Dr. Öğretim Üyesi Hande Sanem ÇINAR     
Dr. Öğretim Üyesi Nilüfer KART AKTAŞ       
Dr. Öğretim Üyesi İpek Müge ÖZGÜÇ ERDÖNMEZ 

Öyle zordur ki yaşamın kıyısını tanımlamak. Bilim insanı için; KIYI, planlama algısı ile tanımlanırken, ressam, şair, ozan için; ilham kaynağıdır. Hele çocuklar için eğlencenin en anlamlı yeridir. Ya Kuşlar, Ya Martılar için.

Hepsi yaşamın kıyısında farklı pencerelerden bakıp farklı anlamlarla kıyılara sorumluluk yükleyen farklı bakışlardan ibarettir. 

Kıyı alanları dünya üzerinde hızlı değişime uğrayan mekânlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile su ile kentin ilişkisinin kuran kıyı mekanını değerlendirmek mimarlar, peyzaj mimarları, kentsel tasarımcılar, sanatçılar ve bilim insanı için düşünsel bir platformdur (Şekil 1), (İncedayı, 2006). Doğal olayların şekillendirici etkisi, insan faaliyetleri ile yapılan çalışmalar kıyılar üzerinde oldukça etkilidir. Kıyı kültürünün içeriğinde bir sürü kategori vardır: kıyıda yeşil alan kullanımı,  çocuk oyun alanı kullanımı, yaya kullanımı gibi fonksiyonların kullanımı ve bunların bir arada akılcı bir şekilde çözülmesidir. Hem doğal hem de kültürel çevrenin parçası olan kıyılar; üzerinde iddia edilen yetkiler, koruma-kullanma konusunda zıt görüşler ve sorunlu uygulamalar nedeniyle zaman zaman yargıya konu olmaktadır.

Türkiye’nin Kıyıları…

Türkiye, tarihin ilk çağlarından beri insanların geçiş ülkesi, çeşitli ülkelerin çatışma alanı ve giderek içinde kaynayıp eridiği bir pota olmuştur (Ceram, 1979). Bugün Türkiye kıyılarında farklı dönemlerden kalan tarihi alanlar, arkeolojik kalıntılar vb. zengin bir kültürel çevre, önemli flora-fauna türlerinin yaşam alanları ve korunmuş bir doğal çevrenin birlikte tanımladığı önemli kıyısal miras alanları bulunmaktadır. Ancak son 40 yıllık süreç içerisinde kıyı alanlarında koruma - kullanma konusunda izlenen ulusal politikalar ve bölgesel stratejiler, kıyıların doğal ve kültürel özelliklerinin hızla bozulmasına neden olmuştur (Naycı, 2009). Yaklaşık 8000 km.‘nin, 1500 km. lik kısmının kumsal olduğu göz önünde bulundurulursa, kıyılar; turistik, ekonomik, dinlenme ve bilimsel konularda bütün insanların ilgisini çekecek değerde çok yönlü bir yapıya sahiptir. Bu özelliklerinden dolayı kıyıların peyzaj mimarlığı açısından sorunlarının üzerinde yoğunlaşılması gereği ortadadır. 

Şekil 1. Kıyı ve kentleşme (Url 2, 2018).

Türkiye’de nüfus artışı ile beraber kentsel büyümenin kıyı bölgelerinde yarattığı baskı unutulmamalıdır.

Hızlı kentleşme, yanlış uygulamalar ve kıyılarda düzensiz yapılaşmalarla kıyı çizgisinde önemli değişimler meydana gelmiştir. Kıyı zonunda deformasyonlar, kentsel gelişmenin yoğunluğuna, suya olan yakınlığına, kıyının doğal formunun değiştirilmesine bağlı olarak artmaktadır.
1970’lere kadar Türkiye yasalarında bilimsel anlamda kıyı tanımının yapılmamış olması tapu işlemlerinde güçlükler yaratmış, değişik yorumlarla kıyıların amaç dışında kullanılmasına göz yumulmuştur. Bu tarihlere kadar bir kenarı denizle sınırlanmış, eski tapularda "leb-i derya", yeni tapularda ise "deniz" biçiminde tanımlanan sınırın, "kıyı şeridi" yerine "kıyı çizgisi"nden başladığı düşünülerek, deniz kıyılarının özel mülkiyet sınırları içine alınması yaygınlaşmıştır (Yüzer, 1981). 
Denize kıyısı olan kentler, artan nüfusla birlikte kıyı megaşehirler hatta megahidropolisler olarak adlandırılabilir (Civaroğlu, 2006). Türkiye’de uygarlığın gelişmesinde öncü rol oynayan kıyı kentleri, bir yandan doğanın sunduğu olanakları kullanarak ticari, sosyal ve kültürel yaşamın en dinamik olduğu mekanlar olurken, kontrolsüz kıyı turizmi; geniş alanlara yayılan turizm tesisleri, kentleşme, büyük altyapı projeleri (havaalanı, yollar, limanlar) ile doğal ve kültürel çevreler üzerinde büyük baskılar yaratmaktadır. Bu baskılar; kıyıların tarihi ve kültürel mirasının bozulmasına yol açmakta, bununla birlikte; peyzaj ve önemli ekolojik yaşam alanlarının (kıyı lagünleri, kumul alanlar, sulak alanlar) yok olması, su kaynaklarının tehlikeye girmesi, deniz kirliliğinin artması ve yerel halkın sosyal değerleri ve yaşam biçimlerinin (balıkçılık, tarım, vb.) değişmesi gibi sonuçlara neden olmaktadır (UNEP, 2009a). 

…………………Türkiye kıyıları, risk altındadır

  • Büyük ve küçük ölçekli kıyı projelerinin bütünleşik çevresel yıkıcı etkileri 
  • İklim değişiklikleri sonucu deniz seviyesinin yükselmesi 
  • Doğal afetler (fırtına, tayfun, tsunami vb.) 
  • Kazalar (endüstriyel atıklar vb.) belli başlı riskleridir. 

Bugün Karadeniz Kıyıları nehirlerin taşıdığı endüstriyel atıklarla kirlenmekte olduğu ve balık miktarının önemli ölçüde azalmış olduğu bilinmekte, Ege ve Akdeniz kıyılarında ise turizmin belirgin çevresel etkileri gözlemlenmekte ve bu etkiler, toplumsal sorunlara da yol açmaktadır (Şekil 2), (Civaroğlu, 2006). 
                             

  Şekil 2. Türkiye’nin kıyıları (Url 3, 2018).

Türkiye ‘de Kıyılar Yaşamın Kıyısında Sorunları İle Mücadele Etme Çabasındadır. 

Ülkemiz kıyıları; kanunlar arasındaki çelişkilerden, imar planlarının kamu yararını koruyamamasından, siyasi ve maddi etkenlerden, çoğu belediyelerin oy kaygısı yüzünden, valiliklerin bu alanlara yeterince sahip çıkamamasından ve daha pek çok nedenden ötürü kaybedilmekte ve anayasaya aykırı olarak kamu yararı dışında kullanılmaktadır (Sesli ve Akyol, 2018).  
Oysa ki, kıyı alanının kullanımıyla ilgili en temel ilkeler, kamu ve kişilerin yararlanma kavramlarıdır. Kamu yararı kavramını planlama ve tasarımda bilimsel, demokratik, sosyal, adil ve ekonomik yaptırım gücü ve aracı olarak yorumlamak ve kullanmak gerekir. Bu bağlamda, kıyı alanlarının düzenlenmesinde kıyının doğasıyla, tarihsel ve kültürel mirasını koruyarak yağmalanmasını önleyecek ve kıyı kenti kimliğini yeniden ortaya çıkaracak stratejiler ortaya konulmalıdır. Böyle bir saptama sonucunda, kıyı planlamasında hedef, doğal ve kültürel değerlerin önemli olduğu unutulmamalıdır (Özer, 2009). Kıyı alanlarının sınırlarının belirlenmesi kıyı plancıları ve yöneticilerinden çok akademik anlamda bir ilgi ve yaklaşım gerektirmektedir. Akademisyenler hükümet organlarıyla işbirliği içinde pilot projeler geliştirerek özel sektöre ışık tutmalıdır ve geliştirdikleri yaklaşımlar yasal temellere oturtulmalıdır (Sesli ve ark., 2003). Kıyılarda mevcut yapılaşma kontrol altında tutulmalıdır. Kıyı politikaları gündeme gelebilecek bütün ihtiyaçlara cevap verebilecek düzeyde ve geleceğe dönük olmalıdırlar. Ülkemizde “Kıyı bölgesi yönetimi” ile ilgili kısa süreli veya sürekli eğitim programlarının geliştirilmesi sağlanmalıdır. (Akyarlı ve ark. 2002). Gelişmiş ülkelerde kıyı, genellikle ülke ekonomisinin lokomotifi durumundadır. Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili, oldukça uzun ve turizm potansiyeli yüksek bir ülke için bunun önemi çok daha fazladır.
Bu bağlamda ; 

Türkiye’deki kıyıların da lokomotif görevini üstlenmesinin ülke ekonomisine sağlayacağı katkı çok büyük olacağı bir gerçektir.

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz