Tarihi saray bahçeleri, ait oldukları dönemlerin kültürel özelliklerini yansıtmaların yanı sıra, bu mekanları kullananların yaşam biçimlerini ve dönemin anlayışı ile yapım tekniklerini de yansıtan oluşumlardır. İnsan-doğa ilişkileri sonucunda ortaya çıkan bahçe kültürü, tarih boyunca her dönemin coğrafi durumu, tarihi, sosyo-ekonomi, kültür ve yaşam koşulları ile bağlantılı olarak değişmiş ve gelişmiştir. Devlet yönetimi ve sultanların yaşam alanı olarak işlev gören saraylar, kendine özgü yapıları ile dönemin sanat ve mimarlık anlayışını en iyi şekilde yansıtan eserler olmuşlardır. Yapılar topluluğundan oluşan Osmanlı sarayları, 19.yy’dan itibaren batı etkilerinin belirgin bir şekilde görüldüğü ve bunun sonucu olarak özgün tasarımlar ve kompozisyonların yaratıldığı alanlar olmuşlardır (Erdoğan ve Aliasghari 2014).

İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında, bugün Beylerbeyi adı ile bilinen semt, Bizans Dönemi’nde İstavroz olarak bilinmektedir. Semtin bu adı Bizans imparatoru II. Konstantin’in inşa ettirdiği kilisenin üzerine koydurduğu yaldızlı haçtan aldığı rivayet edilmektedir. İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in sancak emirlerinden birine tahsis edildiği söylenen bölge süreç içinde padişahların hasbahçelerinden biri olmuştur. Arşiv belgelerden elde edilen bilgilere göre bu bölgedeki en eski Osmanlı yapısı Sultan II. Selim’ in (1524-1574) kızı Gevher Sultan için yaptırdığı saraydır. Semt, İstavroz olarak III. Murad Dönemi’nde (1574-1595) Rumeli Beylerbeyi olan Mehmed Paşa’nın Boğaz kenarında yaptırdığı yalıya bağlı olarak Beylerbeyi olarak anılmaya başlandığı söylenmektedir.  Bu bölge özellikle XVII. Yüzyıl’ın başlarında gözde mesire yerlerinden biri olmuştur. Sultan I. Ahmed, IV. Murad ve IV. Mehmed’in saltanat yıllarında at binme amacı ile kullanılan İstavroz bahçelerinde Sultan I. Murad da annesi 

Saliha sultan için Ferahfeza Kasrı’nı yaptırmıştır (Dündar 2008). İki katlı olarak inşa edilen Eski Beylerbeyi Sarayı Sultan II. Mahmud’un isteği üzerine altı yılda 1826-1832 tamamlanmıştır. Bu tarihten sonra bu yapı Beylerbeyi Sarayı olarak adlandırılmış ve bu isim bütün semt için de kullanılmıştır. Eski Beylerbeyi Sarayı’nın ana yapısı Mabeyn-i Hümayun, Zülvecheyn ve Harem-i Hümayun dairelerinde oluşmaktadır. Mermer Köşk (serdab), Sarı köşk, Şevkabad, Küçük Yalı ve Büyük Yalı gibi kasırların yanında Bendegan daireleri, hamamlar, mutfaklar, ahırlar sarayın diğer tamamlayıcı yapıları olarak inşa edilmiştir (Batur 1994). Sultan Abdülmecid Dönemi’nde 1851 yılında Beylerbeyi Sarayı’nda yangın çıkmış, çıkan yangın kısa sürede söndürülmüş ve bir süre sonra da yapı onarılmıştır. 

Sultan Abdülaziz döneminde yangın tehlikesinden dolayı ahşaptan yapılmış olan Eski Beylerbeyi Sarayı yıktırılarak yerine bugünkü kagir sarayı yaptırılmıştır. Sarayın inşası sırasında hazırlanan 

ilk icmal defterlerin Temmuz 1863’te hazırlanması nedeni ile Beylerbeyi Sarayı’nın inşasının 1863-1865 yılları arasında gerçekleştirildiği belirtilmiştir. İlk inşaat icmal defterlerinin Temmuz 1863 yılındaki verileri dikkate alındığında Beylerbeyi Sarayı’nın 1863-1865 yılları arasında inşa edildiği saptanmaktadır.  Sarayın resmi açılışı ise 25 Zilkade 1281, 25 Nisan 1865’te Cuma namazından sonra Sultan Abdülaziz’in yeni saraya taşınması ile gerçekleştirilmiştir (Dündar 2008).

Beylerbeyi Sarayı’nın Yapısal Özellikleri

Boğaziçi’nde yer alan Osmanlı yapılarının en önemlilerinden biri olan Beylerbeyi Sarayı müştemilat ve bahçeleri dönemin mimari ve estetik anlayışını yansıtması açısından öncelikle korunması gereken bir kültür mirasıdır. Geniş bir alana yayılan saray kompleksinde ilk yapılar arasında olan paşa daireleri, muzika dairesi, güvercinlik, tavukluk, aslanhane ve büyük kuşluk yapıları bugüne ulaşmamıştır. Cumhuriyetin 50.yıl dönümünde (29 Ekim 1973) Boğaziçi köprüsünün ayağının Beylerbeyi Sarayı arazi üzerine konumlandırılması saray 

kompleksinin bütünlüğünü bozmuştur. Kargir yığma sistemle inşa edilmiş olan Beylerbeyi Sarayı’nın inşasında küfeki taşı, od taşı ve kum taşı kullanılmıştır. Bu sarayın yerleşim planı Eski Beylerbeyi Sarayı’nın yerleşim şemasına göre biçimlendirilmiştir. Yapıların denizden geriye doğru setler halinde yükselen geniş bir arazi içerisinde birbirinden bağımsız bir konumunda yerleştirildiği görülmektedir. Sarayın ana binası ve deniz köşkleri kıyıda yer almış, diğer yapılar ise set bahçelerine dağıtılmıştır. Bunlardan Sarı Köşk ile Mermer Köşk dördüncü set üzerinde, büyük havuzun çevresinde, Ahır Köşkü ise bunların güneyinde çapraz olarak konumlandırılmıştır. Kadın efendiler, Paşalar, Ağalar, Baltacılar daireleri ile Geyiklik, Tavukluk, Hasahır, Kuşhane, Aslanhane ve Eczahane gibi yapılar ise bugün mevcut değildir.

Beylerbeyi Sarayı bahçeleri batı kültüründen oldukça fazla etkilenmiş ve bu etkiyi bugün de belirgin bir şekilde taşıyan örneklerden biridir. Bu saray onu tasarlayan, yaptıran ve kullananların yaşam biçimi ve dönemin teknolojisi ve zevkini yansıtması açısından önemlidir.  Ayrıca döneme ilişkin detay tasarımlar, bilgi, sosyal ve kültürel özellikleri taşıması bakımından dikkat önem taşımaktadır. 

• Mermer Köşk

Mermer Köşk, saray kompleksinin güneydoğu köşesinde, dördüncü set üzerinde yer almaktadır. Büyük mermer levhalar ile kaplanmış cepheleri nedeni ile bu adı alan köşk II. Mahmut Dönemi (1829-1832) Eski Beylerbeyi Saray’ından bugüne ulaşan bir yapıdır.

Büyük havuzun gerisinde yer alan köşk yaz günlerinde serinlemek amacı ile kullanıldığı için Serdab Köşkü olarak da bilinmektedir. Mermer Köşk, yapıldığı dönem nedeni ile Neo-klasik üslubun özelliklerini taşıyan simetrik planlı bir yapıdır. Klasik ve sade bir plana sahip olan Mermer Köşk tek katlıdır. Köşkün ortasında büyük bir salon yer almakta; salonun yanlarında ise birer birer oda ve servis hacimleri bulunmaktadır. Binanın yapımında tuğla, mermer ve ahşap kullanılmıştır. Tuğla duvarlarda, mermer dış cephe ve iç mekan kaplama, döşeme ve bezemelerinde, ahşap ise kapı ve pencere doğramalarında kullanılmıştır. 

• Mabeyn- i Hümayun ve Harem-i Hümayun Binası

Beylerbeyi Sarayı’nın Mabeyn-i Hümayun ve Harem-i Hümayun binası arazinin batı kısmında, kıyıya paralel bir şekilde konumlandırılmıştır. Yüksek bodrum üzerinde iki katlı olarak inşa edilmiş olan bu binanın yapımında yapı gereci olarak tuğla, mermer ve ahşap kullanılmıştır. Yaklaşık olarak 75x45 m. boyutlarındaki saray binası, kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen bir kütle biçiminde tasarlanmıştır. 

Simetrik bir yapıya sahip olan bu ana binanın güney kısmı Mabeyn-i Hümayun, kuzey kısmı ise Harem-i Hümayun orta bölümdeki Zülvechyn mekanları da Hünkar Dairesi olarak düzenlenmiştir. Yapının güney kesiminde yer alan bahçe Selamlık, kuzey kesiminde yer alan bahçe ise harem bahçesi olarak tasarlanmıştır. 19. Yüzyıl Osmanlı saray ve köşklerine göre daha yalın ve sade bir görünüme sahip olan bina tasarım ve bezeme özellikleri açısından özgün nitelik taşımaktadır.

Eldem (1986)’e göre; ana binanın planı, o dönemde daha çok Balyan ailesi mimarlarının katkıları ile geliştirildiği görünen eyvanlı merkezi sofa plan şemasına dayanan bir plan kompozisyonuna sahiptir. Sedat H. Eldem’in Çırağan Sarayı’ndaki kadar gelişmiş bulmadığı Beylerbeyi’ndeki şema, Mabeyn-i Hümayun, Zülvecheyn, Harem daireleri üç işlevsel bölümü karşılayan üç birimden oluşmaktadır. Her üç birim de eyvanlı merkezi sofalı plan şemasının varyasyonları niteliğindedir. Bütün birimlerde merkezi holün birer kenarı, anıtsal merdivenler ile bağlantılıdır. Binanın giriş katında bulunan Mabeyn ve Harem bölümleri havuzlu bir salon ile birbirinden ayrılmıştır. Salonun ortasında yer alan havuzdan dolayı bu alan havuzlu salon olarak adlandırılmıştır. Mabeyn-i Hümayun bölümünden üst kata ulaşım, biri giriş salonundan diğeri ise havuzlu salondan olacak biçimde son derece görkemli merdivenler ile sağlanmıştır. Yapının üst katında, havuzlu salonun üzerinde mavi salon yer almaktadır. Sarayın Mabeyn-i Hümayun bölümündeki plan şeması bazı detaylar dışında harem bölümünde de tekrarlanmıştır. Harem bölümünde giriş alanı geri çekilerek daha kısa tutulmuş, bir duvar ile ayrılan sırt sırta iki merdiven konumlandırılmıştır. Mabeyn ve Harem dairelerini birbirine bağlayan zülvecheyn bölümü eyvanlı merkezli sofa plan şemasını belirgin bir biçimde ortaya koymaktadır. Zülvecheyn mekanının köşelerine, cephede dış çıkıntı yapan dik konumlu odalar yerleştirilmiştir. Harem ve mabeyn daireleri doğu ve batı kanadı ile zülvecheyn mekanının eyvanları arasında kalan kısım birbirine bağlanmıştır. 

• Deniz (Çadır) Köşkleri

Deniz Köşkleri Beylerbeyi Sarayı rıhtımı üzerinde biri Selamlık diğeri Harem’e ait olmak üzere çift olarak Sarkis Balyan tarafından yapılmıştır. Mabeyn (selamlık) tarafındaki Selamlık Deniz Köşkü, Harem tarafındaki ise Harem Deniz Köşkü olarak adlandırılmıştır. 

Bu köşkler gerek konumları gerekse mimari özellikleri ile saray kompleksi içinde önemli bir yere sahiplerdir. Saray bahçesi boyunca uzanan duvarın sakin ve yatay çizgisine hareket ve görsel zenginlik kazandırmışlardır. Ayrıca duvarın gerisinde kalan salon ve bahçeye açılan ön kısmı ile deniz ve bahçe arasında bağlantı kuran yapılardır.  Deniz köşkleri rıhtım üzerinde denize doğru uzanan poligon şeklinde bir salon ile yanında küçük servis hacimleri ve bahçe tarafında ise üstü kubbeler ile örtülmüş derin revaklı yarı açık bir geçiş mekanına sahiptir. Köşklerin ön kısmında iki sıra halinde (6) altı tane; servis mekanlarının köşelerinde ise (4) dört tane gömme kolon yer almaktadır. Dikdörtgen biçimli olan bu kolonlar kompozit başlıklara sahiptir. Bu kolonlar köşelerin özgün yapı parçaları olarak tasarlanmışlardır. Deniz köşklerinin çatısı çok kubbeli örtü sistemine sahiptir.  Revakların üstü 9 tam ve 14 yarım kubbe ile örtülüdür

 •Sarı Köşk

Sarı Köşk, saray kompleksinin kuzeydoğu köşesinde ve dördüncü set üzerinde 

yer almaktadır. Büyük havuzun solunda yer alan Sarı Köşk, sarayın diğer birimleri ve büyük havuzu görecek biçimde konumlandırılmıştır. Sarı Köşk, Eski Beylerbeyi Sarayı’ndan kalan yapılardan birisidir ama inşa tarihi ile ilgili net bir bilgi bulunmamaktadır. Batıya doğru eğimli arazi üzerinde iki katlı olarak inşa edilen bu köşkün yapımında kesme küfeki taşı, ahşap ve tuğla kullanılmıştır. Yapının kuzey cephesi bahçe içinde, güney cephesi ise bahçe duvarları ile birlikte saray sınırlarını oluşturmaktadır. 

Batı yönünden bitişen duvarda yer alan kapıdan köşkün arka kesimine geçiş sağlanmaktadır.  Sarı Köşk’ün girişi ile salonun oluşturduğu orta bölümün yanlarında simetrik bir biçimde, kuzey-güney doğrultuda iki oda yer almaktadır. Her iki kat da aynı plan şemasına sahiptir. Köşkün eğimli bir alanda yer almasından dolayı yalnızca batı kısmında bir oda yer almaktadır. Orta bölümün altında yer alan bodrum katın planı da üzerindeki odalara göre biçimlendirilmiştir. Köşkün kapı, pencere ve döşemelerinde kullanılan tüm ahşap doğramalar son derece niteliklidir.

• Ahır Köşkü

Ahır Köşkü, Beylerbeyi Sarayı arazisinin güney bölümünde, dördüncü set hizasında düz bir arazi üzerinde yer almaktadır.  Ahır Köşkü’nün kuzey kısmında Mermer Köşk ve büyük havuz bulunmaktadır. Bu köşkün inşa tarihi ile ilgili net bilgi bulunmamaktadır. Ancak Deniz köşklerine benzer özelliklere sahip olması nedeni ile Yeni Beylerbeyi Sarayı ile birlikte inşa edildiği düşünülmektedir. Ahır Köşkü’n ana girişi orta kısımda; ahır mekanları ise yan kanatlarında yer almaktadır. Bu giriş bölümü öne doğru çıkan beşgen bir kitle ile belirginleştirilmiştir. Giriş kapısının önünde çift taraflı mermer basamaklar bulunmaktadır. Yapı malzemesi olarak taş, mermer ve tuğla kullanılmış; duvarlar sıvanmıştır.  
  
Beylerbeyi Sarayı Bahçelerinde Yer Alan Yapısal Materyal

Beylerbeyi Sarayı bahçelerinin yapısal elemanları değerlendirildiğinde; sürdürülebilir yapı gereci olarak taş, çakıl ve mermer gibi malzemelerin kullanıldığı saptanmıştır. Saray bahçelerinde yer alan yapısal elemanlar sınır elemanları, çeşmeler, havuz, heykeller ve aydınlatma elemanları başlıkları altında incelenmiştir.

• Sınır elemanları

Selamlık ve Harem bahçeleri kara tarafından yüksek duvarlar, deniz tarafından ise alçak duvar ile çevrilidir. Padişahın devlet işlerini yürüttüğü Mabeyn-i Hümayun ve özel hayatını içeren Harem-i Hümayun bölümü ana binanın doğu cephesinde yer alan yüksek duvar ile ayrılmaktadır. Ana kitlenin deniz yönündeki cephesi (batı cephesi) tarafında yer alan yol ise kesintisiz olarak devam etmektedir. Selamlık bahçesine giriş tünel yolu ile sağlanmaktadır. 

Sultan II. Mahmud tarafından 1829–1832 yılları arasında yapılmış olan tünel, 1973 yılına kadar Üsküdar’ı Beylerbeyi semtine bağlayan bir karayolu bağlantısı olarak kullanılmıştır. Tünel, saraya giriş amacı kullanımı dışında, tarihi işlevinin yanı sıra çeşitli kültürel ve sanatsal etkinlikler için de kullanılmaktadır.

Sarayın selamlık bahçesinde yer alan Deniz Köşkü’nün yanında görkemli kapı bulunmaktadır. Bu kapı arşiv belgelerden elde edilen bilgilere göre 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Saray bahçesinin cephe 

boyunca uzanan duvar bu kapı ile kesintiye uğramıştır. Bu kapı ajurlu ve demir döküm kanatlara sahiptirler. Kapının iki yanında sekizli gruplar halinde sütunlar yükselmiştir. Sütunların gövdeleri bitki motifleri ile bezenmiştir. Ajurlu demir kanatların üst kısmında konsol dizisi, Kornişin üzerinde ise padişahın tuğrası bulunmaktadır.

• Heykeller

Sultan Abdülaziz Dönemi’nde İstanbul saray bahçeleri için Fransa’dan getirilen hayvan figürleri 19. Yüzyıl’ın heykel sanatına hakim olan neo klasik üsluba bir tepki olarak doğan romantizm anlayışına göre tasarlanmıştır. Bu anlayışla gerçekleştirilen heykellerin konuları tarih, edebiyat konuları ile hayvan figürleri olarak seçilmiştir. Sultan Abdülaziz Dönemi’nde Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri içinde mermer ve bronzdan yapılmış olan 21 adet çeşitli hayvan figürleri sipariş verilmiştir. Bu heykellerin 14 adedi bugün Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri’nde mevcuttur. Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri’nde 1864 yılında Sultan Abdülaziz tarafından sipariş edilip ve bugün saray bahçelerinde yer alan heykeller ‘yavrusunu emziren geyik’, ‘geyik ve yavrusu’, ‘umutsuz durumdaki geyik’, ‘geyik heykeli’, ‘top tutan aslan’, ‘aslan heykeli’, ‘dinlenen aslan’, ‘kayalıkta pusu kurmuş aslan’, ‘dinlenen aslan’ ve ‘şaha kalkmış özgürlük atı’, ‘böğürten boğa’, ‘yavrularını toplayan dişi aslan’ ‘dır.

• Su Ögeleri

Türk bahçelerinde su olgusu oldukça zengin bir niteliğe sahiptir. Türk bahçelerinde çok yalın su elemanları; havuz, çeşme gibi ögelerin yanı sıra, en karmaşık çözümleri içeren çağlayanlar biçimine kadar geniş bir yelpaze içeren su kullanımı özgün çözümler şeklinde ifade edilmiştir. Bahçede hiçbir zaman havuz ve fıskiyeler eksik olmamış, kimi zaman bunlar birbirine mermer zemine gömülmüş kanal biçiminde suyolları ile bağlanmışlardır. Çeşmeler ve selsebiller ise her dönemde önemli su ögeleri olmuştur (Erdoğan vd. 2003). 

Beylerbeyi Sarayı bahçelerindeki su ögelerinin arasında ilk olarak saray yapısının selamlık ve harem bölümünde bulunan oval formlu grottolu ve merkez aksı oluşturan havuz dikkati çekmektedir. Selamlık ve harem bahçelerindeki havuzlar plan şemaları açısından benzer niteliktedirler. Küfeki taşı ile çevrelenmiş olan bu oval formlu havuzların boyutu yaklaşık 15 metredir. Havuzların ortasında ise grotto yer almaktadır. Birinci set üzerinde bulunan yuvarlak formlu havuzun etrafı ise küfeki taşı ile çevrilmiş, ortasında ise grotto bulunmaktadır. 

Beylerbeyi sarayı bahçelerini diğer saray bahçelerinden farklı kılan diğer özellik ise dördüncü seti üzerinde Sarı ve Mermer köşkün önünde yer alan Büyük Havuz ’dur. II. Mahmud Dönemi’nde yaptırılmış olan bu havuzun boyutu 80X30 metre, derinliği ise 3 metredir. Büyük havuzun her iki yanında da yapay grotto bulunmaktadır.

Çeşmeler; Farsça göz anlamındaki “çeşm” kelimesinden gelen çeşme terimi, su akıtan yapılar anlamına gelmektedir. Çeşmelerde sürekli su akışını sağlayan boruların (Lülelerin) yerini, zaman içinde suyun boşa akmasını engelleyecek musluklar almıştır. Lüle 

ya da musluğun yer aldığı taş, ayna taşıdır. Bazı çeşme örneklerinde musluğun yanlarında veya üst kısmında su içmek için kullanılan tasların konulduğu tas nişi/maşrapa yuvası bulunmaktadır. Cephe tasarımında çeşme nişi, musluğun olduğu bölümü diğer alanlardan ayırmaktadır. Çeşmelerde kemer ile niş şeklinde belirlenen alanda kitabe, çeşme aynası, musluğun takılı olduğu aya taşı bulunmaktadır. Çeşme örneklerinde musluktan akan suyun toplandığı alana tekne, kurna veya yatak denilmektedir. Çeşmeler ve selsebiller yapıldıkları dönemin kültürü, beğenisi ve mimari özelliklerini yansıtmaktadır. Beylerbeyi Sarayı bahçelerinde iki adet çeşme yer almaktadır. Bu çeşmelerden biri Gümüşyol’a çıkan, sarayın dış bahçe duvarında yer almaktadır. Diğer çeşme ise tünelin içinde konumlandırılmıştır. Çeşme kitabelerinin mısraları şair Hilmi’ye aittir. Kitabe üzerinde bulunan yazılar dönemin ünlü hattatı Yesarizade Mustafa İzzet tarafından yazılmıştır.

• Aydınlatma Elemanları

Beylerbeyi Sarayı bahçelerinin aydınlatma ve elektrik tesisatının oluşturulması için gazhane inşa edilmesine karar verilmiştir. 
Bu anlamda ilk olarak Nakkaş Bostanı mevki düşünülmüştür. Ancak bu arazinin özel mülk olduğundan dolayı gazhane bu mevkiinin arkasında yer alan Emlak-ı Hümayun’a ait bir arazi üzerinde inşa edilmiştir. Gazhane için yer seçimi ile ilgili ilk hazırlıklar Tophane-i Amire Nezareti tarafından 1865 yılı Ocak ayında başlamıştır. Osmanlı arşivinden elde edilen belgelere göre; inşa edilecek gazhanenin, uzun vadede yakın çevresinde bulunan işyerleri ve evleri de 1993 kapsayabilecek kapasitede olacağı, ancak başlangıçta Beylerbeyi Sarayı’nın aydınlatmasının öncelikli olduğu kaydedilmiştir (Göncü 2006).

       

       

Beylerbeyi Sarayı bahçelerinde bulunan aydınlatma elemanları değerlendirildiğinde; üç tip aydınlatma elemanı bulunduğu saptanmıştır. Bunlar; Yerden yüksek aydınlatma direkli fenerler, duvara monte edilmiş fenerler ve bugün kullanılan spot aydınlatma elemanlarıdır. Direkli fenerler ve duvara monte edilmiş olan aydınlatma elemanları yapıldığı dönem ile aynı olup, varlığını saray bahçelerinde sürdürmektedir.

Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri Bitkisel Materyal Kullanımı

Selamlık bahçesinde bulunan bitki parterlerinin formu tarihi fotoğraf, tarihi harita ve hava fotoğrafı üzerinden saptanmıştır. Ancak bahçe için alınmış olan bitkisel materyal listesi arşiv belgelerde bulunmadığından dolayı 1880-1890 yılları arasında çekilmiş olan tarihi fotoğraflar üzerinden değerlendirilmiştir. 

Ayrıca Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri’nde 30 yıldır bahçıvan olarak görev yapan Seyfettin Alptekin’den bilgi edinilmiştir. Bu doğrultuda Yeni Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri’nin inşa döneminde selamlık bahçesinin ortasında bulunan bitki parterinin oval formda olduğu ve ortasında grotto havuzun yer aldığı belirlenmiştir. Oval formlu parterin içinde ise bitkisel materyal olarak; Magnolia grandiflora (Manolya), Taxus baccata (Porsuk) ağaçları ve Rosa sp. (Baston Gül)’nün yer aldığı belirlenmiştir. Bugün ise selamlık bahçesinin bu bölümünde Magnolia grandiflora (Manolya), Taxus baccata (Porsuk), Ulmus glabra pendula (Sarkık Karaağaç) ve mevsimlik çiçekler yer almaktadır. Selamlık bahçesinde bulunan Deniz Köşkü’nün her iki tarafında bahçenin yapım döneminde çim parter olduğu ve bu parterin içinde ise Ligustrum vulgare (Adi Kurtbağrı) ve Cedrus deodora (Himalaya Sediri), Deniz Köşkü’nün girişinde yer alan her iki vazonun içinde ise Agave americana (Sarı Sabır) olduğu belirlenmiştir.

Bugün ise oval formlu grotto havuzun etrafında yedi parçadan oluşan dörtgensel formda düzenlenmiş olan bitki parterlerinin içinde 13 (on üç) adet Magnolia grandiflora (Manolya), 2 (iki) adet Taxus baccata (Porsuk), grotto havuzun iki tarafında ise simetrik bir biçimde tasarlanmış olan 2 (iki) adet Buxus sempervirens (Şimşir) ağaçları yer almaktadır.  Buxus sempervirens (Şimşir) ağaçlarının etrafında ise çiçek parterleri yer almaktadır. Selamlık bahçesinde Ulmus glabra pendula (Sarkık Karağaç), Taxus baccata (Adi Posuk), Cedrus deodora (Himalaya Sediri), Buxus sempervirens (Adi Şimşir) ve mevsimlik çiçekler yer almaktadır. Bahçenin kara duvarı tarafındaki parterde ise Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri’nin yapıldığı dönemde Magnolia grandiflora (Manolya), Cedrus deodora (Himalaya Sediri), Tilia argentea (Gümüşi Ihlamur)’ın yer aldığı belirlenmiştir. Bugün ise bu alanda Aesculus hippocastanum (Beyaz Çiçekli Atkestanesi), Buxus sempervirens (Şimşir), Magnolia grandiflora (Büyük Çiçekli Manolya), Taxus baccata (Adi Porsuk), Phyllostachys bambusoides (Altın Bamboo), Chamaerops excelsa (Tüylü Palmiye), Celtis australis (Çitlembik), Aesculus glabra (At Kestanesi), Hydrandea marcophylla (Ortanca) ve çok sayıda bamboo yer almaktadır. Beylerbeyi Sarayı Bahçelerinde anıt ağacı niteliği taşıyan ve tescil edilmiş olan tek bir ağaç bulunmaktadır. Selamlık bahçesinde yer alan 106 yaşındaki Aesculus neglecta (Sarı Çiçekli At Kestanesi)’nın boyu 24 metre, çapı ise 88cm’dir.

Harita Genel Komutanlığı’ndan elde edilen 1960 yılına ait hava fotoğrafı değerlendirildiğinde; Harem bahçesinin kara yönündeki yüksek duvarın önü yoğun yeşil dokuya sahip olduğu ve boylu ağaçların yer aldığı saptanmaktadır. Bu alanda yer alan ağaçların Tilia agrentea (Gümüşü Ihlamur), 

Querqus robur (Saplı Meşe) olduğu anlaşılmaktadır. Bugün ise bu alanda kafeterya ve hediyelik eşya satışı gişesi bulunmaktadır. Çim parterlerinden oluşan bu alanın boyutu yaklaşık 1500 m2’dir. Bu parterlerin içinde kafe ve gişeye ulaşımı sağlamak amacı ile yaya yollar oluşturulmuştur. Bu yollarda zemin kaplama malzemesi olarak dökme beton kullanılmıştır. Parterlerin içinde ise Robinia pseudoacacia (Beyaz Çiçekli yalancı Akasya), Nerium oleander (Zakkum), Fraxinus angustifolia (Sivri Meyveli Dişbudak), Hibiscus syriacus (Ağaç Hatmi), Buxus sempervirens (Adi Şimşir), Taxus baccata (Adi Porsuk), Phoenix Dactylifera (Hurma), Cedrus deodora (Himalya Sediri) ve Araucaria araucana (Şili Arokaryası) yer almaktadır. 1900’lerde çekilen fotoğrafta havuz ve etrafındaki dairesel formlu bitki parterleri dikkat çekmektedir. Bitkisel düzenleme ve parterlerin genel tasarımında simetri uygulanmıştır. Parterlerin çizgilerinin yuvarlak oluşu bahçenin hatlarını yumuşatmaktadır İç parterlerde Tilia sp. (Ihlamur) ve dış parterlerde ise Cedrus libani (Toros Sediri) bitkisel materyal olarak kullanılmıştır. Dört parça şeklinde düzenlenmiş olan parterlerin köşelerinde dairesel formlu parterler yer almış ve bu parterlerin ortasında Rosa sp. (Baston Gül)’lerine yer verilmiştir.

Bugün yaklaşık 10000 m2 boyutunda 

olan birinci set bahçesinin dairesel formlu parterleri köşeli forma dönüştürülmüş, Tilia sp. (Ihlamur) ve Cedrus sp. (Sedir) ağaçlarının yerine Ulmus glabra var. Pendula (Sarkık karaağaç), Chamaerops excelsa (Palmiye) ve budanmış Taxus baccata (Adi Porsuk) bulunmaktadır. Rosa sp. (Baston Gül)’leri ve mevsimlik çiçek parterleri bugün mevcut değildir. Alan sınırları ise yapıldığı dönem ile aynı olduğu tespit edilmiştir. Yaklaşık 1100 m2 alan kaplayan ikinci set bahçesi ve 900 m2 boyutunda olan üçüncü set bahçesi birinci ve dördüncü sete göre daha dar boyutta tasarlanmış olup, bugünkü boyutu ile benzerlik göstermektedir. Ancak o dönemde ikinci ve üçüncü setlerde boylu ağaçların yer aldığından dolayı bitki parterlerinin formu anlaşılmamaktadır. Bu alanda yer alan bitki türleri ile ilgili yazılı belge veya görsel kaynak bulunmadığından dolayı sadece kaba dokulu bitkilerin yer aldığı tespit edilmiştir.  

Bugün yaklaşık 40869 m2 boyutunda olan set bahçesinde bulunan bitki parterlerinin formu ve bu parterler içinde yer alan bitkisel materyal ile ilgili yazılı kaynak bulunmadığı için görsel kaynaklar üzerinden değerlendirilmiştir. 1880-1890 yılları arasında çekilen fotoğraflardan büyük havuzun iki ucunda, grottonun arka kesiminde Tilia sp. (Ihlamur), grottonun her iki yanında budanmış Ligustrum vulgare (Adi Kurtbağrı) ağaçlarının yer aldığı görülmektedir. Bugün ise bu alanda bitkisel materyal olarak Chamaerpos excelsa (Tüylü Palmiye), Celtis australis (Çitlembik), Lagerstroemia indica (Oya Ağacı) , Tilia argentea (Gümüşü Ihlamur), Robinia pseudoacacia (Beyaz Çiçekli Yalancı Akasya), Platanus orientalis (Doğu Çınarı) ve havuzun etrafında ise yine Chamaerpos excelsa (Tüylü Palmiye), Aesculus hippocastanum (Beyaz Çiçekli Atkestanesi) bulunmaktadır.

Beylerbeyi Sarayı arazisinin kuzeydoğu köşesinde yer alan Sarı Köşk’ün önündeki bitkisel materyal Basile Kargopoulo tarafından 1880 yılında çekilen fotoğraf üzerinden Platanus sp. (Çınar) ve Tilia sp. (Ihlamur) ağalarının bulunduğu saptanmıştır. Bugün ise bu alanda önünde Cedrus deodora (Himalaya Sediri), Chamaerops excelsa 

(Tüylü Palmiye), Laurus nobilis (Defne), Quercus robus (Saplı Meşe), Carpinus betulus (Gürgen), Tilia argentea (Gümüşi Ihlamur) bulunmaktadır.
Mermer Köşk yönünden, Sebah&Jo-

aillier tarafından 1880 yılında çekilen fotoğrafta dördüncü sette yer alan Mermer Köşk’ün karşısında sıralı dikilmiş Tilia argentea (Gümüşi Ihlamur) ve Sarı 

Köşk’ün havuza doğru ulaşımı sağlayan rampalı yolun kemerli girişi görülmektedir.  Dairesel formda düzenlenmiş olan parterlerin içindeki çiçeğin Tropaeolum majus Latin çiçeği, Sarı Köşk’e çıkan rampanın önündeki duvarın çevresine çit olarak kullanılan bitkisel materyalin Ligustrum vulgare (Adi Kurtbağrı) olduğu tahmin edilmektedir. Bugün ise 

havuzun etrafında belirli aralıklarla dikilmiş olan Chamaerops excelsa (Tüylü Palmiye)’ler sarayın yapıldığı dönemden farklı bir düzende yer almaktadır.

Sonuç

Tarihi saray bahçeler yaşadıkları dönemlerin sosyo-kültürel özellikleri-

ni yansıtmanın yanı sıra bu alanların inşasında kullanılan malzeme, yapım teknikleri, yapısal ve bitkisel tasarım özelliklerini bugüne taşımaktadırlar. Koruma ve onarım çalışmaları kapsamında taşınmaz kültür varlıklarının yer aldığı bahçeler, yakın çevresi, sokak ve mahalle ölçeğine kadar korunması, gerekli durumlarda sağlıklaştırma ve onarım işlemlerinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Tarihi saray bahçelerinde yapıları çevreleyen bahçeler yapıldığı dönemin açık-mekan anlayışı, bitkisel tasarım özellikleri, düşünce ve yaşam biçimini yansıtan ve rekreatif alanlardır. 

Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri’nin yapısal ögeleri değerlendirildiğinde sürdürülebilir yapı gereci olarak nitelenebilecek taş, çakıl, mermer gibi malzemelerin kullanıldığı görülmektedir. Merdiven, trabzan, korkuluk ve donatı elemanlarında barok dönemi etkileri izlenmektedir. Set bahçelerde konumlandırılmış büyük ölçekli yüzme havuzu diğer saray bahçelerinde görülmeyen; sadece Beylerbeyi Sarayı’nda görülen bir yapılanma olup; özgün niteliktedir. Buna karşın selamlık ve harem bahçeleri diğer saray bahçeleri ile karşılaştırıldığında benzer özellikler taşımaktadır. Deniz kıyısında yer alan Deniz köşkleri özgün ve sadece Beylerbeyi Sarayı kompleksinde görülen yapılanmalardır. 

Araştırma kapsamında incelenen Beylerbeyi Saray Bahçeleri bir kültür mirası olması nedeni ile gerek bugün gerekse gelecek kuşaklar açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra tarihi saray bahçelerinin, güncel kullanımlarında kültürel, rekreatif ve turizm amaçlı olarak da önemli işlev görmesi nedeni ile içerdiği bitki varlığının nitelik, nicelik, farklı dönemlerde yapılandırılması ve farklı sanat akımlarından etkilenmesi bu tür oluşumların önemini arttırmaktadır. Bu sebepten dolayı tarihi bahçelerin inşa edildiği dönemdeki durumunu koruyarak, özgün niteliğini kaybetmeyecek biçimde onarım-bakım çalışmalarının yapılması gerekmektedir. 

Kaynaklar:

 

Aliasghari Khabbazi, P. 2016. İstanbul, Beylerbeyi Sarayı Bahçeleri tasarım İlkeleri ve Restitüsyonu. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

Dündar, M. 2008.  Beylerbeyi Sarayı. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 687.s. Ankara 

Eldem, S. H. 1986. Türk Evi: Osmanlı   Dönemi: cilt 2. Türkiye   Anıt   Çevre   Turizm Değerlerini Koruma Vakfı, 291 s., İstanbul.

Erdoğan, E., Yazgan, M.E. ve Köylü, P. 2003. Türk bahçesi kimliği üzerine bir araştırma. Bilimsel Araştırma Projesi     Kesin   Raporu.   Ankara Üniversitesi.  Bilimsel Araştırma Projeleri, 357 s., Ankara.

Erdoğan, E.  Aliasghari, P. (2014). Cultural Heritage Conservation and the National Palace Gardens. Uluslararası Kültürel Mirasın ve Kültürel Bellek Kurumlarının Yönetimi Kongresi.16-17 Eylül. İstanbul.

Göncü, C. 2006.   Beylerbeyi    Sarayı’nın   inşa   süreci, teşkilatı ve kullanımı. Yüksek Lisans   Tezi.  İstanbul Üniversitesi, Sosyal   Bilimler   Enstitüsü, İstanbul.

 

District known as Beylerbeyi, located in the Anatolian side of the Bosphorus, and it is known as the Istavroz in the Byzantine period. It is said that Byzantine Emperor II. Constantine put the name of the place inspired from gilded cross which built on top of church. After the conquest of Istanbul, it was said that Fatih Sultan was allocated the Beylerbeyi to one of his flag orders, and by time this place become one of the private gardens for Sultans.

 

Prof. Dr. Elmas Erdoğan

Dr. Öğr. Üyesi Parisa Göker

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz