Tarihsel süreç içinde tüm sanat ve mimari eserlerin oluşumunu etkileyen kültür, Türk bahçe sanatının da önemli bir belirleyicisi ol-muştur. Toplumsal olaylardan felsefi ve dini yaklaşımlara kadar çeşitli akımlardan etkilenen bahçe olgusu, somut bir kültürel bileşendir (Tazebay ve  Akpınar,2010).   Türk bahçesi, binlerce yıl içinde çeşitli kül-türlerin ve coğrafyanın etkileri sonucu oluşmuş bir yapıdır. Türk bahçelerinin her ne kadar İslam bahçe kültürünün bir bileşeni olduğu düşünülse de, Türk toplumlarının varlık gösterdiği coğrafya nedeniyle özellikle Akdeniz, İran, Çin, Hint ve Bizans bahçelerinden etkilenmiş olduğu görülmektedir. 

Genel olarak doğayla formel ve informel bir ilişki kuran Türk bahçesi, özellikle informel bir ilişki, onunla aynı düzeyde yeşilliğin, suyun, kuşun, çiçeğin yanı başında onlarla kaynaşmış görme çabasındandır. Bahçe, Türkler için bir seyir yerinden ibaret değildir. İçinde yaşamak, doğanın huzur verici varlığını yakından duymak nedeniyle yaratılır. Öyle ki Türklerde bahçe yapıdan önce gelmiş; havası, suyu, görünümü güzel bir yer olarak seçilmiş; çoğu kez konut sonradan yapılmıştır. İçinde yaşanırlılık nedeniyle Türklerde bahçe aynı zamanda fonksiyoneldir. Başka bir deyişle bahçe göstermelik değildir; oturmak, yiyip-içmek, dinlenmek, dolaşmak, oyun oynamak gibi etkinlikler yanında bitkisel ögelerinde yetiştirildiği yerdir. Yaşanabilirlilik olanaklarında türlülük aranmasına karşın, kullanılan malzemelerde yalınlık gösterilir (Evyapan,1974).

Özellikle özünde bir Türk-İslam sentezi olan Osmanlı İmparatorluğu dönemin-de; içinde barındırdığı farklı dinsel-et-nik öğeler ile göçebe Türk toplulukları ve Selçuklu Devleti’nden devralınan kültürel mirası uyumlu bir şekilde harmanlanarak özgün bir doğa algısı ortaya konmuştur. Dolayısıyla Türk tarihinin en görkemli halkası olan Osmanlı Devleti’nde bahçe ve bitki kültürü; saray bahçelerinden, küçük ev bahçelerine ve kamusal alanlara, mimari, tasvir, minyatür, süsleme sanatları, dokumacılık ve edebiyata kadar birçok dalda uygulama alanı bulmuştur (Çınar ve Kırca 2010).

 

16. yüzyılda saray seçkinlerinin ve şairlerin toplanma mekânları, hususî haneler, tekkeler ve saraya ait ya da hususî bahçelerden oluşmaktaydı. Bu toplanma mekânları arasında bahçelerin özel bir önemi vardı. Sultan ve sarayı ise entelektüel hayatın merkezinde yer alıyordu. Bu seçkin insanlar şiir okumak ve eğlenmek için sultanın bahçelerinde (has bahçelerde) ya da hususî bahçelerde toplanıyorlardı (Şişman,2015). 17. yüzyılda iki aksla dört parçaya bölünmüş bir plan esasına dayanan bahçe,  köşk, kameriye ile sonlandırılmıştır. Parterler dört köşe veya taştan çevreler içine alınmış, çiçek sandıkla-rıyla süslenmiştir. Bahçede su ögesi, sulama fonksiyonu yanı sıra dinlenmek ve musiki için var olurken, serinlemek için gölge, renk ve koku için çiçek, kulak ve ruh zevki için müzik, Türk İslam bahçelerinin ortak temel ilkeleri olmuştur.

 18. yüzyıl başlarında da genel bahçe düzeni aynıdır. Ancak su oyunları bakımından zenginlik gösterir (Eldem, 1975). 18. yüzyıl sonrasında ise Avrupa’da geniş yankı bulan Rönesans ve Barok akımlarının Osmanlı devlet adamları tarafından da benimsenmesiyle, özellikle bahçecilik ve mimaride yeni bir döneme girilmiş, bahçeler özgün karakterini hızla yitir-meye başlamıştır. Batılı bahçıvan, mimar ve ressamların Osmanlı Devleti için çalışmak üzere davet edilmesiyle doğal formlar bir kenara bırakılarak formal formlar ağırlık kazanmış, süslemeler-de gösteriş ve abartı tercih edilmiştir. (Çınar ve Kırca 2010).

Türk bahçesinin batı etkisinin hissedildi-ği dönem ‘Lale Devri’dir. İdari ve siyasi yönden bir gerileme başlangıcı olan bu periyodda, Haliç ve Boğaz kıyıları-na yayılan sayısız sahil, saray, köşk ve yalıların bahçe ve koruları, bir ‘bahçe ve su şehri’ görünümüne bürünmüştür (Akdoğan, 1995).

Böylece yabancı bahçe uzmanlarının birçok saray ve kasır bahçesini dü-zenleyerek Rönesans ve Barok bahçe ögeleriyle donatmasıyla arazi yapısı, iklim özellikleri kadar, Osmanlı yaşam felsefesine ve zevkine uymayan, yoz-laştırılmış Rönesans ve Barok örnekleri ortay çıkmaya başlamış, bahçeler artık ‘yaşanılan’ olmaktan çok ‘seyredilen’ mekanlar haline gelmiştir (Evyapan, 1974).

Batı etkisine en çok büyük kentler açılmıştır. Özellikle İstanbul çağın başkenti olduğundan, elçiler, gezginler yoluyla, batıyla ilişkisinin sıklığı ve yöneticilerin de burada toplanmış bulunmaları ne-deniyle, batıdan en çok etkilenen kent olmuştur.

Bu etkilerle düzenlenen saraylara örnek olarak Sadabad Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı ve Topkapı Sarayı verilebilir. (Eldem, 1975).

Osmanlı Türk İmparatorluğunun Kalbi Ve Tek Merkezi:

Topkapı Sarayı Ve Bahçesi

 

• Manevi ve uhrevi havasıyla, ihtişamlı Topkapı Sarayı’nı incelemek bize Osmanlıyı tanımakta yardımcı olacaktır.

Ilk İmparatorluk Sarayı (Eski Saray) Fatih Sultan Mehmet tarafından 1454 yılında kentin merkezinde, bugün Istanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yüksek platonun kuzeyinde insa edilmiştir. (Seçkin, 2000; Çaçur, 1999). Saray-ı Atik çevresinde zaman içinde oluşan yoğun yerleşim ve ortaya çıkan yeni isteklere daha kolay çözüm bulma ihtiyacı, buranın terk edilmesine ve Topkapı Sarayı’nın yapımına başlanmasına neden olmuştur (Iskender, 1995).

Yeni Saray (Saray-ı Cedide-i Âmire, Saray-ı Hümayun) olarak da bilinen saray kompleksi, İstanbul’un fethinden hemen sonra inşa edilmeye başlanmıştır. Topkapı Sarayı ismi I. Mahmud döneminde Sarayburnu’nda inşa edilen ve 1862’te yanan Top Kapısı Sahil Sarayı’ndan esinlenerek yapılmıştır.

• Yapımı en uzun süren devlet sarayıdır. Topkapı Sarayı, dünyada örneği görülen diğer devlet sarayları gibi bir plana göre inşaatına başlanıp belli bir sürede tamamlanmış bir bina değildir. İstanbul’un fethini takip eden yıllarda yapımına başlanıp her Sultanın kendi ihtiyacına göre ilavelerle zenginleştirdiği bir saray kompleksidir. Bu özelliği sebebiyle onu canlı bir organizmaya benzeten tarihçiler vardır. (URL 5) .

Çeşitli dönemlerde, değişik sultanların yaptırdığı ek binalar ve yenilemelerle görkemli bir boyut kazanan saray, bu görünümü ile Osmanlı devletinin merkezi yönetim sisteminin evrensel boyutu ile de paralellik gösterir.

Yaklaşık yedi yüz bin metrekarelik bir alana yayılan sarayın özellikle bahçeleri, yüzyıllar içinde büyük değişimler geçirdiyse de, sarayın ana şeması değişmemiştir. Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümâyûn, Bâbüsselâm ve Bâbüssaâde denilen üç ana kapı ile dört avlu, Harem ve Has bahçeler’den meydana geliyordu. Etrafı, Sûr-ı Sultanî denilen bin dört yüz metre uzunluğunda yüksek bir duvar ile çevrilmiştir. Burası âdeta saray değil, müstakil bir dünyadır. (Şimşirgil,2016). Üç avluya açılan, törensel ve simgesel olarak sarayın ana omurgasını oluşturan üç kapı bulunmaktadır. Bunlardan ilki Bâb-ı Hümayun adını taşır ve Birinci Yer veya Alay Meydanı olarak da bilinen birinci avluya açılır. İkinci kapı Bâbüsselâm adındadır ve Divan Meydanı ya da İkinci Yer diye adlandırılan, sarayın asıl yapılarının bulunduğu avluya açılır. Bu avludan ise Bâbüssaâde denilen bir kapı ile Üçüncü Yer ya da Enderun Meydanı’na ulaşılır. Bâb-ı Hümayun, sarayın dışa açılan yüzü olup Alay Meydanı’na yani saraya ve birinci avluya girişi sağlamaktaydı. Bâbüsselâm; ikinci avluya açılan etkileyici bir giriştir. Kapı, devletin yönetici birimlerinin bulunduğu sarayın resmî kısmına açılmaktadır. Bu kapıdan ancak padişah atla girerdi. Simgesel anlamda sarayın en önemli yeri olan bu kapı, sarayın Enderun denilen kısmına açılmaktadır. Bu alanda laleler yetiştirildiği için burası Lale Bahçesi olarak da bilinir. Fatih tarafından inşa edilen Has oda’nın hemen arkasındaki Dördüncü Yer, Sofa-i Hümayun olarak bilinmektedir. Padişahların özel hayatlarının geçtiği bu havuzlu mermer terasta, IV. Murad (1623-1640) tarafından başarılı seferler hatırasına inşa edilen Bağdat ve Revan köşkleri yer almaktadır. Bu iki köşk, XVII. Yüzyılın Osmanlı sivil mimarlığının en güzel örneklerindendir (Kançal ,N-Ferrari ,2015).

Sarayın ilk üç avlusu dışındaki alanlar, dördüncü avlu adıyla anılmaktadır ve sarayın kullanıldığı dönemde bu alan daha çok köşklerin yer aldığı bir bahçeler topluluğudur. Osmanlı döneminde Topkapı Sarayının dış bahçesi olan Gülhane Parkı ise Topkapı Sarayının beşinci avlusudur (Yaltırık ve diğ, 1997).

Osmanlı’da Bahçe Anlayışının Saray Bahçesine Etkisi

 

Osmanlı bahçeleri, cennet bahçelerini yansıtmayı gaye edindikleri ve bu sebeple de mümkün olduğunca bahçenin doğal halini korumaya özen gösterdikleri için bu özellikleriyle diğer bahçelerden ayrılırlar. Bahçelerin yapısı, tabii olanla ahenk içinde olma fikrinin bir tezahürü gibir (Şişman 2015.)

14.yy sonunda Anadolu’da bir imparatorluk haline gelen Osmanlılar, büyük ölçekli bahçeler, mesire yerleri, çayır alanları, halka açık doğal parklar ve daha içe dönük konak ve konut bahçeleri oluşturmuşlardır (Erdoğan 1997). Osmanlı İmparatorluğu’nda özellikle Kanuni Sultan Süleyman dönemi bahçe ve çiçek kültürü açısından çok parlak bir dönem olmuştur. Bu kültür, Avrupa’yı da etkisi altına almış ve Türklerin bahçeye ve çiçeğe çok değer verdiği, ayrıca Türkler arasında bir çiçek dilinin bulunduğunu ve her çiçeğin bir anlam ifade ettiği birçok Avrupalı gözlemci ve sanatçı tarafından sıklıkla dile getirilmiştir (Atasoy 2003). Bu bahçeler tarihsel, dönemsel ve kültürel birikimin bir sonucu olarak benzerlik ve ortak özellikler göstermektedirler.

Grek tarihçi Kristovoulos, Topkapı sarayı bahçelerini 1465 yılında şöyle tasvir eder: “Bu çok büyük ve hoş bahçede çeşitli bitki ve ağaçlar bolluk içinde enfes meyveler verir. Soğuk, berrak ve içilebilir sular her köşeden şırıldayarak akar, güzelim ağaçlar ve çayırlar gözü okşar. Kuşlar cıvıldayarak etrafta uçuşurlar”(URL 11,2018).

Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan ağaçlar, Osmanlı’nın bahçe ve ağaç anlayışıyla oluşmuştur. Dönemin yazışmalarından anlaşıldığı üzere saray için İznik, Yalova ve Karamürsel kazalarına haber yollanarak Çınar, Dişbudak, Ihlamur, Karaağaç, Çitlenbik, Meşe, Defne, Erguvan, Ahlat gibi ağaç fidanları getirilmesi istenmiştir. Bugün bile plansız şehirleşmenin henüz tamamen yok edemediği, Boğaz’ın ve İstanbul’un doğal dokusunu meydana getiren ağaçlar kullanılmıştır. Gül fidanı Edirne’den, sümbül ve lale soğanları Maraş ve Toroslar’dan hatta Halep civarından getirilmiştir (Albayrak, 2000).

1610 yılında İstanbul’a gelmiş bir İngiliz devlet görevlisi olan Robert Withers (1996)’da Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusunda bulunan Servi sıralarına güzel çeşmeler ile ceylanların barındıkları çayırların eşlik ettiklerini yazmıştır. 1657-58 yıllarında İstanbul’u ziyaret eden İsveç Kralı X. Karl Gustav’ın elçisi Claes Ralamb (2008) ise bu avluyu bir parka benzeterek içinde Defne, Servi ve pek çok türden bitkinin yanı sıra kızıl geyik ve karacaların bulunduğunu ifade etmiştir.

Servi, Akdeniz ülkeleri ve Bizans’da olduğu gibi Osmanlı saray bahçelerinin de vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Bu ağaç, Osmanlı bahçelerinin mistik bir öğesi, edebi bir melankolinin simgesidir (Akdoğan, 1995). Servinin dimdik duruşu ve insan üzerindeki Tanrısal etkisi, zaman içinde bu bitkinin saray bahçelerinden çıkıp mezarlıklara da dikilmesine ve kutsal sayılmasına neden olmuştur.

Ülkemize önemli eserler kazandırmış olan sanat tarihçisi Atasoy (2002),

Topkapı Saray Müzesi’nde yer alan 18. yüzyılın ikinci yarısına ait belgelerden birinde Ağa Bahçesi’ne çeşitli boyda Ihlamur, Yediveren Karanfil, Yediveren gülü, Frenk gülü, Sarı gül, Frenk asması, Yasemin, Filbahri, Hasan Yusuf katmer alındığı bilgisinin yer aldığı, yani çiçek bahçelerine büyük bir özenle bakıldığını ifade etmiştir.

Fâtih Sultan Mehmed den itibaren imparatorluğa beş asır boyunca merkezlik yapan bu büyük beldenin bütün bahçeleri; ne yazık ki, bugün bizce aynı derecede malûm durumda değildir. Osmanlı devrinde İstanbul da her ev veya konakta olduğu gibi padişahlara ait saray, kasır ve köşklerin de birer bahçesi olduğu muhakkaktır. Zira gerek Osmanlı tarihlerinde, gerekse neşr olunmamış arşivde bu gibi mebâni-nin bahçe ismi etrafında zikredildiğine şahid olunmaktadır. Topkapı Sarayı’ndaki Hasbahçe içindeki binaların birçoğu ilim ve san’at öğretilen birer darü’l-mesa-i halinde idi. O vakte göre bir ilim veya sanat akademisi sayılan bu yere Hasbahçe denilirdi. (Erdoğan,1958). Fetih‘den sonra, yükselme döneminde (1453-1703), bahçe sanatında oldukça belirgin bir ilerleme vardır.

Has Oda’nın çift sıra sütunlu geniş revağının açıldığı yer, Sofa-i Hümâyun ya da Mermer Sofa olarak bilinen terastır. Çiçek bahçesi ve havuzlu mermer terastan oluşan bu mekân, Topkapı Sarayı’nın gözde mekânlarından biridir.

Topkapı sarayı ve bahçesinde birinci avlu daha çok bekleme niteliği taşıyan bir alan olarak kullanılmıştır. Alay Meydanı olarak bilinen İkinci avlu revaklar ile çevrelenmiştir. Matrakçı Nasuh, İstanbul tasvirinde ikinci avlu bahçesinin özelliğini, çimler, serviler ile ve iki top ağaçla ifade etmiştir. Kapıdan girince sol tarafta ahırlara giden yola

yakın günümüze kadar gelmiş olan bir çeşmede fark edilir (Atasoy, 2005). Evyapan‘a (1972) göre; Topkapı Sarayı has bahçesinin de 1819 yılına ait bir plana göre doğal karakterini koruduğu, fakat 1840 yılında Alman bir mimarın has bahçeden sorumlu olmasıyla bu yapının bozulmaya başladığı, 1855 yılında ise tamamen klasik anlayışla düzenlendiği görülmektedir (Çınar ve Kırca, 2010).

Sonuç

Türk bahçeleri, Orta Asya’dan günümüze uzanan bir kültür köprüsüdür. Farklı dönemlerde yapılan bahçelerin; o dönemin siyasi, sosyal, kültürel, dini, geleneksel ve ekonomik göstergelerinin bileşeni olduğu bilinmektedir (Tazebay, ve Akpınar, 2010).

Osmanlı yapı ve bahçe mimarisine dair Türk sanatının özelliklerini ve hemen hemen her evresini içinde barındıran en büyük Osmanlı sarayı özelliğini taşıyan Topkapı Sarayı bahçesi, öncelikli olarak içerisinde yaşanılabilirlik ilkesiyle planlanmıştır. Bahçede insanın bir parçası olduğu doğayı seyirlik bir tablo, gösteri sahnesi veya prestij sembolü olarak değil, içine girip değişik ölçeklerde farklı manzaralar görerek yaşaması ve doğayı hissetmesi amaçlanmıştır (Artan, 1999) .

Türk bahçe düzenlemelerinde baş sırayı alan doğaya hayranlık hissi, Topkapı Sarayı bahçesinde de düzenlemelerde ki yalın uygulamalar ve doğayı ve kullanıcıları zorlayacak tasarımların olmaması ile kendini göstermektedir. Fakat dönemsel farklılıklarla yenilenen bahçeler zamanla Batı sanatlarından izler taşımaya başlamıştır.

Özellikle sarayın IV. avlusu, batının etkisine sahip olduğu formel bahçe öğe kullanımlarıyla örnek teşkil etmektedir. Bu görüntü Osmanlı Devletinin tarih içinde geçirdiği değişim ve maruz kaldığı etkileri anlatması açısından önemlidir. Yine de bütün olarak bakıldığında Topkapı sarayı bahçesi, tek bakışta algılamayı amaçlayan Batı bahçelerinin aksine Türk bahçelerinin bir diğer özelliği olan algılamanın, yavaş yavaş keşfedilerek uzun sürede olması, çalışmanın en güzel örneğidir (Evyapan, 1991).

Bugün, ayrı bir önem ve öncelik kazanan hızla yitirdiğimiz ve yerine aynı değerde yenilerini koyamayacağımız tarihi çevreler, değişik mesleklere ve konuya bakış açılarına göre anlam kazanmaktadır. Dolayısıyla tarihi çevrenin korunması, değerlerin yitirilmemesi gerekliliği genellikle ilgili meslek disiplinlerinin yapacağı analiz ve çalışmalarla değerlendirilmelidir.

The Turkish garden is a structure that has been formed as a result of the effect of various cultures and geography in thousands of years. Although Turkish gardes are considered to be a component of the Islamic garden culture, it is seen that Turkish societies habe been influenced by the Mediterranean, Iran, China, Indian and Byzantine gardens due to the geography they exist.

Dr. Öğr. Üyesi Hande Sanem Çınar - Dr. Öğr. Üyesi ​Nilüfer Kart Aktaş

 

 

KAYNAKLAR

Akdoğan, G., 1995. Sanat Dünyamız, Bahçe Kültürü. Yapı Kredi Yayınları, Cogito Yayınları, Sayı: 58, İstanbul.

Albayrak, S., 2000. Gülhane, Yıldız ve Emirgan Parklarının Kent Parkı İşlevi Açısından İrdelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.

Artan, Tülay , (1999) “18. yüzyıl başlarında yönetici elitin saltanatın meşruiyet arayışına katılımı ” , Toplum ve Bilim , Vol.83, 292-322 (NA)

Atasoy, N. (2005), 15.yüzyıldan 20. yüzyıla Osmanlı Bahçeleri ve Hasbahçeler, İstanbul: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Çınar, S. ve Kırca, S., 2010. Türk Kültüründe Bahçeyi Algılamak. Journal of the Faculty of Forestry, Istanbul University, 60 (2): 59-68, İstanbul.

Eldem, S. H., 1975. Türk Bahçeleri. Milli Eğitim Basımevi, Ankara.

Erdoğan, M. (1958) Osmanlı Devrinde İstanbul Bahçeleri, Vakıflar Dergisi, Ankara (IV) 149-82.

Evyapan, G., A., 1972. Eski Türk Bahçeleri ve Özellikle Eski İstanbul Bahçeleri. O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü Yayın No: 20. Ankara

Evyapan, G., 1974. Tarih İçinde Formel Bahçenin Gelişimi ve Türk Bahçesindeki Etkileri. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yayını, Yayın No: 2, Ankara.

Evyapan,G.,1991.Bahçe,TDVİslamAnsiklopedisi:4,Erişimsitesi: http://www.tdvislamansiklopedisi.org/dia/ayrmetin.php?idno=04 0477. 

Eyüpoğlu, A. M., 1986. Topkapı Sarayı‘nda Gündelik  Hayat, Doğan  Kardeş Yayınları, İstanbul.

Kançal ,N-Ferrari 2015. Topkapı Palace” (“Topkapı Sarayı”), Antik Çağdan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi. Mimari. 2015, Vol. 8.

Şişman, R.2015. 16. Yüzyılda Osmanlı Bahçe Kültürü ve Şiir Meclisleri sayfa: 130-137

Şimşirgil, 2016 Tarih ve İnsan 14. Bölüm, II. Abdülhamid Han’da Yanılanlar-1

Tazebay, İ ve Akpınar, N., 2010. Türk Kültüründe Bahçe, Bilgi Dergisi Cilt 54 Sayfalar 243-253

URL 1. http://ismek.ist/files/ismekOrg/wp-content/uploads/2015/12/Dergi20/16-yy-osmanli-bahce-kulturu/5.jpg

URL2.https://www.academia.edu/15047626/16._Yu_zyılda_Osmanlı_Bahc_e_Ku_ltu_ru_ve_Şiir_Meclisleri

URL3.https://yandex.com.tr/gorsel/search?pos=27&img_url=https://cdn-uploadssingapore.starofservice.com/uploads/pj/starofservice_19220turkey.jpg&text=topkapı sarayı&rpt=simage

URL 4. https://yandex.com.tr/gorsel/search?pos=21&img_url=https://www.meshur.co/wpcontent/uploads/2018/04/TOPKAPI_SARAYI_01.jpg&text=topkapı sarayı&rpt=simage

URL 5.  http://www.islamveihsan.com/topkapi-sarayi.html

URL 6. Bâbüssaade ( Enderun bölümüne açılan kapı)

https://yandex.com.tr/gorsel/search?pos=0&img_url=https://seyahatdergisi.com/wp-content/uploads/2015/02/Babussaade-Kapisi-Topkapi-Sarayi.jpg&text=babüssaade&rpt=simage

URL 7 . Topkapı Sarayı  https://yandex.com.tr/gorsel/search?pos=7&img_url=https://cdn.thinglink.me/api/image/887646621825761280/1024/10/scaletowidth&text=topkapı sarayı vaziyet planı&rpt=simage

 

URL 8. https://yandex.com.tr/gorsel/search?pos=7&img_url=https://cdn.thinglink.me/api/image/887646621825761280/1024/10/scaletowidth&text=topkapı sarayı vaziyet planı&rpt=simage

URL 9. https://4.bp.blogspot.com/_ayBMCunigY/WJdRmwlxNbI/AAAAAAAAAR0/z1K5swnAueAwOO0b_pGm5eIGdeHWkc8cwCLcB/s1600/P1020113.JPG

URL 10.   http://www.topkapisarayi.gov.tr/tr/content/dördüncü-avlu

Yaltırık, F., Efe, A. ve Uzun, A., 1997. Tarih Boyunca İstanbul‘un Park Bahçe ve Koruları Egzotik Ağaç ve Çalıları. Asfalt Yayınları:4, Isbn:975-8183-00-1.

 

 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz