Türk kadın ve kızları doğadan elde ettikleri ham maddeleri el tezgâhlarında dokumakla yetinmemiş, dokudukları kullanım eşyalarını ve çeyizlerini işleyerek süslemişlerdir. Bu süslemelerde ince bir zevk, renk, motif ve tekniği birleştirerek sanat eserleri meydana getirmişlerdir.
Yüzyıllar boyu devam eden işlemeli sanat eserlerinde, doğa deseni oluşturan motiflerde en büyük esin kaynağı olmuştur. Çoğunlukla çiçek, yaprak, meyve ve ağaç motiflerinden oluşan bitkisel motifler işlemelerde yer almıştır. Bu motifler doğayı gözlemleyerek, doğada gördüklerini göstermekle ortaya çıkmıştır. Böylelikle doğa sanata ilham kaynağı olmuştur.
İnsanların yaşadıkları çevreyi düzenleme istekleriyle başlayan bahçe sanatı, kültür ve doğa arasında bir bağ oluşturmuştur. Türkler, Selçuklu ve Osmanlı döneminde bir yere bağlanmalarıyla bahçe sanatını icra etmeye başlamışlar, böylece bitkiler ve çiçeklerle olan münasebetleri artmıştır. Bu dönemden itibaren Anadolu’nun her yerinde bahçeler oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu bahçeler işlemelere de konu olmuştur. Anadolu’nun sabırlı, çalışkan ve sanatkâr kadınları bahçelerden aldıkları ilhamı 18. yüzyılda yağlıklarda sanata dönüştürmüşlerdir. Bu yağlıklarda Türk bahçelerinin tasarım özelliklerini görmek de mümkündür.

İşleme yapılacak işin tekniğine uygun olarak iğne ve tığ yardımı ile ipek, yün, pamuk, keten, metal gibi iplikler kullanılarak, deri, keçe, dokuma gibi yüzeyler üzerine yapılan süslemelerdir” (Barışta, 1999:4). İnsanın giydiklerini ve kullandığı eşyaları süsleme isteği ile doğadan etkilenerek güzeli arama çabası işleme sanatını ortaya çıkarmıştır. Renkli iplik ve ipek çok eski çağlarda Doğuda bulunduğundan, dikiş dikmek kadar eski bir sanat olan işlemeciliğin ilk örneklerine Orta Asya Türk’lerinde rastlanır (Züber,1971 :63). 
İşleme sanatını ilk kez Frigler’in gerçekleştirdiği ve bu sanatın buradan batıya yayıldığı bilinmektedir (Türkoğlu, 2002:55). Eski Mısır kumaşlarında, Mezopotamya’da da işleme görülmektedir. Orta Asya’dan Türkler aracılığı ile işlemecilik günümüze kadar gelmiş, işleme sanatı ile her kültür kendi desen anlayışını, kendi sanatsal özelliklerini kumaş üzerine aktararak dünya üzerinde çok çeşitli görsel zenginlik oluşturmuştur.
Tekstil sanatında önemli bir yere sahip olan işlemeler, Anadolu insanın yaşadığı bölge, iklim, inanç, gelenek ve göreneklerine göre farklılıklar göstermektedir. Anadolu insanı, ham maddesi doğada bulunan ürünlerle oluşturduğu yüzey üzerine yine doğada var olan, çevresinde görmüş olduğu çiçekleri ve bitkileri stilize ederek tekstil yüzeylerinde birer canlı bahçeler oluşturmuşlardır. Hayatımızın her döneminde var olan çiçekler, Anadolu işlemelerinde de coşkulu samimi ve sıcak bir görsel dille karşımıza çıkmaktadır. İşlemelerin renk ve motiflerinde hep doğa egemen olmuştur. Tülbentler çiçek oyalarıyla ve çiçek baskılarıyla bezenirken, giysilerde, peşkirlerde uçkurlarda ve daha birçok üründe farklı işleme teknikleri ile çiçek motifleri oluşturulmuştur. Bitki ve çiçek motifleri ile tekstil yüzeyleri süslemekle yetinilmemiş bu motiflere sembolik anlamlar da yüklenmiştir. Örneğin Anadolu’da “sümbül çiçeği oyasını, aşık genç kız ve nişanlı kız başına bağlardı. Sümbül, aşkın ve mutluluğun sembolüydü. Anadolu insanı çiçekleri o kadar sevmiş ki kız çocuklarına da çiçek isimleri vermiştir (Tansuğ, 1979:3). 
Doğadan esinlenen tasarımcılar süsleme sanatlarında bitki, ağaç ve çiçek motiflerini tabiattan alıp stilize ederek ve kendisiyle bütünleştirerek tasarımlarda kullanmışlardır. Sanatın en temel esin kaynaklarından biri doğadır, denebilir. Görsel sanatlarla uğraşan sanatçıların büyük bir çoğunluğu doğayı gözlemleyerek sanatlarını icra etmişlerdir. Bu icra doğada gördüklerini göstermekle başlar. Bu gösterme çabası sanat eserlerinin doğmasını sağlar,  Platon’un düşüncesinde sanatçının amacı yeryüzündeki güzellikleri görerek bunlardan idealara yükselmek ve sanat yapıtlarında onları yansıtmak, taklit etmek (mimesis) olacaktır (Ayaydın, 2016:67).  Yeryüzünde cennet bahçelerinin birer örneklerini yansıtmak, yaşanılan çevreyi güzelleştirmek amacıyla da eşsiz güzellikte bahçeler oluşturulmuştur.
Bahçe, çiçek, süs bitkileri, meyve, sebze ve şifalı otların yetiştirildiği, bunun yanı sıra doğanın güzelliğinin, yeşilliğinin, dinlendiriciliğin insan eli ile denetim altına alındığı toprak parçasıdır (Kuş Şahin ve Erol, 2009:171). İnsanların yaşadıkları çevreyi düzenleme istekleriyle başlayan bahçe sanatı tarih boyunca değişim içinde olmuş ve her topluma göre farklı özellikler göstermiştir. Türkler Selçuklu ve özellikle Osmanlı döneminde bir yere bağlanmalarıyla, bitkiler ve çiçeklerle olan münasebetleri artmış Anadolu’nun her yerinde bahçeler oluşturmuşlardır. Her evin küçük veya büyük bir bahçesinin bulunduğu, o dönemlerde yaşamış olan gezginlerin anlatımlarından, minyatür ve işleme sanatı örneklerinden anlaşılmaktadır. 
“Hemen hemen aynı zamana denk düşen Müslümanlığı kabul etmeleri de bu kavramı cennet” ile bütünleştirip, bahçeyi kültürlerinin bir parçası durumuna getirmelerine sebep olmuştur. Türkler’in bahçeye bakış açılarında ve düzenleme ilkelerinde, önceden sahip oldukları göçebe kültürün yanı sıra, girdikleri bu yeni dinin de etkisi görülür” (Demiröz, 2002:103). 
Osmanlı İmparatorluğu’nda Kanuni Sultan Süleyman dönemi bahçe ve çiçek kültürü açısından parlak bir dönemdir.  Bu dönem Avrupa’yı da etkisi altına almış ve Türklerin bahçeye ve çiçeğe çok değer verdiği Avrupalı gözlemci ve sanatçılar tarafından sıklıkla dile getirilmiştir (Atasoy, 2003:63-65). Türk bahçe düzenlemesinde kokulu ve göze hoş görünen çiçeklerde renk ve tür karmaşıklığı görülmez (Aslanoğlu Evyapan, 1972: 44-47).
Gül, lale, nergis, karanfil, fulya, şebboy, şakayık, süsen, mor menekşe ve sardunya en yaygın kullanılan çiçek türleri olup, gül ve lalenin Türk bahçelerinde ve Türk işlemelerinde özel bir yeri vardır. 
“İşlemelerde güllerin, lalelerin, karanfillerin, sümbüllerin ve pek çok belirsiz çiçek motifinin yanı sıra tek tük rastlanan, ama işlemeyi yapan sanki bahçeye çıkıp çevresine bakmış da gördüğünü işlemiş gibi romantik bir izlenim uyandıran nice çiçek daha vardır: Gelincik, ebegümeci çiçeği, inci çiçeği, fuşiya küpeçiçeği, zambak, kuzgunkılıcı, peygamber çiçeği, hatta dikenler ve kaktüsler” (Ther,1993:25).

Türklerde ağacın kutsal ve doğanın simgesi olduğu inancı ile ağaç, bahçenin önemli bir unsuru olmuştur. Ağaca, çiçeğe önem verme, Osmanlı İmparatorluğunda, Orta Asya Şamanizmden, daha sonra da İslamiyet’ten gelen inanışlar doğrultusunda uygulanmıştır. Bu sevgi, Avrupa bahçe peyzajı etkisiyle de daha da artmıştır (Olguner Ergene, 2011:105).
Bu araştırmanın amacı 18. yüzyıl Türk İşlemeleri ve bu işlemelerdeki Türk bahçelerinin tasarım özelliklerini ortaya koymaktır. Bu amaçla 18. yüzyıl işlemelerinden bahçe tasarımlı beş adet yağlık incelenmiştir.

18.Yüzyıl Türk işleme sanatı

Türk işlemeleri konusunda detaylı bilgi, 18. yüzyılda Hollandalı ressam Van Mour tarafından resmedilen işlemeli kıyafetler ve ev dekorasyonu örtülerinde edinilebilmektedir. İşlemeli çocuk kaftanları, beşikörtüleri, peşkir, uçkur, bohça, işlenmiş, oda takımları ve elbiseleri Van Mour’un çalışmalarında görülebilmektedir. 
Bu yüzyılın en önemli ve değerli işlemeli parçaları arasında çadırlar da yer almaktadır.  Yüzyılın işlemelerinde ana tema bitkisel motiflerdir. Bu yüzyılda işlemelerde çiçek motifleri tabiattan gözlemlenerek tasarlanmıştır. Krizantem, boru çiçeği, çiçek açmış ağaç, armut gibi çeşitlemelerle işlemeler zenginleşmiş, karanfil gibi önceki yüzyıllardaki konular yinelenmiştir. Gül türleri ve bahar açmış dallarla gül birleşimiyle oluşturulan motiflerin çevresine sümbül, mine v.b küçük boyutlu çiçeklerle oluşturulan motifler beğeni kazanmıştır (Barışta, 1999:81). 
18. yüzyıl sonlarında Türk Rokokosu döneminde gül, hemen hemen tek hâkim motifti. Gül kat kat taç yaprakları, aynı rengin çeşitli tonları ile yeni etkiler yaratmaya çok elverişliydi. Zar inceliğinde pamuk tülbentler üzerine en kibar pesent iğne işi ile işlenen güller, suluboya fırçasından çıkmış gibidir” (Ther 1993:24) (Fotoğraf 1). 
Batı ile olan ilişkilerin etkisiyle, fiyonk, çiçek buketleri tabakta meyveler, vazolar motifler içinde yer almıştır. Kimyasal boyaların elde edilmesiyle ipliklerde renk ve ton zenginliği sağlanmış, işlemeler daha canlı bir görünüm kazanmıştır. Bu dönemin en önemli özeliği renk tonlarının kullanılmış olmasıdır (Özcan, 1999:94).

Fotoğraf 1.: Gül Motifli Havlu, 18.yy. (Ther,1993:86).

Önceki yıllarda görülen işleme tekniklerine ilaveten bu yüzyılda , muşabak, mürver, dival işi, balıksırtı, suzeni, kasnak, aplike, parça işi denilen teknikler de görülmektedir. Deri üzerine yapılan işlemelerde, klaptan ve boncuk kullanılmaya başlanmıştır. Aplike ve baskı işi de çok görülmemektedir (Berker,1981:12).
“18. yüzyıl işlemelerinde mimari öğeli motifler görülmektedir. Bahçeli su arklı, çiçekli ağaçlı konaklar, çadırlar Türk minyatür sanatı ile büyük benzerlikler göstermektedir. Stilizasyon, minyatürdeki gibi sade ve basittir. Minyatür sanatında görülen, kuş bakışı öğeler, orantısız figürler, bu dönem mimari öğeli işleme motiflerinde de görülmektedir (Ther, 1993:27).
19.yüzyıl başlarında Avrupa’nın etkisiyle İstanbul’un saray ve çevresinde çiçek yetiştirme ve bahçe peyzajı merakı yaygınlık kazanmıştır. Bu durum Türk işlemelerine de yansımıştır.

Bulgular ve yorum

3.1. 18.Yüzyıl Türk İşlemelerinde Türk Bahçeleri
Yağlık (Peşkir): Pamuk, keten, yün gibi suyu çekebilen liflerden el tezgâhlarında dokunan Türk işlemeciliğinin en güzel işleri ile süslenen elbezi ya da peçete işlevi gören tekstil ürünüdür. 
Lale Devrinin ilk yıllarında İstanbul’da bulunmuş İngiliz edibesi Lady Montagu, Hafize Sultan’ın sarayında sofrada önüne konulan yağlık için şunları yazmıştır; en güzel gaz bezinden, ipek ve altın sırma işlemeliydi, acıyarak, koklayarak kullandım (Koçu, 2015:241). 

Uçlarında genellikle saçak bulunan, ortalama boyu 120 cm, eni 45 cm olan, ortası boş, her iki ucunda da ortalama 15-20 cm işleme bulunan peşkirlerden, Anadolu’da her genç kızın çeyizinde en az 8-10 tane bulunurdu (Olguner Ergene, 2011:59). 
 

Fotoğraf 2.: Yağlık 18.yy.2. yarısı (Ther, 1993:155).

Yağlık, 57x51 cm, tülbent üzerine ipek ipliklerle, sarı ipek fitile sarılı gümüş ile işlenmiştir. Motif yüksekliği 16,5 cm dir (Ther, 1993:155). Pesent iğne işi ile işlenmiştir. Yağlık da kahverengi tonlar ile bahçeyi dış dünyadan ayıran bir bahçe duvarı içinde bahçe resmedilmiştir.  Bahçede duvarları karelere bölünmüş bir konak ve kare formlu havuz mevcuttur. Havuzun içinde gümüş rengi balıklar kenarında,  selvi ve çiçek açmış ağaçlar bulunmaktadır. Ana vatanı Afganistan olan selvi ağacı, ışık seven bir ağaçtır.  Ormanlarda uzun boyları ile hemen dikkat çekerler. Sürekli yeşil kalması, uzun ömürlü ve dayanıklı olması, güzel kokması gibi özelliklerinden dolayı bu ağaç Türk bahçelerinde en çok tercih edilen ağaçlardan olmuştur. 
Bahçedeki çiçek açmış ağacın nar ağacı olduğu düşünülmektedir. 
“Bahçede bazı bitkisel ürünlerin yetiştirilmesi Türk bahçelerine fonksiyonellik kazandıran bir özelliktir. Çiçek, meyve ve sebze yetiştirmek gibi yararlar sağlamaktadır. Bir meyve ağacının altında oturup istediğinde dalından bir meyve koparıp yiyebilmek bahçenin sağladığı belli başlı zevklerindendir. Türk bahçelerinde çiçeklerin yanı sıra bostanlar ve meyvelikler de yer almıştır. Sebzeliği, bağı, meyveliği ile kendine yeten bahçeler oluşturulmuştur” (Çaçur,1999: 33-34-37).
Bahçelerden beklenen işlevselliğin, güzellik kadar önemli oluşu; çiçek bahçelerinin sebze ve yemiş bahçeleriyle birlikte düzenlenişi de önemli bir özellik olarak belirir (Wallace, 2007:86).

Bahçenin dışına ise binalar ve suyolları içeren bordür işlenmiştir. Su olgusu, Türklerin sahip oldukları düşünce ve inançlar içinde, kutsal bir kavram niteliği kazanmıştır. Mevsimlere göre değişiklik gösteren bahçe yapısı içinde ufak da olsa bir havuz vazgeçilmez bir unsur olmuştur(Çaçur, 1999:35).  Saray ve bahçelerde, yinelenen avlular, fıskiyeler, havuzlar ve kanallar şeklinde suyu kapsamlı olarak kullanmışlardır (Demiröz, 2001:104). Bahçeler, su kompozisyonları ile biçimlendirilmiş, Türk evlerinde çoğunlukla iç avluda dikdörtgen, kare ve altıgen formlu havuz örneklerine rastlanılmıştır (Kuş Şahin ve Erol, 2009: 174).  Fotoğraf 2’ de Türk bahçelerinde yer alan kare havuz formuna örnek (havuz) görülmektedir.
 

Fotoğraf 3.: Yağlık 18.yy. 2. yarısı (Ther, 1993:156).

Yağlık 63x53 cm, tülbent üzerine ipek iplikle ve gümüş telle işlidir. Motif yüksekliği 16 cm dir. İkili motif grubu” (Ther,1993:156).  Yüksek bahçe duvarı içinde, kemerli penceresi olan iki katlı bir konak, yanında kırmızı bir bayrak, diğer yanında selvi ve çiçek açmış ağaç, önünde kare biçimli bir havuz ve salkım söğüt olduğu düşünülen ağaç resmedilmiştir. Salkım söğüt olduğu düşünülen ağacın bahçede gölge yapması ve estetik katkıda bulunması, çiçek açmış ağacın ise meyve elde etmek amacıyla dikildiği düşünülmektedir. Türk bahçelerinde işlevsellik önemlidir. Bahçede kullanılan ağaçlar; gölge, koku, renk özelliklerine göre seçilmiş, bahçe sınırında daha yoğun ağaç kullanılırken, iç kesimlerde gölge ve görsel amaçlı bitki kullanımına özen gösterilmiştir. Meyve ağaçlarına, üzüm bağları ve sebze bahçelerine de yer verilmiştir (Tazebay ve Akpınar, 2010:249)..
Yağlığın işlemesi Türk minyatür sanatı ile benzerlik göstermektedir. Türk minyatürlerinde olduğu gibi, evin katları gözüken saydam duvarlar, aynı perspektif ve oranlar kullanılmıştır (Ther, 1993:27).

Fotoğraf 2, 3 ve 4’te dikkat çeken unsur bahçe duvarlarının birbirine çok benzemesidir. Bahçeleri dış dünyadan ayıran duvarlar vardır. Türk bahçelerinde duvarlar hemen dikkati çekmektedir. Bu unsur sadece İslam bahçelerinde değil, İslam öncesi Türk bahçelerinde de kendini göstermektedir (Bornovalı, 1999:28). Diğer bir unsur ise fotoğraf 2 ve 3’teki bahçe havuzunun kare formunda ve aynı simetri de resmedilmiş olmasıdır.

 Fotoğraf 4.: Yağlık 18.yy. 2. yarısı (Ther, 1993:157).

Yağlık 196 x 60,5 cm, tülbent üzerine ipek iplikle, ipek fitille sarılı gümüşle ve gümüş telle işlenmiştir. İki birbiri ile ilişkili motif grubu (Ther, 1993:157). Pesent iğne işi ile işlenmiştir. İşlemede, kırmızı, mavi ve yeşil tonları kullanılmıştır.
Yüksek bahçe duvarı ile çevrilmiş bir bahçe resmedilmiştir. Bahçenin ortasında mavi yıldızlı bir bulut ile çevrelenmiş konak, konağın sağında selvi ağaçları ve büyüklü küçüklü binalar, solunda daha uzakta bir bina konumlandırılmıştır. Konağın sağında bahçe duvarına hemen hemen konakla aynı uzaklıkta çadır ve çadırın arkasında çınar ağacı resmedilmiştir. Konak ile binaların önünde bir yol ve yol boyunca su kanalı bulunmaktadır. Su kanalı olduğu düşüncesini mavi renkle işlenmiş olması güçlendirmektedir. “Türk bahçelerinde yol kenarlarında çoğunlukla yağmur suları için bir su kanalı bulunur”(Kuş Şahin ve Erol, 2009: 174). Bahçenin içindeki yolun diyagonal tasarlandığı görülmektedir. İşlevsel bir yaklaşımla konaklar arası ulaşımı sağlamak ön planda olmuştur.
Bahçe duvarının önünde devasal büyüklükte gül, çınar ağacı, kümbet şeklinde ev ve selvi ağacından bir kompozisyon oluşturulmuş oluşturulan kompozisyon yineleme yapılarak düzenlenmiştir. 
“18. ve 19. yüzyıllarda Türk işlemelerinde sıklıkla görülen mimari motiflerden biri de, kümbet ve türbe motifleridir. Türbe ve kümbet motiflerinin geçmişi, İslamiyet öncesi Orta Asya’daki kurgan ve çadırlara dayanmaktadır. Daha sonra gelen Anadolu Selçuklular ve sonrasında da Osmanlı İmparatorluğunda, mimari yapılar olarak daima önemli olmuşlardır. Bu da, işlemelere yansımıştır” (Olguner Ergene, 2011:105).
Konak bahçenin merkezinde konumlandırıldığı için bahçenin hâkimiyetinde bir düzen oluşturulmuştur. Konak görünüme en hâkim olacak şekilde yerleştirilmiştir. Konak yapısını betimlemeye çalışırken çevresindeki bahçenin bir kısmını da yansıtmak yerine bahçenin tümünü ve konağın bu kapsamdaki konumunu belirtmektedir.  İkincil konaklar da bahçenin uygun noktalarına serpiştirilmiştir.
Yağlığın işlemesi Türk minyatür sanatı ile benzerlik göstermektedir. Türk minyatürlerinde olduğu gibi, dev çiçekler, arkasından merdivenler, aynı perspektif ve oranlar kullanılmıştır (Ther, 1993:27).
Türk bahçelerinde ve işlemelerinde çok özel bir yere sahip olan gülün bu işlemeli bahçenin bezemesinde de kullanıldığı görülmektedir. Gül ve kokusu Hz. Muhammed’i ve ilahi güzelliği sembolize ettiği için Türk işlemelerinde ve bahçelerinde çok daha fazla kullanılmıştır.  Osmanlılarda, gülün kokusunun Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yüzünün terinden geldiğine inanıldığından dolayı gül, dini bir anlam taşımaktadır. Hz. Peygamber’in sembolü, sevgilinin yüzü ve endamı olan gül, Osmanlı sanatlarında yaygın ve sürekli kullanılan çiçek olmuştur (Coşkun, 2007:72). 
Bahçede sırasız bir şekilde gelişi güzel sayılabilecek tarzda dikilmiş izlenimi veren çınar ağacı: Çaçur’a (1999, 37) göre; Türk bahçe düzenlemesinin en ince ayrıntısıdır. Bahçe içinde yaratılan her kompozisyonun kendisine mahsus bir anlam ve güzelliği bulunduğundan, dikilen her ağacın da yeri önemle ve ustaca seçilir. Bu sırasız ve tek ağaçlar, manzarayı dalları ile çevrelemek ya da oturma yerlerine gölge yapmak gibi belirli bir amaç doğrultusunda dikilmiştir.
Bahçedeki ağaçların konaklara nazaran daha büyük resmedildiği görülmektedir. Bu durum minyatür sanatı ile benzerlik göstermektedir. Minyatür sanatı geleneğinde bahçedeki ağaçların binalara nazaran daha büyük resmedilmesi söz konusudur (Bornovalı, 1999:30).
Bahçenin geneline baktığımızda çınar, selvi ve çiçekli meyve ağaçlarını görmekteyiz. Ağaç kullanımında yalınlığa dikkat edildiğini söyleyebiliriz. Yaşanılabilirlik olanaklarında türlülük aranmasına karşın, kullanılan malzemede yalınlık gözetilir. Bu yağlıkta resmedilen bahçe gibi Türk bahçelerinde genele baktığımızda çınar, servi, vb, ağaçların, meyve ağaçlarının kullanıldığını görürüz (Kayakent, 1999:28). Aynı zamanda Türk işlemelerinde ve bahçelerinde bitkilerin kullanımında bazı dinsel inanışların ve sosyal hayatın izlerini bulmak mümkündür. Ölümü sembolize eden servi ve hayatı, ümidi temsil eden çiçekli, badem, erik, kiraz gibi ağaçlar, İslam bahçesinin dini felsefesini anlatır (Demiröz,  2002:59).
İncelenen diğer işlemeli bahçelerden daha farklı olarak bu bahçede çadır olması dikkat çekicidir. Bahçeye çadır kurulması uygulamasının Selçuklulardan kalma bir uygulamanın o dönemlerdeki Türk işlemelerine ve bahçelerine yansıması olarak düşünülmektedir.  Selçuklu sarayları, sur duvarı ile çevrili olmasına karşın dış dünyaya açık yapılardı. Son derece sade yapılar olan sarayların odaları kullanılamayacak kadar küçüktü. Bu yetersiz yapılar çadırlarla destekleniyor ve sarayın kullanım alanı böylece büyütülmüş oluyordu (Wallace, 2007:14).

Fotoğraf 5.: Yağlık 18.yy. sonu (Ther, 1993:170).

Yağlık, 148x49 cm, tülbent üzerine ipek iplik ile, gümüş ve altın yaldızlı bakır tel ile işlenmiş, motif yüksekliği:15 cm dir. İki motif grubudur (Ther, 1993:170). İşlemede, kırmızı, yeşil, mavi tonları kullanılmıştır.
Bahçenin tam ortasında yuvarlak kemer pencereli konak konağın sol önünde kare havuz içinde balık ve çiçekler vardır. Havuz kenarları koçboynuzu motifi ile bezenmiştir. Bu motifin Anadolu’da kullanılmaya başlaması neredeyse dokuma sanatıyla yaşıttır. Bey ve hatun kurganlarından çıkarılan halı ve kilimlerde koç ve koçboynuzu motiflerine sıklıkla rastlanmaktadır. Bereket, kahramanlık, güç ve erkeklik sembolüdür (Erbek, 2002:30-31).
Konağın içinde ve sağ kenarda nar motifi işlenmiştir. Nar motifi olduğunu üzerindeki tipik üç dişli taçtan anlamaktayız. Anadolu’nun her tarafında nar yetişmesine rağmen işlemelerde nar motifi nadir karşımıza çıkmaktadır. Burada Türk bahçelerindeki nar ağacına gönderme yapıldığı düşünülmektedir. Nar motifi Anadolu dokumalarında ve işlemelerinde kullanılan en ilginç bereket sembollerinden biridir. Bu sembolizm bol çekirdekli ve tohumlu meyveler ile ilişkilidir. Çünkü bu tür meyveler sayısız dölden oluşmaktadır (Erbek, 2002:46-48).
Bahçedeki gül olduğu düşünülen çiçeklerin pembe ve tonları şeklinde işlendiği görülmektedir. Ther (1993:24) göre, Basit köylü işlemelerinde karşımıza çıkan çiçek motifinin hangi çiçek olduğunu tam anlayamamışsak, büyük ihtimalle bu yuvarlak bir forma indirgenmiş bir güldür. Bahçede Türk bahçelerindeki çiçek tarhlarının yalınlığını renk ve tür sadeliğini (Kayakent, 1999: 28) görmemiz mümkündür. 
Konağın sağında konumlandırılmış olan ağacın üzerinde meyveler olması sebebiyle fıstık çamı olduğu düşünülmektedir. Türk bahçelerinde 18. yüzyılda çok kullanılmaya başlandığı bilinen fıstık çamının işlemeli yağlıklara da yansıdığı görülmektedir.
Devasa büyüklükte çiçekler, saydam duvar, aynı perspektif ve oranlar ile yağlığın bezemesi diğer yağlıkların bezemesi ile benzerlik göstermektedir.

Yağlık, 128x54 cm, tülbent üzerine ipek iplik, ipek fitile sarılı gümüş ve altın yaldızlı gümüş tel ile işlenmiştir. Üç motif grubudur (Ther, 1993:173).
İşleme pembe, yeşil, mavi tonları ve kahverengi ile renklendirilmiştir.
Yağlıkta Koyu pembe ve açık pembe dikdörtgen alanlara bölünerek renklendirilmiş iki ev kenarında selvi ve çınar ağaçları, ön planda su, arka planda dağlar ve selvi ağaçları işleme ile resmedilmiştir. Üç selvi ve bir papatyadan oluşan motif yineleme yapılarak bordürü oluşturmuştur. 
Bahçenin bir tepenin eteklerinde resmedilmesi Moğol imparatoru Cihangir’in inşa ettirdiği Achabal ve Vernag bahçelerine çağrışım yapmaktadır. Her iki bahçe de bir tepenin eteklerinde inşa edilmiştir ve doğal su kaynakları ile beslenir (Demiröz, 2002:91). Aynı zamanda arka plandaki gibi ağaçlarla kaplı tepelerin olması da minyatür sanatı ile benzerlik göstermektedir.

Sonuç ve öneriler

18. Yüzyıl Türk işlemelerinde Tük bahçeleri konulu çalışmada beş adet yağlık incelenmiş, elde edilen bulgulara göre şu sonuçlara ulaşılmıştır:
İncelenen yağlıkların birçok Türk bahçesi unsurunu içinde barındırdıkları görülmüştür.
Türk geleneğinde bahçelerin büyük duvarlarla ayrılması geleneği işlemelerle oluşturulan bahçelerde de görülmüştür. Bahçe duvarlarının birbirine çok benzemesi dikkat çekicidir (Fotoğraf 2, 3 ve 4).
Türklerin sahip oldukları düşünce ve inançlar içinde, kutsal bir kavram niteliği kazanan su olgusun işlemeli bahçelerde ön planda tutulduğu görülmüştür. Bahçelerde suyun havuz ve yol kenarlarında su kanalları şeklinde kullanıldığı tespit edilmiştir. Havuzlar kare formundadır. Fotoğraf 2 ve 3’teki havuz kare form ve aynı simetride resmedilmiştir.
İncelen yağlıklarda iki farklı konak yapısına rastlanmıştır.  Birinci konak türünde duvarlar dikdörtgen formunda bölüntülerle oluşturulmuş, ikinci konak türünde ise konağın duvarlarının minyatür sanatındaki gibi saydam tasarlandığı görülmüştür. Saydam duvarlı iki konağın pencerelerinin kemerli olması da dikkat çekicidir.  Ayrıca mimari motiflerden kümbet motifinin kullanıldığı tespit edilmiştir. 
İncelenen yağlıklardan 4. numaralı fotoğrafta bahçelere çadır kurulduğu görülmüştür. 
Bahçeye çadır kurulması uygulamasının Selçuklulardan kalma bir uygulamanın o dönemlerdeki Türk işlemelerine ve bahçelerine yansıması olarak düşünülmektedir.  
Türk bahçelerinde ve işlemelerinde özel bir yere sahip olan çiçeklerin ve ağaçların incelenen yağlıklardaki bahçelerde minyatürlerde olduğu gibi ya olduğundan büyük devasa boyutta ya da olduğundan küçük tasarlandıkları görülmüştür. 
İncelen yağlıklarda 18. yüzyıl Türk işlemelerinde ve Türk bahçelerinde çok özel yere sahip olan gülün pembe rengin tonları şeklinde tasarlandığı tespit edilmiştir. İşlemeli bahçelerde çiçek olarak sadece gülün kullanılması Türk bahçelerinin özelliklerinden olan kokulu ve göze hoş görünen çiçeklerde renk ve karmaşıklığı görülmemesi özelliğini desteklemektedir. 
İncelenen yağlıklarda 18. yüzyıl işlemelerinde ve Türk bahçelerinde özel bir yeri olan lale çiçeğine rastlanmamıştır.
Türk bahçelerinde olduğu gibi yağlıklarda hem gölge amaçlı çınar ve salkım söğüt ağaçları hem de meyve amaçlı nar ağaçları bir arada yer almaktadır. 
Türklerde yaygın olarak kullanılan selvinin Yağlıklardaki bahçelerde de kullanıldığı görülmüştür. 
İncelenen yağlıkların renklendirilmesinde pembe, yeşil, mavi ve kahverenginin tonları kullanılmıştır.
Yağlıkların bordürleri ulama ve yineleme tekniği ile düzenlenmiştir.
Bir topluluğu millet yapan temel unsurlar olan dil, tarihsel geçmiş, birlikte yaşama arzusu ve ortak duyguların paylaşılmasının yanı sıra kültürel birliktir. Bu bağlamda kültürel birikim ve birlikteliğin en önemli göstergelerinden biri olan bahçelerin, tarihsel süreç içindeki kimliği ve genel karakteristiğinin korunarak yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması; toplumsal birliktelik açısından büyük önem taşımaktadır.

Kaynakça

ASLANAPA, O.(1984), Türk Sanatı, Remzi Kitapevi, İstanbul.
ASLANOĞLU  EVYAPAN, G. (1972). Eski Türk Bahçeleri ve Özellikle Eski İstanbul Bahçeleri, ODTÜ Yay., Ankara. 
ATASOY, N. (2003). Hasbahçe - Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek, Koç Kültür Sanat Tanıtım, İstanbul.
AYAYDIN, A.(2016). Sanatın Doğası, Doğanın Sanatı ve Günümüz Sanat Eğitiminde Doğanın Yeri, 21. Yüzyılda Eğitim Ve Toplum Eğitim Bilimleri ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 5, Sayı 14, sf 65-74, Ankara.
http://dergipark.gov.tr/download/article-file/367682
BARIŞTA, H. Ö.(1999). Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Türk İşlemeleri, Kültür Bakanlığı Yayınları /2342, Sanat Eserleri Dizisi / 253, Birinci Baskı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara. 
BERKER, N.(1981 ), İşlemeler, Topkapı Sarayı Müzesi: 6, Yapı ve Kredi Bankası Kültür Sanat Hizmetlerinden, İstanbul.
BORNOVALI, S.(1999). İslam Dünyasında Bahçe ve Evren Anlatımı, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Y. Lisans Tezi, 95s, İstanbul.
COŞKUN, B.(2007), 15.yy. İle 20.yy. Arasında Türk Tezhip Sanatında Gül Motifi, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Sosyal Bilimler Enstitüsü Tezhip Anasanat Dalı Programı, İstanbul.
ÇAÇUR, I.(1999). İslam Sarayları ve Çevrelerinin Peyzaj Analizi Topkapı Sarayı Üzerine Bir İnceleme, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Y. Lisans Tezi, 125s, İstanbul.
ERBEK, M.(2002). Çatalhöyük’ten Günümüze Anadolu Motifleri, Kültür  Bakanlığı, Birinci Baskı, Ankara.
KAYAKENT, T.(1999). Tarih İçinde Bahçe Olgusu ve Eski Türk Bahçelerinin Günümüz Bahçelerine Dönüşüm Süreci, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
KOÇU, R. E. (2015). Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü, Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş., İstanbul.
KUŞ ŞAHİN C. ve  EROL, U. E.(2009). Türk Bahçelerinin Tasarım Özellikleri, Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi Seri: A, Sayı: 2, ISSN: 1302-7085, Sayfa: 170-181, Isparta.
http://dergipark.gov.tr/download/article-file/195747
OLGUNER ERGENE, P.(2011) 18.yy. ve 19.yy. Türk İşleme Motiflerinde Sembol Dili ve Sembolizm İçerikli Yeni Yorumlar, Mimar Sinan Güzel sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Geleneksel Türk Sanatları Anasanat Dalı, Halı – Kilim ve Eski Kumaş Desenleri Programı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
ÖZCAN, F.(1999). Isparta ve Çeşitli Yörelere Ait Geleneksel İslemeler, Mesleki Eğitim Dergisi, Ankara.
TANSUĞ, S. (1979), Giyimde Çiçeğin Dili, Sanat Dünyamız Dergisi, Sayı 15, İstanbul.
TAZEBAY, İ. ve AKPINAR, N.(2010). Türk Kültüründe Bahçe, bilig, Sayı 54: 243-253, Ankara.
https://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2012/02/396.pdf
TÜRKOĞLU, S. (2002) Tarih Boyunca Ana dolu’da Giyim Kuşam, Atılım Kağıt Ürünleri ve Basım San. A.Ş., İstanbul
WALLACE, M.(2007). Geçmişten Günümüze Türk Kültüründe “Ev Bahçesi” Anlayışı Üzerine Araştırmalar, Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 258s, İzmir.
ZÜBER, H.(1971).Türk Süsleme Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Sanat Eserleri Dizisi, 6, TİSA Matbaacılık, İstanbul. 

The Turkish women and their daughters did not only sew the raw materials they obtained from nature on the hand looms, but also embroidered their usage belongings and dowries. In these decorations, they created works of art by combining; pleasure, colour, motif and technique together.

 

 

 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz