan söz açıyordum. O yazımın bitiminde ortak kullanışlı serbest alanları değerlendirme zorunda kalacağımıza dikkati çekiyor ve hatta bahçe alanının yeterli genişliğe sahip olması durumunda, onun en az bir köşeciğinde “doğu ve türk bahçesi” gibi müstesna birimlere dahi yer verilebileceğinden bahsediyordum. Bu yazıma destek olarak meşhur Fransız gezgini “Louis Massignon“un doğu uygarlığı ve sanatı yazılarından aldığım bir paragrafını da vermeyi ihmal etmiyordum. O şöyle diyordu;

Burada gözün ilk kavradığı şey,
çevremizde gördüğümüz şekildeki doğanın maddesel alemin red ve inkarıdır. 
Bu peyzajlı bahçelerin aksine öyle bir doğadır ki bizi birliğe, tüm fikirlerimizin kökenine yöneltir. Bu, adeta o düşüncenin kendi içinde dinlenmesidir;  yoksa klasik bahçelerde olduğu gibi derece derece hakimiyete ve doğayı fethe gitmek değildir.

Şimdi bu görüşleri dile getirirken yine geçmişe değinmekten kendimi alamıyorum: Yarım asır öncesi Ankara’sında dikkatimizi şunlar çekiyordu. Üstesinden 15 -20 yıl geçmişti ki Jansen imar planının uygulama yeteneği olmadığı artık anlaşılmış, arsa spekülasyonu savaş yıllarının getirdiği diğer sıkıntılarla birlikte almış yürümüştü. Jansen planının o çok başarılı görünen ne o yeşil alanları kaale alınmış ne de yapı gelişmeleri denetlenebilir olmuştu. Toprak yolu ile ortaya çıkan rant ekonomisi hepimizin gözleri önüne, şehirleşmenin ne derece muğlak sorunları olabileceğini sermişti. Bilindiği gibi bu konuda yazılmış pek çok eser vardır. Bu sorunlar arasında örnek sayılabilecek bahçeli iskan alanlarımızın devamının bile mümkün olup olmayacağı bir sorun halinde karşımıza çıkmıştı. Ama ben tekrar “evinizin bahçesi” sütununda yazdıklarıma değinmek istersem, o yazıların esas amacının sadece halkımızı daha önce bilmedikleri teknik konularda aydınlatmış olmaktan da öte, üniversite bilgilerimizin ve deneyimlerimizin halka ulaştırılmasında üzerimize düşen görevler olduğunu da hatırlatmak isterim. Nitekim bahçe kavramının gelişmesinde kendilerinin bize iletebileceği ne gibi sorular var ise ayrıca okuyucularıma yanıtlar verebileceğimi de bildirmiştim. Bu hizmetimizin birkaç yıl devam ettiğini ve yararlı olduğumu hala anımsarım. 

Şimdi bu konudaki yazımın başlıklarını şöylece belirtmek isterim

1) Eski çağ bahçeleri (buna ortaçağ da ilave etmek isterim.)

2) Klasik bahçe sanatının doğuşu ve klasik bahçe sanatı
3) İngiliz peyzaj bahçeleri
4) Modern ve post modern görüşlerdir

Bahçe kültürü insanlığın var oluş tarihi ile eş düzeyde. Bahçe, toprak meşgalesine sahne olan bir mekân birimi olarak önce yararlanma amacına ve sonra da değişik ve köklü nedenler altında insanın beğenisi yönünde değişime uğramış. Eski Mısırda bahçe, kapalı bir mekân olmakla birlikte ortasında geniş ve dikdörtgen havuzu, onun etrafında sıra vari incir (Sycamore) ağaçlarının sıralandığı bir düzen görünümünde. Ortadaki havuzun fonksiyonu, onların ölülerini sandala koyup gezdirme şeklindeki seremoniye de hizmet veriyordu.

Mezopotamya uygarlıklarında bahçe sulanabilir, ekilebilir düz alanlar şeklinde geniş toprakları kapsıyor ama ayrıca Babil uygarlığında görüldüğü gibi taşıma topraklar ile meydana getirilen teras bahçelerinde zengin kültür türlerinin yetiştirildiği şeritler halinde dikkati çekiyor.

Öte yandan ilk avlanma parklarının da kısmen bugün sınırlarımız içinde kalan Fırat ve Dicle Havzalarında büyük bir kısmı dışardan getirilen egzotik ağaçlarla bezenmiş ormanlardan oluşmaktaydı. Bu örnekler çeşitli gelişme yönlerine dikkatimizi çekmekte ve hatta Orta Doğunun klasik bahçe sanatının doğduğu bölge olarak tanımlanmasına hizmet edeceği kanısını yaratmaktadır.

Eski Yunan ve Roma uygarlıklarında bahçe taş işçiliğinin başat kılındığı geniş toplanma mekanlarından oluşmuştur. Bu yerler bilindiği gibi sosyal, kültürel ve politik hizmet kapasiteleri ile şehir halkının ve çevrenin tüm hizmetine girmişti ve asırlarca da bu kimliğini korumuştu.

Ortaçağ, köklü bir bahçe sanatı emarelerini veren devir olmamıştı. Ancak 12. asırdan itibaren kendilerine ulaşan Arap istilası ve uygarlığı yolu ile İtalya, Erken Rönesans örneklerini vermeye başlamıştır. Daha sonraki 14. ve 15. asırlarda Roma fütuhat ve zenginliğinin büyük payı görülen gelişmeler olmuştu ki bu parlak devrin başlangıcın da yine Arap uygarlığının İBERİK Yarımadasına kazandırdığı bahçe uygarlığının büyük payı olduğu söylenmektedir. Gerçekten de bu sonuncu örnekler, bahçe sanatı uygulamalarının zirvesine vardığının delilleri olarak kabul edilir ve onlar bugün bile hayranlığımızı çekmektedirler.

Çok dikkate değerdir ki Arapların da Türkler gibi en göze çarpan özelliklerinden biri, onların kazandıkları kültür birikimlerini, başka ülkelere başka kültür kaynaklarına, getirdikleri katkılar ile açıklanabilir. 15. asırdan itibaren Rönesans bahçelerinde gördüğümüz atılım, Avrupa’da bahçe sanatının doğuş adımları olmuştur. İtalya da, bahçe sanatı tarihinde köklü değişim yapmış,  pek çok teras bahçesi bu şaşaalı ve parlak devrin birer kanıtı olmuştur. Bu örneklerin de gösterdiği gibi, tasarımın esas sorunu, tesiri altına girdiği mimarlık sanatında da geçerli olan kitle ve fasad (cephe) yaratma olmamış, farklı ve özgün mekan deneyimini yaşayacağımız ve içimize sindireceğimiz çözümler bulunması istenmişti.

Bu kısa açıklamada da hep bahçe içeriği üzerinde durdum. Çoğu doğu kaynaklı gelişmelerden söz açtım. Rönesans bahçelerinde esas zenginliğin formdan değil, doğa etkisinin devamında yeni değerler kazanması hamlesi olduğunu ima ettim. Ancak yine de Roma İmparatorluğundan gelen bu hamlenin Avrupa’yı ne şekilde etkisi altına aldığından söz açmadım. Bahçe sanatında gerçek şu ki, örneğin Fransız klasik bahçesi, İtalyan Rönesans bahçesinin bir bakıma devamı sayılır.

Klasik bahçe

Klasik bahçelerin en başta gelen özelliği, ortogonal denilen aks dikimlerine elverişli olması ile belirir. Aksın binaya nazaran dikine uzandığı yerin başlangıcında mimari uyum endişeleri görüldüğü halde, bu entegrasyon yavaş yavaş uzayıp gittikçe teras bahçelerinde alanın topografik yapısı gereği kademeli düzlükler şeklinde uzanır. Buna karşın Fransız Barok bahçelerinde geniş ve düzlük alanlara yer verilmiştir.  Daha sonra gelen Rokoko bahçelerinde ise bu uzayıp giden aksın sağında ve solunda daha kısa mesafeli açılımlar gösteren ha-ha denilen yeni açılımlar dikkati çeker. Bu suretle tüm bahçe alanı çevrenin dikkate değer oluşumlarını ve zenginliklerini kompozisyon sınırları içine dahil etmiş olur (patte d’oie). Bununla birlikte aksiyal çözüme, sadece teras, merdiven ve balustrade’lar ve su kanalı gibi mimari elemanlar ile vurgulanmakla yetinilmemiş, tüm alan ağaç dikimi ile güçlendirilmiştir. Kompartıman taksimatı ise tüm alanı, daha cazip, simetrik ve uyumlu geometrik bir düzen bütünlüğü içine almıştır. Bozket (bosquettes) dikimleri İtalyan bahçesinde zayıf kalmış ama Fransız Barok bahçesinde büyük güç kazanmıştır. 

 

Barok bahçe sanatı, Fransız bahçesi (Wikipédia)

Klasik bahçe imajında bakış noktası kadar su ve aksı ile kompartman dikimlerinin yarattığı ışık ve gölge tasarımının da büyük rolü olduğunu belirtmeliyim. Buna karşın Rokoko bahçeleri, renkli desen görünümleri içinde düz alanlarda sergilenen gösteri ve süsleme dokusu olarak kalmıştır. 

Villa D’esta (Şekil 1) örneğinde, bahçe alanının iç taksimatında, dinsel çizgileri yönlendiren uhrevi inançların yeri olduğu söylenmektedir.

“Villa d’Este gardens” Via Regina 40, 22012 Cernobbio, Italy

Neptune Fountain at Villa d’Este in Tivoli, Villa d’Este Garden

İngiliz peyzaj bahçeleri

Bahçe sanatının en parlak meyvesini verdiği yıllar, İngiliz sanat gelişmelerinin de etkisi altında kimliğini kazandığı 18. asır olmuştur. Kuşkusuz böylesine köklü bir atılımı sadece bir ortam aidiyeti ile açıklamak yeterli olmaz. İngiliz bahçe sanatında üzerinde birleştikleri nokta, İngiltere’yi kıta Avrupası’ndan ayıran husus, ona ait vejetasyon örtüsünün büyük rolüydü. Ama ayrıca, İngiliz bahçe kavramında “kendisine özgü olanın bulunması cehdi gibi bir içgüdünün” de yeri olmuştur. Her ne kadar 17. asırda kendisinden önce gelen resim sanatının etkisi de görülmekte ise de, hiçbir ülke insanı, peyzaj zenginliğini, İngiltere halkı kadar içine sindirmiş değildir. Ayrıca belirtmeliyim ki, İngiltere de geniş arazi sahiplerinin bu ilgi ve anlayışı geliştirme de büyük payı ve özverisi de azımsanamaz. 

Birkenhead Parkı, Liverpool, (1847),  Sir Joseph Paxton

Burada elbette ki bu geniş konuları kuralları ile açıklayacak değiliz. Fakat imajla ilgili yapılabilecek isabetli bir tanımda, toplum içinden yetişmiş ve büyük isim yapmış sanatkarların bulunduğu da dikkate alınmalıdır. Onların çoğu doğal imajlar serisini, bir park içinde peyzajın keşfi anlamında değil, park ve bahçelere  az veya çok egzotik atmosfer kazandırmak şeklinde görmüşlerdir. 

Modern ve postmodern görüşler

 Eski çağların, klasik ve peyzaj stillerinin denenmesi ile 19. yy. sonlarında bahçe sanatında artık yeni atılabilecek adımlar olmayacağı düşünülmüştü. Fakat özellikle resim sanatında Picasso, Mondrian ve Paul Klee ile yeni kapıların açılımı, bahçe sanatında da tutucu ve şekle bağımlı materyal bağnazlığı ve kompozisyonu üzerine kuşkuları celbetti. Bahçe, onlara ressamın tuali gibi kullanabileceği tezini ilham etti ve hatta bunu daha sonra Burle Marx gibi renk teorisinden hareketle bahçe kompozisyonuna gitmenin yollarını açtı.

Modernizmin park planlaması içindeki yerini belirtmemiz gerekir ise bu tür planların pratik ve sade, akıcı ve duyarlı ve her şeyden önce de gösterişe kapılmayan çözümler olduğunu belirtmem gerekiyor. Kullanılan formlar çok sade olup onların mekansal konumunda hem temel çizgilerin kararlı ve hem de solid yapıda oldukları görülüyor. Kullanılan materyal pratiktir ve kuşkusuz tasarım, lükse kaçmayan ve özellikle bitki kullanımında fantezi çözümler aramayan özgün bir konuma sahiptir

Kısacası modern olarak kabul edilmiş stil tarzı, araştırmanın fonksiyona dayalı form olgusunda, materyal kullanımı ve konstrüksiyonun kolay çözümlerinde ve her şeyden önce de ekolojiye itibar edişinde belirmektedir.  
           
20. asrın ikinci yarısında bahçe mekanında yine İngilizlerin öncü olduğu uyumlu bahçeler yapılabileceği örnekleri verilmişti. Bu tarz bahçelerde sanatkar, tüm yaratıcılık gücünü temsil etmekteydi. Çünkü, sanatkar hiçbir şekilde daha önce konulmuş kurallara bağımlı olmayarak kendisini soyut bir mekanda kabul ediyor, vermek istediği imajda ne geometrinin, ne geçmişin ve ne de sanat yoluna bizi götüren kuralların yeri vardır. 

Gelişmiş bir ağaç kabuğunun, jeolojik devirleri yansıtan kaya ve toprak oluşumunun ve hatta toprak kesitlerinin ve toprağın enine fışkıran yaşlı bir ağaç kökü görünümü kompozisyonun temel elemanı olabilir. Yaratıcılığın özü, sanatkarın kendisinde değil ama eşyanın tabiatına bağlı bizim yapabileceğimiz yorumu kapasitesinde kabul edilmelidir. Maddenin özüne bağlı bu farklı görünümler de sanatkar, ayrıca Şamanların doğa yaklaşımına benzer bir fenomen dikkati çekmiyor mu? 

Burada açıklandığı gibi modernizm dediğimiz zaman 20. asrın getirebileceği çok farklı bulgular olabileceğini görüyoruz. Böylece yine anlıyoruz ki bahçe sanatı klasik bahçe sanatından çok ayrı yönde keşfedilecek yönlere kaymıştır. Bu gidişin gelecek toplumumuz içinde ne derece kalıcı olacağında pek çok bahçe sanatkarının kuşkusu bulunmaktadır. Bu gidişle, bileklerinin gücü ile isim yapmış büyük sanatkarların yerini maceracı isimlerin alması da pekala mümkündür. Ama umudumuz o ki toplumların kültür düzeyi bahçe sanatı gibi uygulamalı sanat kollarında sanatkara gerçek değerini verebilecek daha geniş fırsatlar hazırlayacaktır. 

Böylece stil ile ilgili özet olarak da olsa, 3 temel akım üzerinde durduk fakat bana sorarsanız hala bu konularda dört başı mamur bir açıklama yapmadım.  Çünkü bahçe kavramı burada belirtilen etmenlerin dışında insan yaşamı ve çevresini de değiştirecek yön ve isteklerin akımı içindedir ve daha başka inanç ve davranışların da değerini tanımak zorundadır. Örneğin hiçbir kaydı olmayan soyut (abstrakt düşünce), örneğin doğal (orjini yerli) bitki örtüsünün bizim için çok mutlu olan ölmezliği ve yine biyolojik yasalara uygun yapılan bahçecilik esasları. Bunların hepsi 20. asrın ikinci yarısında insanların bahçe kavramında düşündükleri veriler olmuştur. Bunlar geçmiş asırların içinde spekülatif olmayan değerlerdir. Yine bunlar 20. asrın ikinci yarısında insanları, serbest zamanlarını kullanma yönünü aşan, kent insanına toprakla uğraşımın zevk ve tadını çıkaran davranışlar olmuştur. Bu tür girişimler çevremizin, organik yapısını olumlu değiştirmekte, planlamanın sağlıklı bir düzen üzerine oturmasına yardımcı olmaktadır. O halde bahçe kavramı, mülkiyet kaprisinden arındırılmış, yaşamın doğrudan içine giren bir güç olmalıdır. 

 

Kaynakça:

Pizzoni, Filippo(1999) Kunst and Geschichte des Gartens Deutsche Verlag- Anstall Gmbh, Stuttgart
Brown, Jane (2000) The Modern Garden Themes auttutsen. London  Mattern, Hermann (1972) 
Akademie der Künste- Sergi Kataloğu
Rainer,Roland(1972)  Lebensgerechte Aussenraumen, Artemis Verlag Merscholm, G.(2001) Kleines Wörterbuch. Zürich Kaulusok, M. Europischen Garten Kunst. Reklam, Stuttgart Hammann,C. (2001) Kunst ım Garten, Eugen Ulmer. Stuttgart Der Gartenbuch. Phaidon Verlag. Berlin Baljon,Lodowijhk(1995)        Designing Parks. Architecture & Nature Pres Amsterdam Enge et all (1994) Gartenkust in Europa Taschen, Köln

 

Dr. İsmet Gürses Kimdir?

1912 Balkan Savaşı`nda Bulgaristan`dan Türkiye`ye göçen bir ailede, 1924 yılında Bandırma`da dünyaya gelmiştir.  

1948 yılında Ankara Ziraat Fakültesi’ni bitiren Gürses, 1954 yılına kadar Bahçe Mimarisi ve Ağaçlandırma Kürsüsü’nda asistan olarak çalıştı. Daha sonra 1954 yılında Berlin’e giderek “Kentsel Yeşil Alanlar” üzerinde (Peyzaj Mimarlığı) doktora çalışması yaptı. Tez çalışmasını Orta Anadolu bozkırlarındaki şehirlerde yeşil alanların geliştirilmesi üzerine temel fikirler konusunda gerçekleştirmiştir. 
1960 yılında Türkiye’ye dönüşünde Gürses, İmar ve İskan Bakanlığı Bölge Planlama Dairesi’nde Turizm Fen Kurulu 

Müdürlüğü yaptı. Bu devrede Turizm Bakanlığı ile müşterek pek çok plan yaptı. 1967 yılında Kanada’ya giden Gürses, 1967-1978 yılları arasında önce Milli Parklar ve daha sonra Çevre Hizmetleri Dairelerinde görev aldı. Plancı ve proje yöneticisi sıfatlarıyla çalışmalar yaptı. 

1982 yılında Almanya (Berlin)’ya giderek muhtelif tarihlerde başta Berlin Teknik Üniversitesi olmak üzere diğer Alman üniversitelerinde eğitici olarak görev aldı. Ziraat Mühendisi kökenli Peyzaj Mimarı olan İsmet Gürses, Uludağ Üniversitesi, Tekirdağ Üniversitesi ve özellikle Çukurova Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı bölümlerinde emeği geçmiştir. Ayrıca “Rekreasyon Planlamasında Alan-Kullanma Standartları ve Taşıma Kapasitesi”, “Rekreasyon Açısından Arazi Yetenek Sınıflaması” gibi önemli 

yayınları bulunmaktadır. Ayrıca, Almanya`da Konut Bakanlığı`nda turizm direktörü olarak görev yapmıştır. 
Dr. Gürses, IFLA ve Türkiye Peyzaj Mimarları Odası Onur üyesidir. Ayrıca Kanada Başbakanı tarafından kendisine sunulan “Kanada Üstün  Hizmet Belgesi” nin sahibidir.  

Bu makale, 4 Haziran 2015 günü aramızdan ayrılan ve peyzaj mimarlığı disiplinine; yurt içinde ve dışında yaptığı çok değerli katkıları bulunan Dr. İsmet GÜRSES’ in, 2-10 Mayıs 2006 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı gerçekleştirdiği konuşmanın edite edilmiş halidir. Prof. Dr. Sadri Aran’ ın ilk asistanı olan bu değerli ismin konuşmasını yazıya döküp yayıma hazır hale getiren Prof. Dr. Öner Demirel’e ilgi ve dikkatlerinden ötürü teşekkür ederiz.

Garden; A space unit surrounded by an enclosed space, in Latin Hortus conclusus, is a space with many organic characters, different from the works and desires of building art in terms of its arrangement and maintenance. The park and the garden are two words that cannot be strictly bound, but are actually possible to interpret within the other.

 

 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz