Anadolu, zengin doğası, biyoçeşitliliği ve her iklimin yaşandığı bölge olması ile Dünyada eşi benzeri olmayan coğrafi avantajlara sahiptir. Bu nedenle bölgede hemen hemen birçok tarımsal ürün başarıyla yetiştirilebilmektedir. Türkiye’nin sadece bir ülke ya da bir bölgeye has türler anlamında kullanılan endemik bitki türleri bakımından da Avrupa kıtası toplamından daha fazla (yaklaşık 3000 tür) bitki türüne sahip olduğunu bilmek elimizin altındaki toprakların değerini daha iyi anlatmaktadır [1]. Keza Dünyada bilinen birçok kültür bitkisinin anavatanı da burasıdır. Benzer şekilde gül bitkisi de Anadolu’ya has özellikler taşıyan süs bitkisi olsa da son yıllarda artan oranlarda ekonomik değeri olan bir ürün özelliği taşımaktadır. Gül, gülgiller (Rosaceae) familyasının Rosa cinsindendir ve dünyada yaklaşık 1.350 Rosa türü tanımlanmıştır. Gül; çok yıllık dikenli çalı ya da tırmanıcı bitki türüdür. En çok görülen çiçek rengi beyaz, pembe, kırmızı ve sarıdır, genellikle ilkbaharda çiçek açar ve çoğunun yaprak döken çalıları, dala dikenleri ile tutunan filizleri vardır. Gül kesme çiçek, süs bitkisi ve gül yağı elde etmek için yetiştirilen önemli bir bitkidir. Dünyada gül yetiştiriciliğinin yapıldığı başlıca ülkeler; Türkiye, Bulgaristan, Fas, Rusya, Meksika, İran, Hindistan, Güney Afrika, Suudi Arabistan ve Mısır’dır.

Dünyanın birçok yerindeki fosil yataklarında gül bitkisinin kalıntıları bulunmuştur. III. Jeolojik devir erken çağındaki jeolojik kalıntılarda bulunan gülün yağı 25 milyon yıl, Colorado’daki Florissant fosilleri incelendiğinde ise bulunan güllerin yaşı 40 milyon yıl olarak belirlenmiştir. Moleküler biyologlar gülün DNA’sını inceledikleri zaman gülün yağını 200 milyon yıl geriye götürmüşlerdir.

Günümüze kadar gelen kayıtlarda bundan 5000 yıl önce Mezopotamya kil tabletlerinde gül yer almaktadır. M.Ö. 2684-2630 yılları arasında yaşayan Akat Kralı 1. Sargon hakkında yazılan bir tablette, kralın Dicle ırmağının ötesindeki ülkelere askeri keşif gezisi yaptığı ve bu geziden asma, incir ve gülfidanları ile geri döndüğü yazılmaktadır. Antik dönemde, Fenikeliler, Yunanlılar ve Romalılar gülü yetiştirmişler, yeni gülleri tanıyarak onu ülkelerine taşıyıp ticaretini de yapmışlardır. Sonuçta bilinen her çeşit gül Akdeniz ülkelerine dağılmış ve yetiştirilmiştir.

Bilimsel olarak ilk tanımlanan gül, Rosa Gallica (Kırmızı gül, Frank gülü) olup, kırmızı yapraklı, kokulu ve katmersizdir. Yabani olarak Orta Avrupa, Güney Avrupa ve Batı Asya’ya yayılmıştır. Damask Rose, Rose damascena (Şam gülü, Isparta gülü, yağ gülü) Rosa gallica’dan sonra en iyi bilinen ve en iyi tanınan güldür. Damask Rose, Rose gallica ile Rose phoenicia veya Rosa moschata nın melezidir. Çiçekler, pembe, katmerli ve kuvvetli kokuludur ve sadece yaz başında çiçek açar. Türkiye’de 24 Rosa türü olmasına karşın gül yağı üretiminde Rosa damascena kullanılmaktadır [2].

Anavatanı olan Orta Asya’dan ticaret yolu ile dünyanın diğer bölgelerine ulaşmış olan gül, güzel kokusu, tıbbi değeri ve beslenmedeki yeri dolayısıyla antik çağlardan beri efsanelere konu olmuş ve güzel kokunun peşinde olanlar için vazgeçilmeyen bir çiçek olmuştur. Hatta öyle ki, antik dönemde Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar için gül bahçeleri, en az buğday tarlaları ve meyve bahçeleri kadar önem taşımıştır.

Gül kokusunu kalıcı yapmak için tarihte ilk yöntem antik çağlarda Mısır, Mezopotamya, Hint ve Çin gibi medeniyetler tarafından kullanılan yağlarla maserasyon (gül çiçeklerinin uygun yağlarda belli bir süre bekletilme yöntemi) ile olmuştur. Daha sonra (M.Ö. 3500’de) keşfedilen su ile ekstraksiyon (belli metotlarla gül çiçeklerinin suda bekletilmesi ve sonra süzülerek bu suların kullanılması) yöntemi uygulanmıştır. Sonraları (M.Ö. 50’de) insanlığın keşfettiği “ruhunu yakalamak” usulü yani damıtma ile elde edilen ürünler ortaya çıkmış, gülsuyu haline gelmiştir. Son aşamada da bu gülsuyunun içindeki güzel kokulu yağ taneciklerini toplamak için çaba harcayarak gül yağı dediğimiz gül esansını elde etmek mümkün olmuştur.

Isparta’da Gül Üretimi Nasıl Başladı?

Isparta’da gülcülüğün binlerce yıl gerilere giden, eski, köklü bir tarihi yoktur. Isparta gülcülüğü, en çok 150 yılı bile geçmeyen bir tarihe sahiptir. Gülcülük Isparta'da bilinmez iken Burdur, Denizli, Çal yörelerinde Gül tarımının yapılmakta olduğu bilinmektedir. Gülcülüğü Isparta'ya, Yalvaç ilçesinden gelip yerleşen Meydanbeyoğlu, Mehmet İzzet'in oğlu İsmail Efendi getirmiştir. Bu girişimciliğin çileli, çok ilginç bir öyküsü vardır. İsmail Efendi, iyi bir medrese eğitimi almış ve kendini sürekli geliştirerek görüş açısı geniş bir kişi olarak yetişmiştir. Gülcüzade İsmail Efendi’nin ilk ticari teşebbüsü dokumacılık olmuş, çeşitli ustalardan aldığı bilgilerle kurduğu dokuma tezgâhları sayesinde bu mesleğin Isparta ve Burdur çevresinde hızla yayılmasını ve birçok kişinin bu mesleği öğrenmesini sağlamıştır. 1888 yılında Bulgaristan’a bağlı Kızanlık bölgesinden Denizli’nin Çal ilçesine gelen bir tapu memurunun gül çiçeğinden yağ elde edebildiğini öğrenmesi ile bu kişi ile mektuplaşmış ve Gülcülük üzerine geniş bilgiye sahip olmuştur. İsmail Efendi her Isparta'lı gibi bilinçli, uyanık, yeni bir şeyler öğrenmeye, yapmaya susamış, kendine güvenli, çalışkan, sabırlı, hırslı, direnme gücü olan, inatçı kişiliğe sahip bir kişidir. O zamana kadar Isparta ovasına ne ekilip dikilir ise pek gelir getirmiyor, çalışıp çabalamalar boşa gidiyordu. İsmail Efendi komşu iller olan Burdur, Denizli, Çal yörelerine doğru bir geziye çıktı. Oralarda ne ekip dikiyorlar, topraktan nasıl daha çok gelir sağlıyorlar baktı, gördü. Gülcülük büyük oranda yapılır ise iyi para getirir, Isparta topraklarında da gül yetişir, kanısına vardı. Hiç vakit kaybetmeden otuz dönüm toprak aldı. Çukurları açtırdı. Çevrede bulunan süs güllerinin içinden yağ gülü olabileceklerden, fidanlar aldı. Otuz dönüm tarlanın tamamına gül dikti. Yeni dikilen gülün üç ile beş yıl sonra iyi ürün vereceğini biliyordu. Sabırla gül bahçesini aksatmadan suladı, yabani otları yoldu, çapaladı, o günlerin koşullarına göre zararlı böcekleri öldürücü ilaçlar kullandı. Daha üçüncü verim yılı gelmeden gülyağı çıkarma işinde kendine gerekli olacak araçların bazılarını yerli ustalara Isparta'da yaptırdı. Ustaların yapma güçlerinin dışında kalanları da Bulgaristan'dan temin etti. Gülyağı çıkarma işlemini kendi gül bahçesi içerisinde kurdu. Gülyağı çıkarırken gerekecek suyu da "Bambullu Ceviz" denen mevkiden getirdi. Tüm bu işlemler sonucunda parasal sıkıntı yaşadı. Faaliyetinin üzerinden geçen 3.yılsonunda iklimsel etkiler sonucu güller yeterli oranda çiçek açmadı. 4. Yılında da gülyağı çıkarma işleminin acemiliği sonucunda yeterli gelir elde edemedi. Gülcü İsmail Efendi, çevresindeki olumsuz düşünce ve davranışlara kulaklarını tıkadı. Başarısızlığının nedenleri üzerinde durdu. Sordu, soruşturdu, inceledi, araştırdı. Çalıştı, çabaladı gülyağı çıkarma yöntemini en küçük ayrıntısına varana dek öğrendi. Kendini, sonraki ürün yılına iyice hazırladı. Kış mevsiminin soğuk, karlı günleri geçip, gitti. İlkbahar mevsimi gelir gelmez, Gülcü İsmail Efendi'nin bahçesinde bir diriliş, canlanma görüldü. Bakımlı, temiz bahçedeki insan boyunu aşan gül ağaçları, önce yeşil yaprak, sonra da pembe gül tomurcukları vermeye başladılar. Mayıs ayının ilk haftasında havalar ısınınca bahçe, top top koca koca yapraklı, pembe renkli güllerle, doldu. Gül bahçesi öyle bir güzelleşmiş, iç açıcı olmuştu ki. Güllerin içinden yanık yanık bülbüllerin sesleri geliyor, çevreye insanın iliklerine kadar işleyen hoş bir gül kokusu yayılıyordu... Gül çiçeklerinin bolluğu şaşırtıcıydı. Kadınlı erkekli yüzlerce kişi sabahın alaca karanlığında bahçeye geliyor, akşama dek çuval çuval toplanan gülleri taşıya taşıya bitiremiyorlardı. Gül sezonu bir ay kadar sürdü. Gülcü İsmail Efendi de eline geçen bu fırsatı çok iyi değerlendirdi. Binbir güçlük, zorluk, çile ve çaba ile üretmeyi başardığı katkısız, ari "Gülyağı" ve "Gül Suları"nı değerince sattı, parasını aldı. İlk iş olarak her doğru, dürüst, namuslu insanın yaptığı gibi borçlarını ödedi. Yeni bir ev yaptırdı. Evini de o günün gelenek, görenek, töresine göre dayadı, döşedi. Daha elinde pek çok parası kalmıştı. Bunu da çarçur etmedi; otuz dönüm gül bahçesini 50, 75, 100 dönüme çıkarmak, yaptığı gülcülüğü daha da büyütmek, genişletmek için kullandı. Isparta halkı, İsmail Efendinin deneyiminden, Isparta topraklarının gül yetiştirmeye elverişli olduğunu öğrenmiş oldu. Gülün iyi para getirdiğini de gözleri ile gördükten sonra "Tarlalarımıza bizde gül dikelim, gülcülükte iyi para var!" demeye başladı. Gülcü İsmail Efendi, kıskançlık, çekememezlik etmedi. Gül dikecek olanlara yardımcı oldu. Karık nasıl açılır gösterdi. Fidan dikiminde başlarında bulundu. Bir kaç yıl içinde her yere gül dikilmiş, Isparta Kenti de Gül Bahçelerinin içinde kalmış oldu. Isparta bundan sonra gül üretimiyle tanındı. Böylece, Isparta’da yağ gülü üretimi 1888 yılında, gülyağı üretimi de 1892 yılında “Gülcü Müftüzade İsmail Efendi” tarafından başlatılmış oldu. Müftüzade İsmail Efendi tarafından imbik adı verilen basit ve ilkel kazanlarda üretilmeye başlanan gülyağı, uzun yıllar içinde yaygınlaşarak, bu metotla üretilmeye devam etmiştir. Köy tipi gülyağı üretimi; Atatürk’ün Isparta’ya gelişinde verdiği talimat uyarınca, “İktisat Vekaleti” tarafından modern gülyağı fabrikasının 1935 yılında kurulması sonucu yerini büyük ölçüde sanayi tipi gülyağı üretimine bırakmıştır. Gülbirlik’in 1958 yılında kurduğu İslamköy Gülyağı Fabrikası, 1976 yılında kurduğu diğer gülyağı tesisleri ile Türk gülcülüğü ve gülyağı üretimi şekil değiştirmiştir. Günümüzde köy tipi gülyağı üretimi, yerini tamamen sanayi tipi gülyağı üretimine bırakmıştır. Isparta ili, Türkiye’de özellikle gül yağı ve gül ürünleri üzerine önemli bir merkez haline gelmiştir. Yörede birçok yerli ve yabancı gül işleme fabrikaları bulunmaktadır. İlde Gülbirlik’e ve özel kuruluşlara ait, 5 adedi büyük olmak üzere toplam 15 adet gül yağı fabrikası vardır [3].

İlde en uygun gül dikim mevsimi kasım ve aralık aylarıdır. Gülfidanlarının dikimleri, bakımları özel bir ihtisas gerektirir. Gül bahçeleri yazın temmuz ve ağustos aylarında sulanmalıdır. Gül fidanlarının dikildiği ilk yıl ürün alınmaz. Ürün vermeye ikinci yılda başlarlar. Bir gül fidanından ortalama 5 yıl süre ile ürün alınabilmektedir. Gül hasadı başladıktan sonra gül çiçeklerinin, o fidandan ara vermeden toplanması gerekmektedir. Havaların uygun olması halinde mayıs ayı sonlarında gül çiçekleri toplanmaya başlanır. Gül toplama işi bazı yıllar haziran başlarına kadar da uzatılabilir. Gül çiçeklerinin toplanmasına sabah erkenden (saat 05:00’te başlanır) saat 10:00’da son verilir. Gül çiçeklerinin, henüz üzerinde sabah çiği bulunduğu ve güneşin vurmadığı saatlerde yapılması gerekmektedir. Aynca, gül çiçeklerinin günlük olarak toplanması da, kaliteli gülyağı elde edilmesi bakımından çok önemlidir. Güller sapsız olarak düğümleri ile birlikte toplanır. Toplamada makas ve benzeri kesici aletler kullanılmaz. Genelde gül toplama mevsimi 25-30 gün sürer. Bir dönümlük bir gül bahçesinde 1000-1200 kadar gül fıdanı bulunur. Bir fidanın yıllık çiçek verimi yaklaşık olarak 500-600 gr’dır. Toplanan güller sepetlere konur. Bunlar daha sonra küfelere ve çuvallara aktanlır ve işlenmek üzere fabrikalara veya imalathanelere gönderilir. Gülyağı işletmesi, toplanan gül çiçeklerini aynı gün işlemek zorundadır. Gül çiçeğinin işlenmesinde bir gecikme olursa verim ve kalite düşük olur. Gül çiçeği toplanması gibi gülyağı üretimi de yılda bir ay kadar sürmektedir. Gül yağı başta tabipler, sonra kadınlar için vazgeçemedikleri bir madde olarak bugüne dek kullanıla gelmiştir. Tedavide gül, geleneksel tıp dünyasında ilaç olarak kullanılmıştır. Gülsuyu, Gül Macunu ve Gül yağı olarak işlenen gül, bu üç ayrı şekliyle baş ağrısı, ateşlenme, bayılma, mide ağrısı, göz kanlanması gibi rahatsızlıkları tedavi etmekte faydalı olduğu geleneksel tıp kitaplarında yazmaktadır [3].

Türkiye’de gülyağı üretiminde kullanılan gül çiçeklerinin yetiştirildiği bahçelerin

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz