Osmanlı Devletinde Çiçek Sevgisi

Çiçek sevgisi ve çiçek yetiştiriciliği Türklerin günlük hayatında çok önemli yer tutmaktadır. Özellikle Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra çiçeklere karşı sevginin daha da derinleştiği görülmektedir. Güzel sanatların pek çok dalında zirveye çıkmış olan Osmanlı kültürü çiçekçilik ve çiçek yetiştiriciliğinde de çok önemli bir yere sahiptir. (1) 
Avrupa’yı da etkisi altına alan Osmanlı çiçek kültürü, önemli askeri başarıları ve kanunlarıyla Osmanlıya en ihtişamlı zamanını yaşatan Kanuni Sultan Süleyman döneminde gelişmiş; bu dönem, Osmanlıların, çiçek ve bahçe kültürü açısından çok parlak bir dönemi olmuştur.(2)

Saray bahçelerinden pencere önü saksılarına her mekanda kendini gösteren çiçekler saray törenlerinden sofralara, edebiyattan giyime, süslemelerden eşyalara hatta hasta tedavilerinde kullanılmasıyla da yaşamın her alanında büyük önem görmüştür. Padişahlardan halkın her kesimindeki vatandaşa kadar her birey çiçeklere ve çiçek yetiştiriciliğine önem vermiştir. (2) 

Avrupa’dan gelen birçok elçi ve sanatkarlar İstanbul bahçeleri ve burada yetiştirilen çiçeklerden hayranlıkla söz etmişlerdir. Ziyaretçilerden biri Türklerin çiçeğe oldukça önem verdiklerini hatta Türkler arasında bir çiçek dilinin bulunduğunu ve her çiçeğin ayrı bir anlam ifade ettiğini söylemektedir. Portakal çiçeği umudu, kadife çiçeği umutsuzluğu, horozibiği değişmezliği simgelemektedir. (2)

Sembolik anlamların yanı sıra Osmanlıda balkonlara konan çiçeklerin bile mânâ ve işaretleri olduğu bilinmektedir. Örneğin, evde bir hasta varsa pencerenin önüne sarı bir çiçek konmaktaymış. Bu da “Evimde hasta var, yoldan geçenler yüksek sesle konuşmamaya dikkat edin” anlamına gelmekteymiş. Pencerenin önündeki kırmızı çiçek ise, evde evlilik çağında genç 

bir kızın olduğuna işaretmiş. Bu da yolda geçenlerin konuşmalarına dikkat etmeleri için bir uyarı anlamına gelmekteymiş. (3)

Çiçek ve çiçek yetiştiriciliği, insanlar üzerinde oluşturduğu olumlu etkilerinde farkında olunmasıyla yaşamda önemli bir yer bulmuştur. Örneğin Osmanlı’da kasaplık sürekli hayvan kesme ve et parçalama üzerine olduğu için merhametleri azalabilir diye devlet, altı ayda bir kasapları izne çıkarır ve onların bahçıvanlıkla meşgul olmasını sağlar, böylece kaybettiği insani duyguları yeniden kazanmaları sağlanırmış.(4) Bir diğer örnek ise hasta tedavilerinde bir araç olarak çiçeğin kullanılmasıdır. 

Evliya Çelebi’nin, Edirne Bayezid Han Bimarhanesi’nin bahçesinde bahar gelince açan deveboynu, müşk-i rumi, gülnesrin, şebboy, karanfil, reyhan, lale, sümbül gibi çiçeklerin kokularının etkisi ile akıl hastalarının tedavilerinde kullanıldığını bilgisini anlattığı bildirilmektedir. (2)

Osmanlı’da çiçeğe gösterilen yoğun ilgi sonucu kurulan Çiçek Severler Derneği’nin başındaki çiçekçibaşı padişah tarafından tayin edilirmiş. Yetiştiriciler çiçeklerini, çiçekçiler meclisine getirir, meclis bunları inceler ve kendinden önceki türlere benzemiyorsa yeni bir isim verilirmiş. Ayrıca en güzel çiçeği seçmek üzere yarışma düzenlenilirmiş. Bu yarışmaya sıradan çiçeklerle katılmak imkânsızmış. (5) 17.Yüzyılda Osmanlı’da önce ‘Ser Şükufeciyan-ı Hassa’ diye adlandırılan Çiçekçi başılık kurumu, sonra da ‘Çiçek ercümen-i Danişi’ yani Çiçek Akademisi kurulmuştur. (6) 
Günlük yaşamda kendine bu denli yer bulan çiçekler bahçelerin de en gözde canlıları olmuşlardır. Türkler ve özellikle Osmanlılar yaşadıkları çevreyi güzelleştirmeye çalışmışlardır. Bunun için özel gezinti alanları yapılmış, İstanbul ve diğer büyük şehirleri park ve bahçelerle donatmışlardır. İstanbul bahçelerinin vazgeçilmez çiçeği olarak başta lale, gül, karanfil ve zerrin gibi çiçekler yetiştirmişlerdir.(7) 

Çiçek kullanımında dikkat çeken özellik, havuz ve bina çevrelerinde tek tür olarak tarhlar halinde kullanılmalarıdır. Çiçeklerde batıda görüldüğü gibi renkli motifler oluşturma yoluna pek gidilmez. Zeminden biraz yükseltilmiş ve genişliği de birkaç metreden geniş olmayan tarhlarda tek tür olarak kullanılıp geometrik bahçelerde ana aksı oluşturan yollar arasında kalan parterler bir insanın yürüyebileceği ara yollara ayrılarak bitkilerin bakımının rahat yapılması sağlanırmış. Bu ara yollar ya toprak olarak bırakılır ya da kum çakıl serilirmiş. (8)
Saray bahçelerinde gül, lale ve sümbülün çok kullanıldığı yine Ahmet Refik’in kitabındaki Padişah Fermanlarından öğrenilmektedir. Hicri 1001’de Hasbahçelerde sümbül soğanı kalmaması üzerine Maraş’tan 50000 adet gök sümbül, 50000 adet ak sümbül sökülmesi emredilmiştir. Yine 1001’de Edirne saray bahçeleri için 400 kantar kırmızı gül, 300 kantar da sakız gülü getirilmesi emredilmiştir. (8) 

 

Lalenin Anadolu’ya Yolculuğu ve Türkler İçin Önemi

Çiçek sevgisinin ve yetiştiriciliğinin çok yaygın olduğu Osmanlıda lalenin çiçekler arasındaki popülerliği özellikle Osmanlı’nın gerileme döneminde zirveye ulaşmış olsa da lalenin Anadolu’ya yolculuğu Türklerle birlikte başlamış ve Selçuklu Döneminden itibaren Türkler için bambaşka bir yer tutmuştur. İran Selçuklularının ve Büyük Selçukluların sanat eserlerinde, 12. Yüzyıldan itibaren, lâle  motiflerine rastlanmaktadır. Anadolu Selçuklu devletinin başkenti Konya’da ki eserlerde de lale motiflerine rastlanmaktadır. (7)
Lâlenin diğer çiçeklerden sıyrılıp Türk ruhuna değişik bir şekilde hitap etmesinin sebebi hayli ilginçtir. Gerek şekli, gerek ismi onu farklı kılmıştır. Lâlenin Osmanlılar  tarafından bu kadar kabul görmesinin sebeplerinden biri de Arap harfleri ile  ( ﻻ ﻟﻪ ) şeklinde yazıldığında, Allah ( ﷲ )  kelimesindeki  bütün harfleri kapsamasıdır. Harflerinin karşılığı sayılar hesabına dayanan “ebced” usulüne göre de “Allah” kelimesi ile “ lâle” kelimesinin aynı rakama tekabül etmesi, ediplerde “yaratıcı”nın yarattıklarında tecelli etmesi düşüncesinden hareketle derin bir heyecan uyandırmıştır. Lâle,  Arap harfleri ile yazılır ve tersinden okunursa ( ل ﻫﻼ  ) = Hilal =Ay  olur; Hilal veya Ay da Osmanlı Devleti’nin amblemidir. (7) Lalenin bir sap üzerinden yalnızca bir tek çiçek vermesi de Allah’ın birliğine işaret etmesi olarak yorumlanmaktadır. (9) 
İstanbul kütüphanelerinde bulunan elyazması risalelere göre İstanbul’da 16-18. yüzyıllarda elde edilen Lâle formlarının sayısı 2000’i bulmuş; renkleri ve dış görünüşlerine göre Cevheri sirab, Gülbünü işve, Ruhu şakayık, Cevheri hayat, vb. birbirinden güzel isimler verilen Lâleler, rekor fiyatlara alıcı bulmuştur. (10, 11) 

Lalenin Özellikleri ve Osmanlıdaki Yolculuğu

Lâle  zambakgiller familyasından, yaprakları uzun ve mızraksı, çiçekleri kadeh biçiminde, türlü renkte, alacalı bir süs bitkisidir. Çiçeklerin parlak renkli, hemen hemen  bir birine eşit olan altı taç yaprağı vardır. Ayrıca çok tohumlu bir bitki olup, kapsül yapısında meyveleri vardır.(7)
Anadolu’nun dağlık bölgeleri, Kafkasya, Himalayalar’ın 4000 m.’ye kadar olan yüksekliklerinde, yani yazın kuru ve sıcak, kışın soğuk ve nemli geçen iklime sahip bölgelerde doğal olarak yetişen lalenin (12), Osmanlı Devletindeki yeri İstanbul’un Fethi’nden sonra, şehir imar edilirken bizzat Fatih Sultan Mehmet’in emri ile yeniden düzenlenen bahçelerin (parkların) lâlelerle süslenmesiyle önem kazansa da lale türlerinin geliştirilip çoğaltılmasının Kanuni Sultan Süleyman Devrinde yaygınlaştığı bilinmektedir.(7)

Şukufenamelerde (Osmanlı Devrinde çiçek ve çiçekçiliği anlatan kitaplara verilen ad) anlatılan efsaneye göre; Kanuni Sultan Süleyman’ın şeyhülislamı Ebussuud Efendi’ye Bolu’dan hediye olarak getirilen bir lale soğanının ekimi ile İstanbul’da lale tarımı başlamıştır. Daha sonra İstanbul’un büyük mutasavvıflarından Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai Efendi’nin lale yetiştiriciliğine önem verdiği ve bu konuda insanları teşvik ettiği bilinmektedir.(5)
Bu sevgi ve merak dışarıdan yeni türlerin getirilmesine de yol açmıştır. II. Selim Devrinden itibaren imparatorluğun çeşitli bölgelerinden lâle  ve sümbül soğanları ısmarlandığına dair fermanlar bulunmaktadır. II. Selim, Kırım’ın güneyindeki Kefe’den  300.000 adet lâle  soğanı ısmarlamıştır.(7)
Çiçek soğanları ve fidanları sadece saray tarafından ısmarlanmadığı, meraklıların da yolunu bulup yeni türler elde etmek için çeşitli yerlerden soğanlar getirttiği ve imkan bulurlarsa kendilerinin temin ettiği bildirilmektedir. (7) 18. YY.’ da lale soğanları çok büyük paralara alınıp satılır olmuş ve lale merakı adeta bir çılgınlık haline gelmiştir. Hatta kaynaklardan bir tanesinde (cüce moru) soğanının bin altına satıldığı yazılmaktadır. (5)

Lale’nin Osmanlı’dan Avrupa’ya Yolculuğu

Bu çiçek ve lâle  merakı İstanbul’a gelen yabancıları bir hayli etkilemiş ve hayran bırakmıştır. (13)  Sultan Süleyman döneminde elçilerin hediye olarak yanlarında götürmesiyle lale Avrupa diyarlarında büyük ilgi görmüştür. (14) Lâlenin Türkiye’den Avrupa’ya hangi tarihte götürüldüğü kesin olarak bilinmemektedir. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Kanuni Sultan Süleyman nezrindeki büyükelçisi Ogier Ghislain de Busbeck 1554 yılında geldiği İstanbul’dan Avusturya’da yaşayan dostu Carolus Clusius’a lale soğanları gönderdiği sanılmaktadır. Daha sonra Hollanda’ya giderek Leiden Üniversitesi’nde göreve başlayan Clusius, bu ülkelerde laleyi ilk yetiştiren ve lâle endüstrisini kuran kişi olarak bilinmektedir. (7)

Avrupalı yazarların ilk dönemlerde lâleyi tanımadıklarından dolayı bu çiçeği, bir çeşit zambak (Lilium) olarak kabul ettikleri ve bu düşünüşe göre isimlendirme yaptıkları bildirilmektedir. Örneğin, P. Bellon’un “Lils Rouges” (kırmızı zambak), C. Clusius’un “lilionarcissus” (nergiz zambağı), A. Toderini’in ise “Lys Sanguins” (Kan renkli zambak) isimlerini kullandıkları bilinmektedir. Bugün Avrupa ülkelerinde lâle  için kullanılan Tulip veya Tulipe kelimesinin aslının Türklerin bu bitkiye “Tulipan” ismini vermesinden kaynaklandığı bilgisinin O. G. Busbecq hatıratında yer aldığı ve S. W. Murray’ın ise bu ismin Türklerin başlarına sardıkları “tülbent” ile ilgili olduğunu ve O. G. Busbecq ile tercümanı arasında meydana gelen bir yanlışlık sonucu ortaya çıktığını vurguladığı bildirilmektedir. (7)

Lale Devri

Osmanlı tarihinin sulh, sükûn, aşk ve meşkle geçen 12 senelik bir dönemine “Lâle Devri” denmiş, binlerce çeşit lâle yetiştirilmiş, lâle pazarları oluşturulmuştur. (15)
Laleler ilkbahardaki cazip görünümleriyle bahçelerdeki su kenarları ve çiçek tarhlarına büyük gruplar oluşturacak şekilde dikilmiştir. Lalelerin toplu halde yetiştirildiği bahçelere “Lalezar” adı verilmiştir. (16, 17) Öte yandan, İstanbul’un manzara bakımından en güzel yerlerine, köşkler ve kasırlar inşa edilmiştir. Özellikle Kâğıthane III. Ahmed devrinin gözde mekanlarından biri olmuştur. Evliya çelebi de Kâğıthane’de bir lâlezar mesiresinin bulunduğunu ve burada Kâğıthane Lâlesi denilen rengârenk  bir lâle türünün yetiştirildiğini anlatmaktadır. Bunun yanı sıra Lâle-i Rûmî dedikleri Osmanlı Lâlesi  çiçeği badem biçiminde yaprakları ise hançer şeklinde ve uçları tığ gibi ince ve sivri olup, Avrupa lalelerinden oldukça farklılık göstermektedir. Ancak Lâle Devri’nin (1730) sona ermesiyle birlikte İstanbul yani Osmanlı Lâlesi’nin yavaş yavaş ortadan kalktığı bildirilmektedir. (7)

III. Ahmed devrinde lâle merakını anlatmak için lâlenin 2 binden fazla formunun elde edildiği söylenebilmektedir. Lâle Devri’nde lâle ticari bir mal haline gelmiştir. Nadide çeşitler yüksek fiyatlarla alınıp satılmaya başlanmıştır. Bazı çiçek meraklıları nadide türleri mutlaka elde etmek istedikleri için, çiçek piyasasında dalga lanmalar, hatta yolsuzluklar yaşanmıştır. Damat İbrahim Paşa bu durumu önlemek için, 1725 yılında lâle soğanlarının fiyatlarını belirleyen bir fiyat listesi hazırlamış ve soğanların bu listedeki fiyatların üzerinde satılmasını yasaklamıştır. 
Bu listenin düzenli uygulanıp uygulanmadığının kontrol edilebilmesi için Şeyh Mehmed Lâlezârî, Serşukûfeci, yani çiçekçibaşı olarak tayin edilmiştir (7).
Lâle Devri tüm yenilik ve atılımlara rağmen, saray ve çevresinin toplumu rahatsız edecek derecede zevk ve israfa dalması yüzünden kanlı bir ayaklanmayla sona erdiği,  Lâle zevki Lâle Devrin’den sonra bir süre daha sürdüğü ama üst üste yaşanan savaşlar, devletin ve halkın yoksullaşmasına neden olan ekonomik krizler yüzünden, bahçe ve lâle yetiştiricilerinin sırlarının da unutulduğu bildirilmektedir. (7)
Lalenin Avrupa’ya olan yolculuğu her ne kadar Osmanlı Döneminde Türkler tarafından başlamış olsa da Osmanlı lale üretimi ve ticareti konusundaki liderliğini bir yüzyıl kadar sonra Hollanda’ya kaptırmıştır. Çok geçmeden de lale soğanı alımını tümüyle Avrupa’dan sağlamaya başlamıştır. Ama tek bir fark vardı, Avrupa’dan gelen bu laleler bir kere çiçek veriyor ve ölüyordu. Laleleriyle ünlü İstanbul bir anda lalesiz kalmış ve lale kültürü 18.yy’ın sonlarına doğru da neredeyse o rengarenk yıllar yaşanmamış gibi azalmaya başlamıştır. Günümüzde lale dendiğinde akla gelen ilk 

ülke Hollanda lale çiçeği ve soğanı ihracatıyla dünyada birinci sırada yer almaktadır.(14)
Günümüzde artık her ülkenin özel üretim sahalarında birbirinden farklı birçok çeşitli lale ürettiği bilinmektedir. Japonya’dan Kanada’ya, Türkiye’den İran’a kadar sayısız ülkede lale festivalleri düzenlenmektedir. (14)
Osmanlı kültüründe bu kadar çok sevilen çiçek ve çiçek yetiştiriciliği ve özellikle laleye olan bu merak ve düşkünlüğün günümüze bakıldığında geçmişten miras olarak kaldığı söylenemese de lale kültürünün devam ettirildiği bir gerçektir. 
Özellikle İstanbul’da her sene düzenlenen lale festivalleri renkli görüntülere ev sahipliği yapmaktadır. Emirgan Korusu ve Göztepe Parkında düzenlenen etkinliklere ilgi yoğun olmaktadır. Festival kapsamında su kültüründe lale yetiştiriciliği yöntemi ile dünyada ilk kez laleden halı motifi İstanbul’da yapılmıştır. (18)   565 bin lale ile hazırlanan 1734 metrekare boyutundaki dünyanın en büyük canlı lale halısı, Sultanahmet Meydanı’nda yapılmıştır. (19)

Kaynakça:

(1) Kahraman, S.A. 2015.Osmanlı Çiçekçileri ve Çiçekleri. Lale Yayıncılık, İstanbul.
(2) Atasoy, N. 2018. Osmanlı’nın Çiçekleri. Zeytinburnu Belediyesi Kültür Sanat ve Şehir Dergisi, 2018/1
(3) https://www.thmhaber.com/osmanlida-penceredeki-cicekler-ne-anlama-geliyordu-galeri-107731?p=6 (Erişim tarihi:06.12.18)
(4)  http://peygamberiminizinden.blogspot.com/2013/08/osmanlda-6-ay-kasap-6-ay-bahcvan.html (Erişim tarihi:06.12.18)
(5) http://www.yenisoz.com.tr/medeniyet-cicegi-olan-lalenin-seruveni-sukufename-de-haber-21369 (Erişim tarihi:04.12.18)
(6)  http://www.anadolulale.com/lale-hakkinda/lalenin-tarihcesi/ (Erişim tarihi:04.12.18)
 (7) Karakaş, R. Osmanlıda Lale Kültürü. http://shakayik.blogcu.com/osmanlida-lale-kulturu/2517786 ( Erişim tarihi: 04.12.18)
(8) Tarhan, B. 1998. Dolmabahçe Sarayı ve Ayvalık Kasrının Türk bahçe sanatı açısından önemi ve yeri. Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara 
 (9) Terzi, Ş. 2013.Lalenin İktidar Sırları. http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/lalenin-iktidar-sirlari-22607236 (Erişim tarihi:04.12.2018)
(10) Baytop, T. 2000. Osmanlı Lâlesi. İstanbul Armağanı, İ. B. B. Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları. 4: 125-138.
(11) Çınar, S., Kırca,  S. 2010. Türk Kültüründe Bahçeyi Algılamak. Journal of the Faculty of Forestry, Istanbul University, 60 (2): 59-68
 (12) https://istanbulunlalesi.ibb.istanbul/lale-hakkinda/lale-nasil-yetisir/lalenin-sistematikteki-yeri-anavatani/ (Erişim tarihi:02.12.2018)
(13) http://www.sincankutup.gov.tr/yazdir?B7B24E20DF63AC2FF18B9930D3E3776E
(14) http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/istanbula-bahari-getiren-lalenin-tarihcesi-40468443 (Erişim tarihi:04.12.18) 
(15) http://www.konyapostasi.com.tr/yazarlar/abdullah-ucar/osmanlilarin-lale-ve-cicek-sevgileri-2/94784 (Erişim tarihi:8.12.2018)
 (16) Gültekin, E., 1991. Bahçe ve Sanat Tarihi. PM-101. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Kitabı No:94, Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Ofset ve Teksir Atölyesi, Adana.
 (17) Şahin, C.K.,  Erol, E.U. 2009. Türk Bahçelerinin Tasarım Özellikleri. Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri: A, Sayı: 2, Sayfa: 170-181.
 (18) https://istanbulunlalesi.ibb.istanbul/festival-programi/lale-festivali-programi/dunyanin-en-buyuk-lale-halisi/ (Erişim tarihi:02.12.2018)
 (19) https://www.ntv.com.tr/galeri/turkiye/dunyanin-en-buyuk-canli-lale-halisi-istanbulda (Erişim tarihi: 8.12.2018)
(Anonim, 2010) http://www.agaclar.net/forum/soganli-ve-yumrulu-bitkiler/4422.htm
(Anonim, 2013b)  https://globetrotcat.wordpress.com/2013/10/23/1-day-in-sultanahmet/
(Anonim, 2013a) http://www.topkapisarayi.gov.tr/tr/content/dördüncü-avlu
(Anonim, 2014) http://cocuklagezin.com/emirgan-parki-cocuklarla-lale-festivali/
(Anonim, 2015) https://i.pinimg.com/originals/35/37/c7/3537c7584dcebc7213abd136800a72fd.jpg
(Anonim, 2016) http://m.haberplatosu.com/foto-galeri/fotolar/11-istanbul-lale-festivali/38/
(Anonim, 2018a) https://www.zdergisi.istanbul/makale/osmanlinin-cicekleri-28
(Anonim, 2018b) http://www.beltur.istanbul/tr/blog-kategori/etkinlik/blog/emirgan-lale-festivali-900725105

The annual tulip festivals organized in Istanbul host colourful images. The activities organized in Emirgan and Göztepe Park are having   intense interest as well. In the scope of the festival; cultivation of tulips with method of hydroponic agriculture introduced with people also the first tulip carpet in the World was built in Istanbul. The largest living tulip carpet of the World which was prepared with 565 thousand tulips and was built in 1734 square meters area in Sultanahmet (Blue Mosque) Square.

 

 

 

 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz