Bitkiler, özellikle de çiçekli olanlar insanlar için duygusal açıdan bir rahatlama, güzel düşünceye yöneltme gibi çeşitli psikolojik etkilere sahiptir. Bunun yanı sıra bazı bitkiler farklı din ve medeniyetlerde farklı duygular çağrıştırmaktadır. Bu bitkilerden biri de Osmanlı İmparatorluğu’nun bir dönemine adını da veren “lale”dir.
Zambakgiller familyasından olan lale, uzun ve mızraksı yaprakları, kadeh biçiminde çiçekleri olan ve birçok rengi bulunan, soğanlı ve çok yıllık bir süs bitkisidir (Şekil 1). Baharın müjdecilerinden olan ve ilkbaharda renk renk çiçekler açan lale, özellikle Türkler için hayat ve bereket simgesi halini almıştır. Anavatanının Orta Asya olduğu ve buradan Anadolu’ya yayıldığı bilinmektedir. 

Lalenin anlamı

Lale sözcüğü Farsçadan Türkçeye geçmiş bir sözcük olup “kırmızı” anlamında kullanılmıştır. Burada, parlak kırmızı renkte değerli bir taş olan “lal” taşına bir gönderme söz konusudur. Lalenin batı dillerindeki karşılığı “Tulip”, “Tulipe” ya da “Tulpe”dir. Bu ismin ortaya çıkması konusundaki en yaygın görüş ise Kanuni Sultan Süleyman döneminde laleye “tulipan” denilmesi ve o dönem Avusturya elçisi olan Busbecq’in İstanbul’la ilgili yazdığı hatıralarında bu ismi kullanmasından kaynaklanmaktadır (Şeralioğlu, 2015).     

Mitolojide lale
  

Yazgan (2006)’a göre mitolojide lale çiçeği, güneş ve bitki tanrısı Adonis’in can verdiği sırada akan kanlarıyla sulanan toprakta yerleşen bitkidir. Adonis, İbranicede “efendi” anlamına gelen Tammuz (Türkçe Temmuz) adının karşılığıdır. İran mitolojisine göre ise bir yaprağın üzerindeki çiğ tanesine yıldırım düşmüş ve alev alan yaprak o haliyle donup kalarak laleye dönüşmüştür. Göbeğindeki siyahlık da yıldırımdan arta kalan yanık izidir. O günden sonra lale, rengi ve şekliyle şairlerin ilgisini çekerek sevgilinin yanağına, şarap dolu kadehe, muma, yaraya vb. benzetilip durmuştur (Hakverdioğlu, 2008).  

Osmanlı Döneminde Lale

Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi ve Türk kültürünün Anadolu’da yayılması, lalenin de bu topraklara gelmesini sağlamıştır. Selçuklu Devleti’nden kalma eserlerde kullanılan motiflerdeki lale figürleri bunu kanıtlar niteliktedir. Şeralioğlu (2015), lalenin ilk olarak Orta Asya’da yer alan Pamir Dağları’nda görüldüğünü belirtmektedir. Akdeniz kıyıları, Japonya, İran gibi pek çok yerde yetişen yabani laleler bulunmakla birlikte ilk yayıldığı bölge Transkafkasya’dan Anadolu’ya doğrudur. O dönemde ticaretin en canlı rotası olan İpek Yolu’nda lale soğanlarının da ticaretinin yapıldığı bilinmektedir.   
Lale, Romalılar ve Bizanslılar döneminde tanınmayan bir bitkidir. Bu döneme ait paralar, abideler ve eşyalar üzerinde motiflerine rastlanmamaktadır. Orta Asya’dan batıya göç eden kavimlerin beraberinde getirdiği bir değer olarak ortaya çıkmaktadır. Osmanlılar kadar olmasa da Selçuklular da laleyi kullanmışlardır. 

Tarih boyunca laleye en çok değerin verildiği dönem Osmanlı İmparatorluğu zamanıdır (Şekil 3). 1453’te İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, şehirde yeni kurulan park ve bahçelere lale dikilmesi konusunda emir vermiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise lale soğanları incelenerek araştırmalar yapılmış ve melezleme ya da seçme yöntemleriyle yeni türler geliştirilip çoğaltılmıştır. “Lale-i Rumi” 

denilen lale türleri de bu dönemde yetiştirilmeye başlanmıştır (Çekinmez, 2010).        

“Lale Devri”, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avusturya ile Pasarofça Anlaşması’nı imzaladığı 1718 yılı ile başlayan ve 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir. Bu dönemin padişahı III. Ahmet, sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır. Adını, o dönemde İstanbul’da yetiştirilen ve zamanla ünü dünyaya yayılan lale çiçeklerinden almıştır. 

Bu dönem Osmanlı İmparatorluğu’nda “Zevk ve Sefa Devri” olarak da bilinmekte olup, bu dönemden sonra imparatorluk giderek gerilemeye başlamıştır (Sarı, 2018).

Padişah Sultan III. Ahmet’in ve sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın Batı’dan getirttikleri yenilikler ile saray hayatında zevk ve eğlenceye düşkünlüğün giderek artması Lale Devri denilen bir devrin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu devirde laleye merak giderek artmış ve hatta yeni türlerin ülkeye getirilmesi için geziler düzenlenmiştir (Anonim, 1999).   
Bu dönemde çeşitli ıslahatlar yapılmıştır. Doğu sınırlarında güvenliğin arttırılması, ordunun yeniden düzenlenmesi, İstanbul’da itfaiye teşkilatının kurulması, İstanbul’da yeniden imar hareketlerinin başlatılması, yeni köşklerin/sarayların yapılması, Türklere ait ilk basımevinin açılması, Yalova’da bir kağıt fabrikasının kurulması, dokumacılık/çinicilik ile ilgili yapımevlerinin çoğalması vb. bu dönemde gerçekleştirilen ıslahatlar arasındadır. Fakat padişahın, sadrazamın eğlence ve israfları, yakınlarını iyi mevkilere getirmeleri ve yeni vergilerin 

konması halkı sıkıntıya sokmuş ve şikayetlere sebep olmuştur. Tarihimizde Patrona Halil isyanı diye anılan isyan bu dönemde ortaya çıkmış; isyancıların ısrarıyla İbrahim Paşa öldürülmüş ve sonra Sultan III. Ahmet tahttan indirilmiştir. Böylece Lale devri kapanmıştır (Anonim, 1999).

Lalenin Avrupa Macerası

1554-1562 yılları arasında Avusturya elçisi olarak Osmanlı İmparatorluğu’na gelen Ogier Ghiselin de Busbecq Viyana’ya dönerken birçok bitkinin yanı sıra lale soğanlarını da yanında götürmüştür. Busbecq, bu soğanları imparatorluk bahçeleri sorumlusu arkadaşı Carolus Clusius’e verip, Türkler’in yetiştirdiği laleleri ona anlatmış, Clusius, Busbecq’in getirdiği soğanlarla Avusturya’da lale üretmeye başlamıştır. Clusius, 1593’te ülkesi Hollanda’ya dönerken lale soğanlarını da beraberinde götürmüş, orada üretmeye devam etmiştir. 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Hollanda’yı lale çılgınlığı sarmıştır. Lale ticareti günden güne önem kazanmış ve her yerde lale yetiştirilmeye başlanmıştır. 1636 sonbaharında çılgınlık iyice hat safhaya varmış, laleler açtığında fiyatların inanılmaz yüksekliği yüzünden tüccarlarda laleyi alacak para kalmamıştır. Hollandalılar, artık lale almak yerine satmaya başlamışlardır. 1637’de devlet bu duruma el koyarak yeni bir düzenleme yapıp, lale ticaretini daha 

küçük ölçekli ve kontrol edilebilir bir duruma getirmiştir. Böylece “lale çılgınlığı” da kontrol altına alınmıştır (Afyoncu, 2017) 

İslamda Lale

Lale, çoğu bitki gibi İslamiyet’te önemli bir yere sahiptir. Dinin etkisinde değişen kültür içinde de oldukça önemsendiği gözlenmektedir.
Arapça yazılışında “Lale” kelimesi ile “Allah” ve “hilal” kelimelerinin harflerinin aynı olması, lale kelimesindeki harflerin yerlerinin değiştirilmesiyle diğer iki sözcüğün elde edilebildiğinin anlaşılması ve dolayısıyla da bitkinin dini açıdan bir 

önem arz etmesi, bitkiye olan ilginin de artmasını sağlamıştır. Eski yazıda “Allah” ve dolayısıyla lale kelimesinde noktalı harf bulunmadığı için lekeli laleler makbul sayılmamıştır (Kam, 2003; Hakverdioğlu, 2008). 

İstanbul Lale Vakfı (İLAV) (2018), lalenin tasavvuf açısından anlamı ile ilgili olarak şunları belirtmektedir:
“Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nûrunun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir.
Bununla beraber Kur’ân-ı Kerîm’in (aynı zamanda Fâtiha sûresinin) altıncı âyeti de “Bizi dosdoğru yola (Sırât-ı Müstakîm’e) ilet” âyet-i kerimesidir. Bu âyet aynı zamanda bir duâ vasfı taşımaktadır.

Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, “ferâhâver (ferahlık veren)” denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur.”

Ayrıca tasavvuf geleneğinde, “İnsan-ı Kamil” yani “Efendi” kelimesi, Arap harfleri arasında “Elif” harfi ile ifade edilmektedir. Botanikte de, tek dallı bir çiçek olması, gövde kısmının dimdik olması, soğanının dallanmayıp tek bir sap üzerinde bir çiçek vermesinden ötürü lale çiçeği ile Elif harfi arasında bir ilişki bulunmaktadır (Ersoy, 2011).

Sanatta Lale

Bir devre adını veren bu güzel bitkiler için, Osmanlı İmparatorluğu zamanında zanaatkarlar tarafından “laledan” denilen vazolar yapılmıştır. Bu vazolar altın, gümüş, porselen ya da camdan, ağız kısmı dar, altı genellikle geniş, uzun vazolardır. Günümüzde bu vazoların örneklerine müzelerde rastlamak mümkündür.

12. Yüzyıldan itibaren Anadolu’da yapılan mimari eserlerde ve çinilerde lâle motifi değişik renklerde ve sık sık kullanılmıştır (Şekil 9). Lâle motifleri ile dikkat çeken bir mimari eser de, II. Selim’in emriyle Mimar Sinan tarafından Edirne’de yaptırılan ve yapımı 1568-1575 yılları arasında tamamlanan Selimiye Camii’dir (Ersoy, 2011).

Osmanlılarda görsel ve yazınsal sanat eserleri, tasavvuf, bahçe kültürü, ahşap oymacılığı, çini, seramik, mimari, şiir, edebiyat gibi birçok alanda konu olarak işlenmiş olan lale, dokuma kültüründe de yer bulmuştur. Lale, üretilen tekstil ürünlerinde ve halılarda kullanılan desenler ve motifler arasında önemli bir yere sahiptir. Günümüzde lalenin desen ve motif olarak tekrar kullanılmaya başlandığı gözlenmektedir.

Lale, birçok açıdan ve birçok alanda tarih boyunca önemini hiç kaybetmemiş bir bitki, bir simgedir. Adına şiirler yazılmış, eserler üretilmiş, festivaller düzenlenmiştir. Öyle ki literatüre “Lale çılgınlığı (Tulipomania)” diye bir sözcük girmiştir. Hz. Mevlana “Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece “yâr” haberdâr olsun.” dizelerini kullanırken; günümüz yazarlarından İskender Pala, 2009 yılında kaleme aldığı “Katre-i Matem” isimli romanında Hafız Çelebi karakterinin ağzından laleyi şu güzel sözlerle tanımlamaktadır: 
“(Lale) bir kimlik, bir ruh şahsiyetidir ki Selçukoğulları ve Osmanoğulları’nın naz ile büyüttükleri taze eda içinde yaşar. Öyle ki Ebülfeth Mehmet Han zamanında Manisa’da serpilip yetişmiş, Kanuni Süleyman Şah asrında İstanbul bahçelerinde süslenip güzelleşmişti. Yazık ki şimdilerde en renkli elbiselerini Felemenk diyarında kuşanmış bir gelin misali vatanına hasret çekiyor, ağlıyor, belki hıçkırıyor. İçinde siyaha çalan koyu mor bir hüzün saklayan bu çiçek bahçelerde açtığı vakit Felemenk diyarındaki laleler –ki onlar bu vatanın evden kaçırılmış kızlarıdır- kimliğini yeniden hatırlayacak. Ve onlar, taa Sadabat bahçelerindeki mütevazı evlerine dönesiye kadar, her baharda, bu çiçek gibi bir özel çiçeği yetiştirmek için çırpınıp duracağım ben. Tıpkı “Nur-ı adn” (Cennet nuru) adıyla ilk değişik laleyi üreten Ebussuud Efendi gibi, tıpkı sayfa sayfa lale desenlerini boyayıp bir külliyat hazırlayan tabip Mehmed Aşıkî Efendi gibi, tıpkı “Netâyicü’l-ezhâr (Çiçeklerin Neticeleri)” isimli kitabın yazarı Cerrahpaşa Camii imamı Ahmet Ubeydi oğlu Mehmed Efendi gibi... Ve daha adıyla sanıyla belki iki yüz kadar şükûfeci gibi... 
 
(…)Ve elbette lale Doğuludur, Hıristiyanlık kadar, Musevilik kadar, İslamiyet kadar  doğuludur yani… Lale utangaçtır, taze bir gelin kadar, iltifat görmüş bir nazenin ka-

dar utangaç... Lale altı yaprağıyla hercayidir, batılar ve kuzeyler kadar, alt veya üstler kadar... Lale sabr-u sebatın, ölümden sonra dirilmenin adıdır, ekim mevsiminde ekilip nisan mevsiminde açacak kadar…”

 

Sonuç 

Bitkiler, her dönem ve her toplumda hem şekilleri, hem de onlara yüklenen anlamları nedeniyle her alanda önemli birer varlık olmuşlardır. Bunlar içerisinde tarihimizin bir dönemine ışık tutan, yalnızca geçmişin değil bugünümüzün ve geleceğimizin de bir parçası olacak olan lalenin yeri ve önemi tartışılmazdır. Lale, tarih açısından bir köprü vazifesi görmekte; kültürler arası bir elçi olmakta ve sanatsal bir değer taşımaktadır. Tüm bu nedenlerden ötürü lalenin korunması, yaygınlaştırılması, üretiminin arttırılması ve tüm dünyada hak ettiği yeri alması için, laleyle ilgili çalışmaların ve araştırmaların arttırılması son derece önem arz etmektedir.  

Kaynakça:

 

Afyoncu, E., 2017. Hollandalılar Lale Soğanını Pişirip Yemişlerdi. Sabah Gazetesi. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/erhan-afyoncu/2017/04/16/hollandalilar-lale-soganlarini-pisirip-yemislerdi 

Anonim, 1999. Lale Devri. http://www.osmanli700.gen.tr/olaylar/olayl1.html 
Anonim, 2018a. Lale bitkisi.
https://www.yorkpress.co.uk/news/15202610.Fifth_tulip_festival_set_to_bloom/ 

Anonim, 2018b. Selçuklu lale motifi.
https://tr.pinterest.com/pin/445082375649200423/?lp=true
Anonim, 2018c. Osmanlı İmparatorluğu lale motiflerine bir örnek.
https://tr.depositphotos.com/vector-images/osmanlı-lale.html
Anonim, 2018d. Osmanlıda lale devri.
https://www.yenisafak.com/yenisafakpazar/lale-devrinde-hastalik-izi-2053306
Anonim, 2018e. Hollanda’da lale çılgınlığı.
http://www.paranotu.com/finans-dunyasinin-en-kotu-gunleri.html/lale-cilginligi
Anonim, 2018f. Lale ve besmele tasviri. https://ihyaca.wordpress.com/lale-ve-besmele-imj-2/
Anonim, 2018g. Arapça Allah-Hilal-Lale yazılışı.
 http://www.risaleforum.net/islamiyet-72/islam-akaidi-ve-fikih-116/imanin-sartlari-122/allaha-iman-129/55492-neden-lale-ve-gul.html  
Anonim, 2018h. Laledan örneği. http://www.sessiztarih.net/2013/12/laledan-ne-demektir.html 
Anonim, 2018i. Lale motifi. https://www.cokbilgi.com/yazi/osmanli-cini-sanati-nasil-yapilir/ 
Çekinmez, S., 2010. Türk Çini ve Seramik Sanatında Lale. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Seramik Anasanat Dalı, Eskişehir, 127 s.
Ersoy, E., 2011. Lale Üzerine Notlar. Düşün-Ü-Yorum Dergisi, sayı: 10, İstanbul, 1-8 s. 
Hakverdioğlu, M., 2008. Lale Devri ve Lale İsimleri. Turkish Studies, International Periodical Fort he Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 3 / 4, Summer, 472 – 498 pp.
İstanbul, Lale Vakfı (İLAV), 2018. Tasavvufta Lalenin Anlamı. https://www.ilav.org/tasavvufta-lalenin-anlami.php (Erişim tarihi: 19.11.2018).

Kam, Ö. F., 2003. Divan Şiirinin Dünyasına Giriş. (Haz: Halil Çelik) MEB Yay., Ankara, s. 155.
Pala, İ., 2009. Katre-i Matem. Kapı Yayınları, İstanbul, 480 s.
Sarı, İ., 2018. Büyük Türk Devletleri. Nokta E-book Publishing, Antalya, 361 s.
Şeralioğlu, N., 2015. “Bir çiçek, lale, nasıl olur da bir tarihe ışık tutar?”. (Ed: Vedat Özdan) http://m.t24.com.tr/yazarlar/vedat-ozdan/bir-cicek-lale-nasil-olur-da-bir-tarihe-isik-tutar,11066 (Erişim tarihi: 25.11.2018)
Yazgan, M. E., 2006. Lale. Peyzaj Sanat Tarihi basılmamış ders notları. Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Ankara.

 

Plants, especially those with flowering, have various psychological effects, such as emotional relief for people, directing to beautiful thoughts. In addition, some plants evoke different feelings in different religions and civilizations. One of these plants is the ‘Tulip’ which gives the name of a period during the time of Ottoman Empire. Tulip is a symbol of a plant, which in many respects and in many areas has never lost its significance throughout history. Poems were written, works were produced, festivals were organized on the name of Tulips.

Dr. Öğr. Üyesi Arzu Altuntaş

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz