Geçmişten Günümüze Türk Bahçelerine Genel Bir Bakış

Türklerde bahçe anlayışı göçebe hayatın benimsenmesinden ötürü geç yerleşen bir olgudur. Zorlu iklim koşulları, kuraklık gibi sebeplerle kışları kışlak denilen vadilerde, yazları ise yazlak denilen dağ yamaçlarında geçiren göçebe Türklerde, doğa daima önemli bir yere sahip olmuştur. İslamiyet’ten önce Türkler Şamanizm, Budizm, Manihaizm, Taoizm gibi birçok dine inanmışlardır. En eski Orta Asya Türk toplumlarının inanış sistemlerini, tabiat kültü, gök tanrı kültü ve atalar kültü olmak üzere üçlü bir din anlayışı oluşturmuştur. Türkler, tüm bu inanışların etkisindeyken dahi doğaya değer vermiş, kimi ağaçları ve doğal varlıkları kutsal kabul ederek korumuşlardır. Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelip yerleşmesinden sonra yazın yaylalara çıkma etkinliği bir kültürel devamlılık olarak sürdürülmüştür. Yerleşik düzene geçişle beraber, yaşam toprağa dayalı bir hal almış, doğaya çok büyük önem veren Türkler için doğa ve toprak en önemli unsurlardan olmuştur. Ancak Türk Bahçesi olarak anılabilecek sanat, Türklerin yerleşik hayata geçmesinden sonra yani 11. yüzyıldan sonra gerçekleşmiştir. Türklerin toprağı düzenleme, bahçeler tasarlama çalışmaları Selçuklu ve Osmanlı dönemine denk gelmektedir. Selçukluların Anadolu’da hakimiyet kurduktan sonra geniş bahçeleri olan saraylar yaptırarak bahçe sanatının ilk örneklerini vermeye başlamışlardır. Bu bahçe ve avlular; suyu bol bir yerde kurulmuş, meyve ağaçlarının ve çiçeklerin yoğun olduğu, çeşmelerin bulunduğu cennete benzetilerek tasarlanmışlardır (Tazebay ve Akpınar, 2010).

Özellikle Osmanlı döneminde belli başlı örneklerinin görülmeye başlandığı Türk bahçeleri, devletin kuruluş döneminde bariz gelişme kat etmemişken, İstanbul’un fethini takip eden donemde bahçe sanatındaki ilerleme bariz şekilde görülmüştür. Eski Saray, Topkapı Sarayı, Üsküdar Sarayı ve bahçeleri gibi en önemli eserler bu dönemde meydana getirilmiştir (Pamay, 1979).

18. yüzyıla kadar Türkler süsten, gösterişten uzak, içinde yaşanılan bahçeler düzenlemişlerdir. 18. yüzyıl sonundan itibaren ise Türk bahçelerinde batı etkileri hızla görülmeye başlanmış, devletin ileri gelenlerine ait saray, köşk ve kasır bahçeleri Rönesans ve Barok akımlarının etkisinde düzenlenmeye başlanmıştır (Kaşif, 2010). 19. Yüzyılda ise içinde yaşanılan, huzur ve keyif veren Türk bahçesi anlayışı yerini ihtişamın hakim olduğu, içinde yaşanılan değil, seyredilen bahçelerin tasarlandığı farklı bir anlayışa bırakmıştır. Her ne kadar tasarım anlayışlarında batı etkisi gözlense de, Türkler batının sanat akımlarını kendi yorumları ile bahçe tasarımlarına yansıtmış ve kendine özgü bir tarz meydana getirmişlerdir. Bu yüzyılın öne çıkan eserleri ise Yıldız Parkı ve Dolmabahçe Sarayıdır

(Akgül Gök ve ark., 2016).

Türk İslam bahçe sanatı anlayışına yönelik olarak, dönem minyatürleri, gravürler, freskler ve rölyefler gibi sanat eserlerinden, edebi eserlerden ve yazılı kaynaklardan yararlanarak fikir sahibi olmak mümkün olmaktadır.Çünkü bahçe sanatına dair örneklerin çoğunluğu maalesef ki günümüze kadar ulaşmamış olmakla birlikte, hala yaşayan örneklerde de bir takım değişiklikler söz konusu olmuştur.

İslamiyet’in Bahçe Sanatına Yansımaları

Türklerin bahçeyi düzenleme şekillerinde göçebe kültürün etkisi gözlenmekle birlikte, İslamiyet’in etkisi oldukça büyük olmuştur. İslamiyet’i kabul etmiş olan Türklerde cennet olgusu ile birlikte bahçeler şekillenmeye başlamıştır. İslam’da kutsal bir takım değerlerle bağdaştırılan bitkiler tasarımlarda ön planda tutulmuş, Kur’an ve hadislerde bahsi gecen tasvirlerden yola çıkılarak bahçeler şekillendirilmiştir. Kurandaki cennet mekan tasvirlerinde; cennet, içinden ırmakların aktığı, çeşit çeşit meyvelerle bezeli meyve ağaçlarının olduğu, çiçeklerin ve yeşilliklerin bulunduğu bir bahçe olarak anlatılmaktadır. Bu tasvirlerin de etkisi ile Türkler yeryüzündeki bahçelerini, ebedi bahçe olan cennet bahçesine benzetmek istemişlerdir. Türk İslam bahçelerinde doğa, Allah’ın varlığının bir kanıtı ve yansıması olarak kabul edilmiş (Laureano, 1986), bu anlayışın bir sonucu olarak da insan doğanın bir parçası olarak düşünülmüştür.“Üstünde ağaç dalları ve yanında bir çeşme, gözünün önünde kırlar, ya da deniz, oturmak ve orada, belirsiz, dalgın bir seyirle saatler, günler geçirmek, işte Müslümanın hayatı; evini seçiş ve düzenleyişinden bu zevki anlaşılır… Türkler filozof bir millettir; her şeyi topraktan çıkarır, her şeyi Allah’a bağlarlar” sözleri ile Alphonse de Lamartine (1971) bu görüşü destekler niteliktedir. 1700 yılında yeni bitkiler bulma greviyle Ege Adaları ve Osmanlı topraklarını gezen Fransa krallık bahçelerinin bitki bilimcisi Joseph Piton de Tournefort (2005) da, mektuplarından birinde Lamartine’ inkilere oldukça benzeyen izlenimlerini aktarmıştır: ‘Türklerin en dindarları hayır işlemek için bitkileri sular, daha iyi beslenmeleri için topraklarını kabartır. Müslümanlar bitkilere bakarak her şeyi yaratan ve koruyan Allah’a hoş gelen bir şey yaptıklarına inanırlar” (Çınar ve Kırca, 2010).

Türk bahçelerinde göçebe kültürlerinin ve İslamiyet’in yanı sıra elbette ki etkileşim içinde bulundukları diğer kültürlerin de etkisi hissedilmiştir. Türkler Cin, Hint, İran gibi kültürlerden etkilenmiş (Demiröz, 2002), bahçeyi şekillendirirken ve bitki seçerken iklimsel faktörler, topoğrafya, toprak özelliklerini göz önünde bulundurmuşlardır. Tüm bunlar düşünüldüğünde, yerleşik düzene geçmiş ve İslamiyet’i benimsemiş bir toplumun, yeni yeni meydana getirdiği bahçe sanatı anlayışında, göçebe kültürlerinin, eski inanışlarının, etkileşim içinde bulundukları diğer toplumların, bulundukları coğrafyanın ve iklim koşullarının birlikte oluşturduğu etkinin, İslam inanışı ile yoğrularak şekillenmesi tesadüfi değildir. Türklerin bahçe düzenlemelerinde özellikle ağaçlar çok önemli bir yere sahip olmuştur.

Türk İslam Bahçelerinin Olmazsa Olmazı: Ağaçlar

Ağaçlar geçmişten günümüze birçok toplum için sembolik anlamlar taşıyan kültürel bir ifade aracı olmuştur. Ağaçlar, yaşamı ve olumu sembolize etmesi, doğurganlık ve bereketi çağrıştırması gibi sebeplerle kutsallaştırılmıştır. Hatta kimi toplumlarda, kışın yapraklarını döküp ilkbaharda yeşererek yenilenmeleri, ağaçların ruhları olduğu fikrini doğurmuş ve onları ilahlaştırmıştır.(Bars,2014). İnanışlar onların hayat ağacı, cennet ağacı, evren ağacı gibi isimlerle anılmasına neden olmuştur (Güneroğlu ve ark, 2018). Bütün dünya kültürlerinde olduğu gibi “Hayat Ağacı” kültü, Türk kültüründe de en yaygın inançlardan biridir. Ağaç kültüyle ilgili bütün inançların kökeninde Hayat Ağacının olduğu düşünülmektedir. Bu ağacın hayat bahşettiği, alemleri birbirine bağladığı düşünülmüş, ağaca mitolojik olarak çeşitli anlamlar yüklenmiştir. Hayat ağacının, kökleri, gövdesi ve dalları ile üç katmanlı alemi birleştirdiğine, yeşil kaldığı müddetçe dünyanın var olacağına inanılmıştır. Allah’ın nurunun Hayat Ağacı üzerine indiği ve kutlu doğumların bu şekilde gerçekleştiğine inanılmaktadır (Arslan,2014).Hayat ağacı ile kadın arasında da bir bağlantı kurulmuştur. Bu bağlantı üst kısmı kadın, alt kısmı ağaç olan tasvir örneklerinden anlaşılmaktadır (Arslan, 2014). Kadın figürü tüm ilkel toplumlarda bereket, doğurganlık, sonsuz yaşamın simgesi haline gelmiştir. Ağaç ise kökleri ile yerin derinliklerine, dallarıyla göklere uzanarak, yer ve gök arasında bağlantı kuran, yaşamla olumu, canı ve ruhu, karanlığı ve ışığı kendinde birleştiren evrensel bir varlıktır (Kafesoğlu, 1980).

Türk toplumu, kendi inanç sistemini oluşturan, tabiat kültü, ağaç kültü gibi inanışların bir kısmını İslamiyet’i kabul ettikten sonra da sürdürmeye devam etmişlerdir. Bu inanışları sebebiyle de doğaya ve ağaca çok büyük önem veren Türkler, İslamiyet’i benimsedikten sonra da, geçmiş geleneklerinin bir yansıması olarak bahçelerinde ağaçlara büyük önem vermiş, onları korumuş ve hatta onlara İslami bir takım manalar yüklemeye devam etmiştir. Yıllar boyu göçebe yaşamış Türkler, dış mekanda da yaşantılarını devam ettirmek istemiş olsa gerek ki, evlerinin yanlarında, etrafı çevrili alanlar olarak bahçeler tasarlamışlardır. Doğayı Allah’ın varlığının bir kanıtı, kendisini de doğanın bir parçası olarak kabul eden Müslüman Türkler, doğa ile iç içe yaşamak için bahçelerini bu anlayışla şekillendirmeye, içinde yaşanabilir alanlar yaratmaya özen göstermişlerdir. Bu sebeple özellikle gölge alanlar oluşturulmak istenmiş, uzun boylu ağaçlar tercih edilmiştir. Evlerine yakın konumlandırılmış bir alanda yemek yemek, farklı bir alanda dinlenmek, serinlemek gibi amaçlara hizmet edecek şekilde bahçelerine ağaçlar dikmişlerdir. İslamiyet’in getirdiği mahremiyet olgusunun da etkisi ile bu bahçelerin etrafını genellikle duvar boyunca çevreleyen uzun boylu ağaçlar kullanmışlardır. Türk-İslam bahçelerinin en önemli özelliğinden biri de işlevsel oluşudur. Türkler, yemek, içmek, dinlenmek gibi faaliyetlerini gerçekleştirdikleri bahçelerinde, bir yandan altında oturup bu faaliyetlerini gerçekleştirirken, istediğinde dalından bir meyve koparıp yiyebileceği ağaçlar tercih etmişlerdir. Bu bahçelerde estetik ve işlevselliğin birlikte uyumu söz konusudur. Meyve, gölge, koku, renk özelliklerine göre seçilen bu ağaçlar arasında, mersin, limon, portakal, nar gibi ağaçlar en çok kullanılan türler olmuştur (Akdoğan, 1974).

Dut ağacı da, gölgesinden ve meyvelerinden yararlanmanın yanı sıra yapraklarından ipek böceği yetiştiriciliğinde yararlanılması nedeniyle tercih edilmiştir. Hoş kokulu tomurcuklar ve olgun meyvelere sahip ağaçlar, İslam inanışında cennetin birebir tasvirlerinde önemli bir rol oynamış ve bahçelerde de sıklıkla kullanılmıştır (Aslan ve Yazgan, 2016).

‘Hurma ağacının ise yeri ayrıdır. Bir inanışa göre bu ağacın, Allah’ın Hz. Adem’i yaratmasından sonra, arta kalan balcıktan yaratıldığı ve dolayısıyla insanların akrabası olduğu söylenmektedir. Başka bir inanışa göre de, Hz. Muhammed hurma ağacını cennetle ilişkilendirmiştir’ (Aslan ve Yazgan,2016).

Meyve yüklü nar ağaçları ise, çoğu zaman İslam sanatında bereket ve bolluğu simgelemiştir. Eski Türk inanışlarına göre de nar ağacının meyvesi dünyayı, içindeki taneleri ise insanları, her ikisinin arasındaki zarın da insan gruplarının ayırımlarını simgelediği düşünülmektedir (Arslan, 2014).

Cennet tasvirlerinde sıkça bahsi gecen ırmaklar ve su öğeleri, Türk bahçelerinde sevilerek kullanılmış, su kanalları ve havuzlar boyunca sıra ağaç kullanımı Türk bahçelerinde sık karşılaşılan bir özellik olmuştur. Türkler, eskiden beri iri yapılı ağaçlara önem vermiştir. Meşe, çınar, dişbudak, çitlembik ve karaağaç, ıhlamur, kavak, atkestanesi gibi yapraklı ağaçlar çoğunlukla tercih sebebi olmuştur. Türkler bu ağaçları sadece budamışlar fakat şekil oluşturmamışlardır (Aran, 1977).

Doğaya, Allah’ın insana hediye ettiği güzellik karşısında saygı, hayranlık ve huzur hissi içinde yaklaşılmasını sağlamak amacı ile düzenlenen bu bahçelerde, ağaçların geometrik şekiller verilerek budanması yerine bunların biçimlerinin değiştirilmeden yüceltilmesi amaçlanmıştır (Demiröz, 2002).

Türkler, Orta Asya Türk toplumlarından gelen bir gelenek olarak, bahçelerde çınar ağacı kullanımına büyük önem vermişlerdir. Çınarlar bahçede informal olarak dikilmiş, gölgesi için yetiştirilmiştir. Çınar ağacı, geniş yaprakları, boyu ve tepe tacı ile kutsal bir ağaç olarak kabul edilmiştir. Uzun boylu çınar ağaçlarının geçmiş ile gelecek arasında bir ilişki kurduğuna inanılmıştır (Şahin ve Erol, 2009). Uzun yaşamın ve kudretin simgesi olarak kabul edilen çınar ağaçlarının Osmanlı Devleti boyunca kullanılması, özellikle camiler gibi dini yapıların bahçelerinde tercih edilmesi bu sebepledir.

Türk İslam bahçelerinde, servi, sedir, defne, manolya, cam gibi herdem yeşil ağaçların kullanımı da bilinen bir özelliktir. Servi ağacı, müminler gibi rüzgarda yaratana doğru uzanıp eğildiğine inanıldığı için, gönülden inanan Müslümanlara benzetilmiştir. Serviler, özellikle Osmanlı saray bahçelerinin vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. Servi dimdik duruşu ve tanrısal etkisi ile mezarlıklara dikilmiş ve melankolinin simgesi olmuştur (Aslan ve Yazgan, 2016). Geçmişten günümüze süregelen bir kültürel devamlılık olarak da serviler hala mezarlık alanlarında olumu çağrıştırması sebebi ile kullanmakta ve kent kimliği oluşumuna katkı sağlamaktadır.

Eski Türk inanışlarına göre kutsal kabul edilen ve hatta hayat ağacı olarak da değerlendirilen bir diğer ağaç da kayındır. Kayın ağacının külünden ilaç yapılıyor olması onun kutsal sayılma sebeplerinden biridir. Gövde ve dallarından ok ve yay yapımında yararlanılmış, çadır direkleri ve yemek kaplarının ana malzemesi olarak kayın ağaçları tercih edilmiştir. Eski dilde kayın kadın anlamına geldiği için, bu ağaç kadınla bağdaştırılmış, gövdesindeki öz suyu sebebiyle, doğuran ve besleyen anaya benzetilmiştir (Guneroğlu ve ark., 2018). Erguvanlar da çiçek etkileri ile Türk bahçelerinde sıklıkla kullanılan ağaçlardan olmuştur. Özellikle İstanbul Boğazı’nın görüntüsünde çok önemli bir unsur olan erguvanlara, saray ve kasır bahçelerinde, acık yeşil alanlarda ve konut bahçelerinde yer verilmiştir.

Şekil 5 Topkapı Sarayı Divan Meydanında çınar ve servi ağaçlarının kullanımı

Şekil 6 Dolmabahçe Sarayı bahçesinde sedir ve manolya ağaçlarının diğer bitkilerle uyumu

Şekil 7 Ihlamur Kasrı bahçe tasarımında su öğesi ve ağaçlar

Cam ağacının geçmişten gelen bir inanışla, herdem yeşil olmaları nedeniyle olumsuzluğu sembolize ettiği için kullanılmaya devam ettiği söylenebilir. Özellikle karacam çocuğu olmayan kadınların çocukları olması için dua ettikleri bir mekan olmuştur (Özarslan,2003).

Salkım soğut de konut bahçelerinde ve özellikle su kenarlarında tercih edilen ağaçlardandır. Bahçelerin daha sık ve gölgeli kısımlarında ise; sakız ağacı, kestane, sedir, mimoza ağaçları kullanılmıştır.

* Türk İslam Medeniyetlerinde Bahçe Kültürü ve Sanatı dosya konulu 30. Sayımızda yer alması gereken bu makaleyi teknik aksaklıktan ötürü bu sayımızda yayımlamak zorunda kaldık. Yazarımızdan ve okurlarımızdan özür dileriz.

Kaynakçalar

Akdoğan, G., 1974. Bahçe ve Peyzaj Sanatı Tarihi, Ankara Üniversitesi Basımevi, 290s, Ankara.

Akgül Gök, Z., Alav, Z., Keleş, E., Gül, A., 2016. Türk Bahçe Sanatının Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarına Yansımaları, Türk Peyzajları I.Ulusal Konferansı.

Aran, S., 1977. Peyzaj Mimarisi “Temel Prensipleri”. Ankara Üniversitesi Basımevi, 386s, Ankara.

Arslan, S., 2014. Türklerde Ağaç Kültü ve Hayat Ağacı. Uluslararası Sosyal ve Eğitim Bilimleri Dergisi. 1 (1).

Aslan, H., Yazgan, M.E., 2016. Anadolu Türk Kültüründe Bahçe Tasarımında Sus Bitkileri Kullanımı, VI.Sus Bitkileri Kongresi (Tam Metin Bildiri).

Atasoy, N., 2005, 15.yüzyıldan 20. yüzyıla Osmanlı Bahçeleri ve Hasbahçeler, İstanbul: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Bars, M.E., 2014. Türk Kültüründe Ağaç Kültü ve Şor Kahramanlık Destanlarına Yansımaları. The Journal of Akademic Social Science Studies, 27, 379-398.

Cınar, S., Kırca, S., 2010. Türk Kültüründe Bahçeyi Algılamak, Journal of the Faculty of Forestry, Istanbul University 2010, 60 (2): 59-68.

Demiröz, Z., 2002. Tarihsel sürec içinde İslam bahçe sanatı Hint-Moğol bahçeleri örneği ve İslam bahçeleri’nin Türk bahçe sanatına etkileri, İstanbul Teknik Üniversitesi

Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 129s, İstanbul. Güneroğlu, N., Kaya Şahin, E., Aktürk, E., 2018. Bitkilerin Kültürel Çağrışımları. Uluslararası Bilimsel Araştırmalar Dergisi, 3 (2): 503-514.

Kafesoğlu, İ., 1980. Eski Türk Dini, Ankara.

Kaşif, B., 2010. Osmanlı Sarayları’nda dış mekan tasarımı üzerine bir değerlendirme: Dolmabahçe ve Yıldız örnekleri, İstanbul Kültür Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü

İç Mimarlık ve Cevre Tasarımı Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 292 s., İstanbul.

Lamartine, A., 1971. Alphonse de Lamartine ve İstanbul Yazıları. Yenilik Basımevi, İstanbul.

Laureano, P., 1986. The oasis The Origin of the Garden. Environmental Design 1: 65-71.

Özarslan, M., 2003. Türk Kültüründe Ağaç ve Orman Kültü, Türkbilig/Türkoloji Araştırmaları Dergisi, 4(5): 94-102.

Pamay, B., 1979. Park-Bahçe ve Peyzaj Mimarisi, Çeliker Matbaacılık, ,İstanbul.

Şahin, C.K., Erol, U.E., 2009. Türk Bahçelerinin Tasarım Özellikleri, Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, 2, 107:181.

Tazebay, İ. ve Akpınar, N., 2010. Türk kültüründe bahçe. Ahmet Yesevi Üniversitesin Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, 54: 243-253.

Tournefort, J.P., 2005. Tournefort Seyahatnamesi. Editor: Stefanos Yerasimos, Kitap Yayınevi, İstanbul.

http://pinosy.com/media/326299935479682849/, Erişim tarihi: 20.12.2018.

http://fotograf.bursa.com.tr/inkaya-tarihi-cinar/, Erişim tarihi: 20.12.2018.

http://www.sedagah.com/2018/04/09/erguvan-yagmuru/, Erişim tarihi: 20.12.2018

http://www.haberiyakala.com/topkapi-sarayi-kontrollu- imara-aciliyor-534673-haber, Erişim tarihi: 20.12.2018.

https://gezipgordum.com/topkapi-sarayi/, Erişim tarihi: 20.12.2018.

https://gezipgordum.com/dolmabahce-sarayi/, Erişim tarihi: 25.12.2018.

https://neyasiyorsamo.wordpress.com/2011/02/06/

ihlamur-kasri/istanbul-ihlamur-kasri-turkey-1189587323/.

Erişim tarihi: 25.12.2018.

Öğr.Gör.

Hande Aslan 

Ankara Üniversitesi

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz