Tarihi kentlerimizde yerleşme dokusu genel olarak topoğrafya ile ilginç bir bütünleşme ve uyum sergilemektedir. Birçok tarihi kentin erişilmesi zor, en yüksek noktasına yerleşmiş bir akropolü ya da kalesi bulunmaktadır. Kimi kentlerde ise toplumun en çok değer verdiği anıtlar görünüme egemen olmaktadır. Genel görünüme egemen bir veya birkaç anıtın çevresinde yöreye özgü çatı biçimleri, bacalar, kubbe ve kuleler, minareler gibi tekrar eden öğelerin bir araya gelmesi ile kent için tanımlayıcı bir özellik taşıyan kent silüeti oluşmaktadır. Yerleşmenin temel ögelerinden vazgeçilemeyeceği gibi onların biraraya gelmesi ile oluşan, kentle özdeşleşen genel görünümün bozulması da istenmez (Ahunbay, 2004).
Dini yapıların yer aldığı alanlar, tarihi çevreler, tarihi kent dokuları, kentsel belleği yansıtan özel alanlardır. Bu alanların yaşatılması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması adına korunması ve kentin mevcut yaşam koşullarıyla uyumlaştırılması gerekmektedir. Kentsel tasarım bu anlamda en etkili araç olmaktadır. Ülke ölçeğinden tek yapı ölçeğine kadar detaylandırılan kentsel tasarım projeleri, tarihi kent merkezlerinin korunması ve günümüzün yaşam koşulları ile bütünleştirilmesi için en uygun ve en doğru çözüm yöntemidir. 
Türkiye’nin Topkapı Sarayı ve Ayasofya Müzesi’nden sonra en çok ziyaretçiye ev sahipliği yapan Mevlana Müzesi, birçok ulemaya tanıklık etmiş ve Konya’nın dünyada tanınan yüzü olmuştur. Bu çalışmada Mevlana Müzesi örneğinden yola çıkarak tarihi ve dini yapıların peyzaj tasarımının nasıl olması gerektiği irdelenecektir. 

Tarihi çevre kavramı ve tanımı

Doğal felaketler, sosyal ve ekonomik yapıdaki değişimler, tarihi çevrelerde zaman içinde genellikle olumsuz biçimde  kendini hissettirmektedir. Bu nedenle tarihi çevrelerin korunması ve geleceğe aktarılması için afet risklerinin veya insan kaynaklı risklerin dikkate alınması ve koruma-yaşatma ön koşullu planlama ve tasarımlar gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 
Geçmiş uygarlıklardan bugüne ulaşabilen kültür değerlerinin bir kez daha yenilenemeyecek düzeyde duygusal, işlevsel, ekonomik, bilimsel, edebi, efsanevi ve estetik değer taşımaları, onlara ‘Tarihi Miras’ niteliği kazandırmıştır. Tarihi Miras niteliğindeki ögelerin biraraya gelişleriyle oluşturdukları bütün ise ‘Tarihi Çevre’ olarak tanımlanmaktadır (Aydemir vd., 1999) (Şekil 1). 

 

 Şekil 1 Tarihi miraslar ve tarihi çevreler (2018) 

Eski kent ve mahalleleri incelemek, bugünü anlamaya, kendimizi tanımaya, tanımlamaya yardımcı bir araçtır. Tarihi çevreler, insan ölçüsüne göre düzenlenmiş mekanlar olarak öğretici ve ilgi çekicidirler. Sosyal ilişkileri olumlu yönde etkileyen ve bireyler arasındaki birlik duygusunun pekiştirilmesine yardımcı olan bir ortamları vardır (Ahunbay, 2004).
Geçmiş uygarlıkların sosyal ve ekonomik yapısı, yaşam felsefesi, estetik duyarlığı ile ilgili ayrıntılar tarihi çevrelerde saklıdır. Yaşam koşullarının, geleneklerin, yapım tekniklerinin hızla değiştiği bir dünyada tarihi kent mekanları geçmişte nasıl bir çevre içinde yaşandığını gösteren açık hava müzeleri olarak da düşünülebilir (Ahunbay, 2004).
Tarihi kenti incelemek bize geçmişteki sanatçıların mimari çözümlerine, yaratıcılığına ilişkin ipuçları verir, bugün belki tasarlamayı hayal bile edemeyeceğimiz özel yaşam mekanlarının gerisindeki yaratıcı kaynağın gücünü duyumsatır. İçinde yaşayanlar yok olsa da, onları çevreleyen mekanların ayakta olması bizler ve gelecek kuşaklar için yaşayan tarih olarak çok önemlidir. Bu özgün veriler, günümüze ulaşamayan ve hakkında çok az yazılı bilgi olan yaşam biçimlerinin anlaşılmasına, hayal gücüyle canlandırılmasına katkıda bulunmaktadır (Ahunbay, 2004). 

 

Tarihi çevrelerde peyzaj tasarımı

Kentlerimize kişilik veren, kentlilerin kendilerini kentle özdeşleştirebileceği çeşitli ögelerden en belirgin ve etkin olanı, kentin yaşam mekanlarına dördüncü boyutu (zaman boyutunu) veren tarihi çevrelerdir. Tarihi çevreler, fiziksel homojenlikleri, uzun geçmişleri, kültürel, sosyal, ekonomik, arkeolojik ve estetik değerleri dolayısıyla korunması ve değerlendirilmesi gereken kent dokularını ve yapı gruplarını içinde barındıran alanlardır (Doratlı ve Önal’dan, 2000). 
Kentin kimliğinin okunabilmesi için tarihi nitelik taşıyan kentlerin korunması, çevreleriyle birlikte değerlendirilmesi ve kentsel kalitenin yükseltilmesi sağlanmalıdır. Aksi halde kentler, kimliksiz, anlamsız mekanlar olmaktan öteye geçemeyecektir. Kentsel tasarım bu anlamda öne çıkmaktadır. 
Kentsel tasarım ile yeniden düzenleme, geliştirme ve koruma-yenilemeyi esas alan bir projelendirme süreci uygulanabilmektedir. Kentsel tasarım mekan ve mekanlar arasındaki ilişkileri yeniden düzenlemektedir. Bu ilişkilerin güçlendirilmesi, birey tarafından algılanabilme özelliklerinin artırılması açısından önemli bir yer tutmaktadır (Akşin, 2014).
Kentin kültürel kimliğinin sürdürülebilmesi, sadece yapı bazında bir korumanın etkin olması ile sağlanamamakta, bunun yanı sıra bir dizi politikanın da etkin olması gerekmektedir. Bu da hedefleri, stratejileri, öncelikleri, politika ve araçlarıyla planlamanın ilke ve kararlarının yürürlüğe girmesi ile olanaklıdır (Akşin, 2014). 
Kültür mirasının bulunduğu alanların, koruma ve kullanım ölçütleri belirlenerek yaşatılması bir zorunluluktur. Fiziksel bakımdan yerleşim yapısının ve konumunu belirleyen özelliklerin toprak yapısı, topoğrafya, iklimsel unsurlar (ısı, nem, sıcaklık, rüzgar yönü gibi) ile doğal peyzaj ve bitki örtüsü kullanımının korunması gerekmektedir.Bu doğal çevre üzerine gelen ve mülkiyet ile sınırlanan doku bütününde, mevcut durum analizinin yapılması ile, kullanıcıya ve kültürüne uygun düzenlemelerin rahatlık, konfor, dayanıklılık gibi işlevsel özelliklerin yanı sıra estetik kaliteyi içeren bir çerçevede tanımlanması gereklidir (Akşin, 2014) (Şekil 2). 

 

 Şekil 2 Dokusal bütünlük, Autun-Fransa’daki 12. yy’dan kalma katedral ve Roma yapıları (2018)

 

Tarihsel, kültürel ya da ekolojik bir olgu olarak kentsel çevre değerlerinin yeniden önem kazanması, buna bağlı 

olarak tarihsel-kentsel çevrede tek tek korunan ögelerden, kentsel dokunun geleneksel değerlerinin bütünselliğinin gözetilmesine yönelik koruma ve yenilenmesine ilişkin projelerden, doğal çevre koruma ve kullanmaya kadar çeşitli uygulama alanları ve çeşitli ölçeklerde yeni görevler tanımlanmaktadır (Bilsel vd., 1998). 
Geçmişin sosyo-kültürel yaşam biçimi, estetik duyarlıklarını günümüze taşıyan tarihi çevreler, kentlerin ayrılmaz bir parçası durumundadır. Özgün nitelikler taşıyan bu alanların günümüz yaşam koşullarıyla bütünleştirilerek yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması kent kimliğinin devamlılığı bakımından gereklidir. Tarihi dokular, bir müze objesi olmaktan kurtarılmalı ve geçmişi tanıtarak günümüzün fiziksel ve sosyo-kültürel ilişkiler düzeninde anlamlı bir yer kazanmalıdır. Bu nedenle kentsel peyzaj tasarımı kentin fiziksel ve sosyal karakterinin oluşumunu sağlarken, tarihi dokuların korunması-yaşatılması ve geliştirilmesi bağlamında etkin bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. 
Tüm doğal ve kültürel varlıkların kent insanının yaşam biçimiyle uyumlaştrılması, bütünleştirilmesi süreci olan kentsel peyzaj tasarımı, yapılar, yollar, açık ve yeşil alanlar, düğüm noktaları gibi kentsel ögelerin tümünün birbirleriyle ilişkisinin düzenlenmesini sağlarken, kültürel varlıkların korunması ve yaşatılması birinci amaç olmalı, koruma-yaşatma-geliştirmeye yönelik düzenlemelerle yaşanabilir bir kentsel peyzaj oluşturulmalıdır. 

Hz. Mevlana kimdir?

Mevlana’nın doğum tarihi 30 Eylül 1207’dir. Asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Ruma’de kendisine sonradan verilen isimlerdendir. ‘Efendimiz’ anlamına gelen Mevlana ismi, O’na henüz genç yaşlarda Konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilmiştir. Bu ismi Şemseddin-i Tebriz-a ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenler kullanmış, bu isim adı yerine sembol olmuştur. Ruma, Anadolulu demektir. Mevlana’nın Ruma diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyar-ı Rûm denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da yaşaması ve nihayet türbesinin orada olmasındandır (Hz. Mevlana’nın hayatı, 2018).
Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde vefat edince, babasının başucuna hazırlanan kabre defnedilmiştir. 

Mevlana Müzesi çevre düzenlemesi

Konya’da bulunan Mevlana Celaleddin-i Ruma türbesi pek çok ziyaretçiyi ağırlamaktadır. Çevresindeki mescit, semahane, meydan-ı şerif, matbah, derviş hücreleri, şadırvan, şeb-i arus havuzu ve çelebi dairesiyle külliye haline getirilen türbe, 1926 yılından bu yana müze olarak faaliyet göstermektedir (Şekil 3). 

Şekil 3 Mevlana Müzesi (2018)
Yeşil Kubbe denilen Mevlana’nın türbesi, dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine yapılmıştır. O günden sonra yapı faaliyetleri hiç bitmemiş, 19. yy sonuna kadar yapılan eklemelerle devam etmiştir. Osmanlı sultanlarının bir kısmının Mevlevi tarikatından olması türbeye özel bir önem verilmesini ve iyi korunmasını sağlamıştır. Müze alanı bahçesi ile birlikte 6.500 m2 iken, yeri istimlak edilerek gül bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m2’ye ulaşmıştır.

Sonuç

Dini yapılar, sadece ibadet edilen bir yer olarak düşünülmemelidir. Dini yapıların çevre tasarımları her türlü sosyal etkinliğin yapılabileceği, günün her saatinde her yaştaki kesime hitap edebilecek niteliklere sahip olmalıdır. 
Tarihi çevre içerisinde yer alan dini yapıların etrafında o yapıt ile yarışacak derecede herhangi bir apartman vb. yapılar inşa edilmemelidir. Dini yapıların bahçe ve yan fonksiyonları da göz önüne alınmalıdır. Kentsel mekan içinde dini yapıların yeri de kendisi kadar önemli olmak durumundadır. Çünkü; yolunun düzgünlüğünden yapının konumuna, bahçesindeki çiçekten ulu ağacına, avlusundaki düzenden içerdiği müştemilatların işlevselliğine, bahçe ortamından mimarisine kadar her şey, burayı kullanan topluluğu etkilemektedir. Dini yapıların çevresinde yeterli derecede dış mekan oluşturulmalıdır. 
Bunun yanı sıra ışık, çevrenin algılanması için en önemli ihtiyaçtır. Bu durum, malzemesi ışık olan aydınlatmanın önemini ortaya koymaktadır. Dini yapılarda ışık ve aydınlatma, görsel konforu sağlamanın yanında, insanların ruhani duygularını etkilemek ve yine yapının mimari özelliklerini vurgulamak için kullanılmaktadır. Bu nedenle, tekniğine uygun bir aydınlatma düzeninin kurulabilmesi için aydınlatma tasarımının, aydınlatma tasarımcısı tarafından yapılması gerekmektedir. 

 

Kaynakça:

Ahunbay, Z. (2004). Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon. 3. basım, Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, Ali Rıza Baskan Güzel Sanatlar Matbaası, İstanbul, 183 s.
Akşin, M. M. (2014). Tarihi ve Dini Yapıların Peyzaj Tasarımı. Basılmamış Yükseklisans Tezi, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara. 
Aydemir, S., Aydemir, S. E., Ökten, N., Öksüz, A. M., Sancar, C. ve Özyaba, M. (1999). Kentsel Alanların Planlanması ve Tasarımı. Karadeniz Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Ders Notları No: 54, Trabzon, 477 s.
Bilsel, S. G., Yaslıca, E., Büyükmıhçı, G., Erkman, S. ve Hisarlıgil, H. (2000). Kültürel süreklilik sağlamada yaratıcı kentsel tasarımın işlevi. Kentsel Tasarım Kentsel Çevreye Çok Disiplinli Bir Yaklaşım Aracı 1. Kentsel Tasarım Haftası, ed. M. Çubuk, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir Bölge Planlama Bölümü Kentsel Tasarım Bilim Dalı, İstanbul, s. 145. 149. 
Dokusal bütünlük (2018). 05.12.2018 tarihinde http://www.europeanwaterways.com adresinden erişildi. 
Doratlı, N., Önal, S. (2000). Tarihi çevrelerde kentsel tasarım stratejileri: Lefkoöa Arab Ahmet Bölgesi canlandırma projesinin stratejik yaklaşımlar açısından değerlendirilmesi. Kentsel Tasarım Kentsel Çevreye Çok Disiplinli Bir Yaklaşım Aracı 1. Kentsel Tasarım Haftası, ed. M. Çubuk, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir Bölge Planlama Bölümü Kentsel Tasarım Bilim Dalı, İstanbul, s. 167. 
Hz. Mevlȃnȃ’nın hayatı (2018). 01.12.2018 tarihinde http://muze.semazen.net adresinden erişildi. 
Mevlȃnȃ Müzesi, (2018). 05.12.2018 tarihinde http://www.semazen.net adresinden erişildi.
Tarihi miraslar ve tarihi çevreler, (2018). 05.12.2018 tarihinde http://mgsarchitecture.com adresinden erişildi. 

 

The settlement texture in our historical cities exhibits an interesting integration and harmony with topography in general. Many historical cities have an acropolis or castle, which is difficult to reach, at its highest point. In some cities, the monuments most valued by the society dominate the view.

 

Dr. Öğr. Üyesi H. Simten Sütünç 

Prof. Dr. Murat Ertuğrul Yazgan 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz