Sektörel

TÜRKTOB BAŞKANI SAVAŞ AKCAN: TARIMSAL HASILADA AB'DE BİRİNCİ, DÜNYADA YEDİNCİ SIRADAYIZ

Türkiye'deki tarım sektörünün 2019 yılındaki beklentilerini değerlendiren Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Savaş Akcan, açıklamalarda bulundu. Akcan, "Tarımsal hasıla açısından AB'de birinci, dünyada yedinci sırada olduğumuzu unutmamalıyız. Üretim ve dış ticarette dünyada ilk 10'da olduğumuz çok sayıda ürünümüz var. Tarımsal ürünlerimizin marka değerini artıracak projeler hayata geçiyor." dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, Yeni Ekonomi Programı kapsamında “Yapısal Dönüşüm Adımları” paketi içerisinde tarım alanında “Tarımda Milli Birlik” projesi olduğunu ve bu alanda bir SERA A.Ş. kurulacağını açıklamıştı. Peki, bu paketle tarım sektörü 2019 yılından ne bekliyor? Sektörün hedefi ne?

Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Savaş Akcan, Türkiye’nin tarımsal hâsıla açısından Avrupa Birliği ülkeleri arasında birinci, dünyada ise yedince sırada unutulmaması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye’nin tohumculukta dışa bağımlı bir ülke olmadığını ifade eden Akcan, sözlerine şöyle devam etti:

“Geçen yıl ise sektörümüz ilk kez dış ticaret fazlası verdi ve bu oran yüzde 108’e yükseldi. Bu oranı her yıl artırmak en büyük hedeflerimizden biridir. Meşhur İsrail tohumu konusunun da bir şehir efsanesi olduğunu bir kez daha ifade edeyim.”

“DOLAYLI SEKTÖRLERLE BİRLİKTE 10 MİLYAR DOLARLIK BİR TİCARET HACMİ VAR”

Türkiye’de bitkisel üretim materyali üreten bütün kişi ve kuruluşlar size bağlı, TÜRKTOB çatısı altındaki alt birliklerin yaklaşık 50 bin üyesi var. Sektörün ticaret hacmi nedir? Üretim ve ihracat konusunda hedef nedir?

TÜRKTOB olarak yaklaşık 50 bin üyemiz ile tarımının temeli olan tohumluk sektörünün kamu kurumu niteliğinde tek çatı örgütüyüz. Sektörümüzün yarattığı katma değere baktığımız zaman 4 milyar dolarlık bir rakam görüyoruz. Bu rakama tüm ticari fonksiyonlarımızı ve dolaylı sektörlerin faaliyetlerini de eklediğimizde 10 milyar dolarlık ticaret hacmi oluşuyor. 2018 yılında ise 500 milyon dolarlık bir dış ticaret hacmi oluştu. İthalat ile ihracat arasındaki denge hızla ihracat lehine gelişmeye başladı ve 2015 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 69 iken, 2016 yılında yüzde 88, 2017 yılında ise yüzde 92 oldu.

“TÜRKİYE OLARAK DIŞ TİCARETTE GÜÇLÜYÜZ”

2018 yılında ise sektör ilk defa ithalattan daha fazla ihracat yaptı ve bu oran yüzde 108’e yükseldi. Başka bir ifadeyle 500 milyon dolarlık dış ticaret hacminin 240 milyon doları ithalat, 260 milyon doları ihracat olarak gerçekleşti. Sanılanın ya da iddia edilenin aksine dış ticarette artıdayız. Türkiye’de her yıl 2 milyon 800 bin ton tohum toprakla buluşuyor. 1 milyon 60 bin ton sertifikalı tohum üretimimiz, ihtiyacımızın yüzde 40’ını karşılıyor. Gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 80-85 civarında. İlk hedefimiz bu orana ulaşmak.

Buğday, arpa, çeltik, bazı yem bitkileri ve yemeklik baklagillere ait sertifikalı tohumlukların önemli bir kısmı Türkiye’de ıslah edilen çeşitler kullanılarak üretiliyor. Yeterlilik oranımız hububatta yüzde 100, hibrit sebze tohumculuğunda yüzde 60 seviyesinde. Hibrit sebze tohumculuğunda kısa sürede yakaladığımız bu oran büyük bir başarıdır ancak yerli ve milli çeşitlerimizle bu oranı daha da yukarılara çekeceğiz.

“500 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT HEDEFİMİZ VAR”

Fidan, fide ve süs bitkilerinde de iç ve dış pazarın taleplerini istendiği miktarda, istendiği zaman, yüksek kalite ve uygun fiyatla milli üretim ile karşılamak önceliğimiz olacak. Kayıt dışı üretimi ve satışları minimum düzeye indirmek de amaçlarımız arasında yer alıyor. Bugün 80 ülkeye, 260 milyon dolarlık ihracat yapıyoruz. Hem ihracat yaptığımız ülke sayısını hem de ihracat miktarımızı yükseltmek için gayret gösteriyoruz. Orta vadede 500 milyar dolarlık ihracat hedefini ulaşılmaz görmüyoruz.

“TARIM, SAVUNMA SANAYİİ KADAR ÖNEMLİDİR”

Tarım, Bakan Albayrak’ın açıkladığı reform paketinde önemli başlıklardan bir tanesiydi. Tarımda milli birlik sürecinde TÜRKTOB olarak nasıl adımlar atacaksınız?

Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak’ın ekonomik reform paketi içinde tarım sektörüne öncelikli olarak yer vermesi sektörümüzde memnuniyetle karşılandı. Biz tarımı ve tarımın en stratejik girdisi olan tohumluğu en az savunma sanayii kadar önemli görüyoruz. TÜRKTOB olarak yerli ve milli çeşitlerimizin geliştirilmesi ve kendi tohumluklarımızın tarımsal üretim sürecinde daha çok yer alması için yoğun gayret sarf eden bir sektörü temsil ediyoruz.

“171 YEREL ÇEŞİDİ ÜLKEMİZE KAZANDIRDIK”

Ayrıca genetik kaynaklarımızın korunması, toplanması, saklanması ve sektörümüzün kullanımına sunulması için çalışıyor, “Tohumun İzinde” isimli bir proje yürütüyoruz. Şu ana kadar 171 yerel çeşidi gen bankamıza, yani ülkemize kazandırdık. Bu yerli ve milli duruşumuzu perçinleyecek, amaçlarımıza uygun faaliyetlerimizi artıracak her reforma sonuna kadar destek vereceğiz.

Peki, “Tarımda Milli Birlik” projesinin sektöre ve tarıma yansıması sizce nasıl olacak?

Tarımda Milli Birlik projesi resmi olarak açıklanmadı. Sanırız eylül ayında gerçekleştirilecek Tarım Şûrası’nda sektörün tüm paydaşlarının görüşlerinin alınmasıyla son şekli verilecek bir proje olacak.  Tarım sektörünün kökü çok uzun yıllara dayanan, artık yapısal olarak ifade ettiğimiz sorunları mevcut. Üretimin planlanamayışı, verimsizlik, girdi maliyetlerinin yüksekliği, tarım alanlarındaki mülkiyet sorunları, aracı sayısının fazlalığı, teknoloji kullanımındaki kısıtlılıklar, finansal kaynaklara erişimin yetersizliği, ithalat politikaları, destekleme miktarları ve etkinliği ve küresel ısınma ve iklim değişikliğinin yarattığı sorunlar acil çözüm bekliyor. Üretim sürecinde yaşanan sorunlar gelip genel enflasyonun artışına kadar dayanıyor.

“AB’DE BİRİNCİ, DÜNYADA YEDİNCİ SIRADAYIZ”

Üreticiden tüketiciye kadar uzanan tüm sistemde kritik noktaların reforma ihtiyacı olduğu kesin.  Ancak tarımsal hâsıla açısından AB’de birinci, dünyada yedinci sırada olduğumuzu unutmamalıyız. Üretim ve dış ticarette dünyada ilk 10’da olduğumuz çok sayıda ürünümüz var. Tarımsal ürünlerimizin marka değerini artıracak projeler hayata geçiyor. Arazi toplulaştırma çalışmaları süratle devam ediyor. Son 10 yılda devlet tarafından tarım sektörüne aktarılan kaynaklar arttı. Teknolojisi, finansal ve kurumsal yapıları güçlü, dünya ölçeğinde marka değeri artan bir gıda sektörümüz var.

“BAKANLIĞIN İTİCİ GÜÇÜYLE EMİN ADIMLARLA İLERLİYORUZ”

Tarım sektörüne yön veren kurumlarımızın regülasyon, yatırım ve AR-GE fonksiyonları eskiye oranla güçlendi. Biz bu başarıyı 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu’nun açtığı yolu takip ederek yakaladık. Tarım ve Orman Bakanlığı ve TÜBİTAK ile istişare ederek, projeler yaparak sektörümüze yol haritası çizdik, politikalar belirledik. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın tohumluk üretim ve kullanım desteklerinin de itici gücü ile yolumuza emin adımlarla ilerliyoruz. Tarımda Milli Birlik Projesi sektörün görüşlerine açıldığında bu milli birikim ve kazanımlarımızın devamlılığını ve gelişimini, yapısal sorunlarımızın çözümüyle entegre etmek için gayret göstereceğiz.

“YERLİ VE MİLLİ TOHUM TALEBİNİ KARŞILAYACAK KAPASİTEDEYİZ”

Bakan Albayrak, açıkladığı reform paketinde bir SERA A.Ş. kurulacağını belirtmişti. Seracılıktaki bu yeni adım milli tohumla desteklenecek mi? Fide üretimi konusunda nasıl adım atacaksınız?

Modern seraların artması ve devletimizin buna örnek bir model işletme ile rehber olması önemli.  Ziraat Bankası tarafından daha önce açıklanan sera yatırımlarının yüzde 75’ine kadar olan kısmını sağlayan, 2 yılı ödemesiz toplam 7 yıl vadeli, yüzde 8,25 faizli kredi paketi sektörde ciddi bir talep yarattı.

Serada kaliteli, iç ve dış pazarın isteklerine uygun sebze yetiştiriciliğinin ilk şartı, kaliteli tohumdan elde edilecek kaliteli fidedir. Modern seraların artırmasıyla birlikte oluşacak hazır ve aşılı fide talebi ile fide sektörünün kaliteli yerli ve milli üretim tohum talebini karşılayacak kapasiteye sahibiz. İki sektör de bizim.

“MODERN SERALARLA ÜRETİM ARTACAK”

Ülkemizde fide sektörü endüstriyel tarımın en genç dalını oluşturuyor. Buna rağmen kısa süre içinde 350 milyon doları aşan ciroya ulaştık. Sektörde ilk zamanlarda sadece domates fidesine ilgi vardı. Ancak zamanla yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere tüm türlerde talep arttı. Üreticilerimize hazır fide kullanımının avantajlarını çok iyi anlattık. Çiftçilerimiz başarılı bir sebze yetiştiriciliğinde nitelikli çeşit seçimi ve kaliteli fide kullanımının büyük bir önem taşıdığını yaşayarak gördüler.

“SON 10 YILDA YÜZDE 53’LÜK BİR ÜRETİM ARTIŞI VAR”

Talep yükseldikçe 2000 yılında 220 dekar olan hazır fide üretilen alan 10 kat artışla 2125 dekara çıktı. Sektördeki firmalarımızın sayısı 150’ye ulaştı, teknik kapasiteleri de arttı. Türkiye’de 2000 yılında 150 milyon adet fide üretilirken, 2010 yılında 2 milyar 600 bin adede, 2018 yılında da 4 milyar adede çıktı. Son 20 yılda 26 kat, son 10 yılda yüzde 53’lük bir üretim artışı var.

Modern seralarda üretim arttıkça sektörümüz büyüyecek, yerli ve milli üretim de artacaktır. Ancak, fide sektörünün yakaladığı başarının artması için; üretimin modern seralarda, otomatik sulama, gübreleme ve havalandırma teknikleriyle yapılmasının devam etmesi gerekiyor.

Türkiye’nin ne kadar tohumluk (tohum, fide, fidan, süs bitkisi) üretimi bulunuyor?

Tohumluk üretim miktarımız 2008 yılında TÜRKTOB kurulduktan sonra müthiş bir ivme ile artmaya başladı. Bu artışı rakamlarla ortaya koymak isterim. Sertifikalı tohum üretim miktarlarına baktığımızda 2008 yılında 289 bin tonluk bir rakam görüyoruz. 2018 yılında bu rakam 1 milyon 60 bin tona ulaştı. Bu 3,6 katlık bir atış anlamına geliyor. Meyve ve asma fidanı üretimlerimiz de son 10 yılda 3 kat artmış durumda. 2008 yılında 64 milyon 600 bin adet meyve ve asma fidanı üreten Türkiye, 2018 yılında bu rakamı 188 milyon 680 bin adede çıkardı.

FİDE SEKTÖRÜNDE BÜYÜK SIÇRAMA

Süs bitkileri üretimini son 5 yılda 236 milyon adet artırarak 1 milyar 711 milyon 773 bin adede çıkardık. Üretim alanları ise son 15 yılda yüzde 250 artarak 50 bin dekara ulaştı. Az önce ifade ettiğim gibi bir başka başarı öyküsünü de fide sektöründe yazmaya devam ediyoruz. Türkiye’de 2000 yılında 150 milyon adet fide üretilirken, 2010 yılında 2 milyar 600 bin adede, 2018 yılında da 4 milyar adede çıktı. Son 20 yılda 26 kat, son 10 yılda yüzde 53’lük bir üretim artışı var.

“TÜRKİYE TOHUMCULUKTA DIŞA BAĞIMLI BİR ÜLKE DEĞİL”

Tohumda dışa olan bağımlığımızın etkili bir şekilde düştüğünü söyleniyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle net bir şey söyleyeyim… Türkiye tohumculukta dışa bağımlı bir ülke değildir. Şu anda devletimiz, tohum ithalatını tamamen yasakladı diyelim; emin olunuz hiçbir temel ürün grubunda üretim sıkıntısı yaşamayız. 2018 yılında 501 milyon dolarlık bir dış ticaret hacmimiz oldu. Son 10 yılda ithalat ile ihracat arasındaki denge ihracat lehine değişti. Örneğin; 2015 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 69 iken, 2016 yılında yüzde 88, 2017 yılında ise yüzde 92 oldu.

“İSRAİL KONUSU, BİR ŞEHİR EFSANESİDİR”

Geçen yıl ise sektörümüz ilk kez dış ticaret fazlası verdi ve bu oran yüzde 108’e yükseldi. Bu oranı her yıl artırmak en büyük hedeflerimizden biridir. Meşhur İsrail tohumu konusunun da bir şehir efsanesi olduğunu bir kez daha ifade edeyim. 2018 yılında bu ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın sadece yüzde 5’idir. Ayrıca İsrail’e 1 milyon dolarlık tohum ihracatımız var.

“İLERİDE TEKNOLOJİ DEĞİL, TARIM VE GIDA SAVAŞLARI YAŞANACAK”

Dünyada yeni tür savaşların tohumculuk üzerinden olacağı öngörülüyor. Peki, Türkiye milli tohumluk üretimi konusunda nasıl adımlar atmalı?

Tarım ve gıda artık stratejik bir öneme sahip. İleride teknoloji değil tohum, tarım ve gıda savaşları yaşanacaktır. Aslında savaş, dış ticaret üzerinden çoktan yaşanmaya başladı. Tarım, son dönemde daha sık bir şekilde ülkelerin dış politika aracı haline gelmeye başladı.

Ülkeler arası ticaret savaşları ile birlikte tarımsal ürünlerde ambargoyüksek gümrük vergileri ve çeşitli yaptırımlar gündeme geliyor. Özetle tarım ürünleri bir silah olarak daha sık masaya konuluyor. Bu yüzden yerli ve özellikle milli tohumculuğun gelişmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. Tohuma sahip olan geleceğe sahip olacak, bu kadar açık ve net. Biz Türkiye tohumculuk sektörü olarak çok hızlı koşmak zorundayız.

Türkiye’de GDO’lu tohum üretmek ve ithal etmek yasak. Çok tartışılan bir konu olan GDO ile hibrit tohumu arasındaki fark nedir? Melez tohum konusunda yanlış bildiklerimiz nelerdir?

Tohum, hatta tarım ile hiç ilgisi bulunmayan akademisyenler, doktorlar, gazeteci ve yazarlar, fitoterapistler ve sözde sağlık kürleri satıcılarının yanlış ve bazen maksatlı açıklamaları yüz binlerce çiftçimizi ve milyonlarca tüketicimizi olumsuz etkiliyor. Bu kişiler, milli ekonominin temeli olan tarıma zarar verdiklerinin farkında değiller. Eğer farkında olarak yapıyorlarsa çok daha acı.

Ülkemizde ilgili yasalar GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tohumların üretimini ve her türlü ticaretini yasaklamıştır. Aksi halde çok ciddi miktarda maddi ve 12 yıla kadar hapis cezası verilmektedir.

Hibrit (melez) tohumlar ise daha yüksek verim, pazar değeri yüksek, kaliteli, standardı değişmeyen, iç tüketim ve ihracatta tercih edilen ürünlerin arzı için doğal yöntemlerle üretilir. Adı üstünde, doğada zaten kendiliğinden olan melezlemenin insan eliyle yapılmasından başka bir şey değildir. Hiçbir genetik değişiklik, müdahale söz konusu olamaz. Hibrit tohumlar kısır değildir, ayrıca hibrit tohumlarla üretilen ürünlerin kısırlık dâhil insan sağlığına zarar verdiği iddiası gerçek dışıdır.

Kaynak: aksam.com.tr

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz