Her gün etkileşim halinde olduğumuz kentsel açık yeşil alan sistemleri bir manzaradan mı ibaret yoksa doğal döngüleri destekleyici bir niteliğe mi sahip? Yürüdüğümüz kaldırımlar, bir araya geldiğimiz meydanlar, buluştuğumuz parklar mekan sağlamanın çok ötesinde ekolojik süreçlerin işlerliğine önemli katkılar sunmaktadır. Bunu da açık yeşil alanların “yeşil” olarak nitelendirdiğimiz toprak, su, iklim, biyota (flora ve fauna) gibi unsurların bir bütün oluşturduğu yapıyla gerçekleştirmektedir. Ancak kentsel nüfustaki artış doğal süreçler için bir baskı unsuru olarak yer almaktadır. 1950 yılında dünya nüfusunun yüzde 30’u, 2014’te ise yüzde 54’ü kentlerde yaşarken, bu oranın 2050 yılında yüzde 66 olacağı öngörülmektedir (Birleşmiş Milletler, 2012).  Bozulan doğa-kent arasındaki dengenin yeniden kurulması ise kentlere kazandırılacak nitelikli açık yeşil alanlar ile sağlanabilmektedir. Avrupa Kentsel Şartı (1992)’nda “herkesin sağlıklı, güvenli, yerleşik, hoş bir çevrede yaşama hakkı” olduğu belirtilmekte (Aydemir, 2004: 328); yeşil alanlar, “doğanın korunması, peyzaj planlaması; yörenin hava kalitesi ve iklimine katkıda bulunan önemli etmenler” şeklinde tanımlanmaktadır (Baş, 2017). Bu bağlamda kentlerdeki açık yeşil alanlar için uygun nitelikte ve nicelikte belirli standart ve kriterlerin geliştirilmesi ve bunların planlama, tasarım ve uygulama süreçlerine aktarılması önem kazanmaktadır. Ülkemizdeki imar mevzuatında da yer bulmuş “kişi başına düşen açık yeşil alan miktarı”nın en bilindik açık yeşil alan standardı olduğu söylenebilir. Ancak bu türden bir standartlaştırma açık yeşil alanların ne nitelikte olması gerektiğine dair bir çerçeve sunmamaktadır. Çalışmaya konu olan Biyotop Alan Faktörü yaklaşımı ise tam bu noktada açık yeşil alanların niteliği üzerine bir takım çıkarımların yapılmasına olanak sağlamaktadır.

Biyotop Alan Faktörü (BAF = Ekolojik olarak etkili yüzey alanları / Arazinin toplam alanı)

Biyotop kavramı ilk kez 1908 yılında Friedrich Dahl tarafından “belirli bir hayvan ve bitki türünün yaşadığı habitat” olarak tanımlanmıştır (Dimitrakopoulos & Troumbis, 2019).  Kavram, MacMahon ve arkadaşları (1978) tarafından “levels of biological organization (biyolojik organizasyonun seviyeleri)” olarak tanımlanan sistematik yaklaşıma da dayanmaktadır. Buna göre habitatlar, aynı türden bireylerin belirli bir bölgede oluşturduğu topluluk olan popülasyonların yaşama ortamı olarak tanımlanmaktadır. Farklı popülasyonlar bir araya gelerek komüniteleri oluşturmakta ve komünitelerin yaşam ortamı ise biyotop olarak adlandırılmaktadır. Bu hiyerarşik yapıda komüniteler bir araya gelerek ekosistemleri ve ekosistemler bir araya gelerek peyzajları meydana getirmektedir. Dimitrakopoulos & Troumbis (2019)’a göre, biyotop kavramı sadece bir organizma topluluğunu çevreleyen fiziksel koşulları kapsamakla sınırlı değildir, aynı zamanda göreceli biyotayı da içermektedir. Dolayısıyla biyotop,   benzer çevresel (fiziksel) koşullar ve belirli türlere ait bitki ve hayvan topluluğu ile karakterize edilen bir peyzaj bölümü (topografik birim) olarak da tanımlanmaktadır. Kentsel alanlarda biyotanın sürekliliği ve ekosistemlerin işlevselliğinin sağlanabilmesi için alan kullanım değişikliklerinin biyotop yapısında yapacağı değişikliklerle düşünülmesi önerilmekte ve peyzaj planlamayla entegre olarak biyotop haritalama çalışmaları yürütülmektedir. Çünkü alan kullanımlarının meydana getirdiği değişiklikler ilk önce biyotop düzeyinde gerçekleşmektedir (Ekici ve arkadaşları, 2018).

Biyotop Alan Faktörü (BAF) de, kentsel yapılı çevrede daha fazla ve nitelikli yeşil alan oluşturulmasını desteklemek amacıyla peyzaj planlama temelli bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Burada temel amaç, kentlerdeki bitki örtüsü varlığını koruma, geliştirme ve sürdürmedir. BAF stratejisi, yüksek yoğunlukta gerçekleşen kentsel gelişmeyi azaltırken aynı zamanda kentin yeşil altyapısını geliştirmeyi hedeflemektedir (Kazmierczak ve Carter, 2010). Bina, parsel ve kent gibi pek çok ölçekte uygulanabilen bu yaklaşım 1980’lerin sonunda Batı Berlin Peyzaj Programı tarafından ortaya konmuş; Başkentin yeniden birleşmesinden sonra, Peyzaj Planlarında (1994) BAF değerlendirme süreci başlamış ve kentte sızdırmazlığın (sealing) yüksek seviyelerde olduğu seçilen bölümleri için zorunlu hale gelmiştir. Daha sonra Malmö (İsveç), Seattle (ABD) ve Seul (Güney Kore) gibi kentlerde de uygulanmaya başlanmıştır (Peroni, et al., 2020). Kentin ya da kentin bir bölümünün Biyotop Alan Faktörü ortaya konarken ekolojik olarak etkili yüzey alanlarının toplam arazinin alanına oranı şeklinde bir hesaplama yapılmaktadır. Dolayısıyla bu hesap sonrasında çıkan verilerin parsel, ada, özel ya da kamu mülkü vb. farklı tanımlanmış coğrafi sınırlara ya da birimlere göre değerlendirmesi söz konusu olabilmektedir. Böylece açık ve yeşil alanların niteliklerinden yola çıkılarak bazı stratejiler geliştirilebilmektedir.

Bu kapsamda hesaplamalar yapılırken, arazinin toplam alanında sadece açık yeşil alanlar değil binalar da (kapalı mekanlar) hesaplamaya dahil edilmektedir. Çünkü binaların çatısında gerçekleştirilebilecek çatı bahçesi uygulamalarıyla da ekolojik olarak etkili yüzey alanlarının oluşturulması desteklenmektedir. Bunların yanı sıra alandaki dikey bahçe uygulamaları ve bitkisel olmayan ancak geçirgen olan yüzey kaplamaları da ekolojik olarak etkili yüzey alanları olarak kabul edilmektedir. Böylelikle, kentsel hava kalitesinin arttırılması ve mikro klimanın geliştirilmesi, etkin su yönetiminin sağlanması, toprağın ekolojik fonksiyonunun korunması, bitkiler ve hayvanlar için erişilebilir ve kullanılabilir habitatlar oluşturulması hedeflenmektedir (Giseke ve Richard, 1990). Bu bağlamda yüzeyler yüksek evapotranspirasyon etkinliği, hayvanlar ve bitkiler için erişilebilir ve kullanılabilir habitatlar oluşturulması, yüksek partikül (havadaki) bağlama kapasitesi, infiltrasyon yeteneği ve yağmur suyu depolanması gibi farklı ağırlık faktörleri ile değerlendirilmektedir (Giseke ve Richard, 1990). Örneğin, ağaçların yoğunlukta olduğu ve farklı bitki kompozisyonlarının yer aldığı bir parsel, habitat ve su süreci fonksiyonu bakımından yarı geçirgen bir döşemeyle kaplı parsele göre çok daha fazla avantaja sahip olacaktır. Ağırlık faktörleri değerlendirilirken her bir parsel alanı sahip olduğu ekolojik avantajlarla yüksek bir değere sahip olmaktadır. Özellikle suyun toprağı ve bitkiyi beslemesi ve yaşamsal faaliyetleri desteklemesi nedeniyle, alandaki yüzey geçirimliliği belirleyici bir unsur olmaktadır. Buna göre BAF indeksi dokuz sınıftan oluşmakta, 0 (tamamen geçirimsiz yüzeyler) ile 1 (tamamen geçirgen yüzeyler) arasında değişmektedir (Tablo 1). 1’e eşit bir BAF indeksi, alt toprakla bağlantısı olan bitkisel yüzeylere; 0 değeri binalara, asfalt gibi geçirimsiz yüzeylerden oluşan caddelere, otoparklara, vb. alanlara karşılık gelmektedir. BAF indeksinin ara sınıfları, aynı zamanda, alttaki toprakla az çok bağlantısı olan bitki örtüsü alanlarını da ifade etmektedir (Peroni, et al., 2020).

Bu yöntem özellikle kent merkezinde yapılacak çalışmalar için uygundur. Yöntem, yerleşim alanlarının yanı sıra, ticari ve endüstriyel alanlar, kamu tesisleri ve kamu hizmet alanlarını da içermektedir. Buna göre, yerleşim yerlerinde, ticari ve sanayi alanlarında ve kamuya ait tesislerde (okul, hastane, vb.) minimum BAF değerinin 0.3 olması; konut ve kamusal alanlarda 0.6 BAF hedefine ulaşılması gerektiği belirtilmektedir (The European Climate Adaptation Platform, 2016). 

Tablo 1. Farklı yüzey tiplerinin ağırlık faktörleri (Kazmierczak ve Carter, 2010)

BAF Hesaplamalarına Örnekler

Örneğin toplam alanı 479 m2 olan bir arazinin 279 m2’sinin binaya; kalan 200 m2’lik alanın açık yeşil alanlara ayrıldığını varsayalım. 200 m2’lik alanın 140 m2’si asfalt, 59 m2’si asfalt çim-çakıl karışımı yüzey kaplama ve 1 m2’si yeşil yüzey olsun. Buna göre alanın yüzey tipine (Tablo 1) ve bu yüzey tiplerinin alansal dağılımına bağlı olarak BAF şu şekilde hesaplanmaktadır (Kazmierczak ve Carter, 2010);

BAF değerinin 0.06 ağırlık puanına sahip olması, arazideki ekolojik olarak etkili yüzey alanının nispeten az olduğunu göstermektedir. BAF değerinin asgari koşulda olabilmesi için açık yeşil alan olarak ayrılan 200 m2’lik alanın 115 m2’sinin yeşil yüzeye ve 85 m2’sinin mozaik kaplamaya ayrıldığını varsayalım. Arazideki yüzey tipinde gerçekleşen değişime göre BAF şu şekildedir (Kazmierczak ve Carter, 2010);

Sonuç ve Öneriler

 

BAF indeksinin, ekoloji ve kentsel planlama arasında bir köprü oluşturduğu belirtilmekteyse de (De Lotto et al., 2015),  bazı çalışmalar binaların/kapalı mekanların dışında kalan farklı alan kullanım tiplerinin puanlandırılarak ekolojik açıdan uygun açık yeşil alan planlanmasının yapılmasını yeterli bulmamaktadır. Kruuse (2011)’e göre, bazen bu tip puanlandırmalarda bakımlı bir çim yüzey ile biyolojik çeşitliliği destekleyen doğal bir çayır eşit değerde olabilmektedir. Huang ve diğerleri (2015)’e göre, biyoçeşitlilik ve peyzaj mozaiklerinin bağlantılılık durumu gibi etmenleri BAF ile belirlenemeyeceği dolayısıyla ekolojik etkinliğin yeterli düzeyde tespit edilemeyeceği ifade edilmektedir. BAF indeksinin daha ekolojik bir çerçeve sunabilmesi bu bağlamda, doğal alanları yapay yeşil alanlardan; birbiriyle bağlantılı olan yeşil alanların bağlantısız olanlardan ayırt etmesi de gerekmektedir. Böylelikle kentlerde çok daha etkili bir açık yeşil alan sisteminin oluşturulması sağlanabilecektir.

Bu yazı; mekânsal planlarda, kentsel mekanda ya da yeşil bina uygulamalarında daha nitelikli açık yeşil alanların oluşturulmasını sağlayacak sürdürülebilir bir perspektif sunmak amacıyla kaleme alınmıştır. Ayrıca BAF indeksi, kentlerde açık yeşil alan olarak nitelendirilebilecek ada, parsel ya da sokak ölçeğindeki tüm yaşam alanlarının ekolojik durumlarının ortaya konulmasında kullanılabilecek bir gösterge olarak da değerlendirilebilir. BAF, son yıllarda “peyzaj performansı” olarak nitelendirilen farklı çevresel yaklaşım ve yöntemler için de kullanılabilecek bir altlık sunmaktadır. Sonuçta açık yeşil alan sistemlerinin niteliksel ve niceliksel gelişimlerinin planlama ve tasarım ölçeklerinde sürekliliklerinin sağlanabilmesi, bu türden ekolojik yaklaşımların mevcut karar alma süreçlerine dahil edilmesi ile olanaklıdır.

 

KAYNAKLAR

Aydemir, S. (2004). Kentsel Açık ve Yeşil Alanlar “Rekreasyon”. İçinde Kentsel Alanların Planlanması ve Tasarımı (ss. 285-339). Trabzon: İber Matbaacılık.

Baş, C. (2017). Avrupa Kentsel Şartı. Erişim 17 Ağustos 2020, http://www.tbb.gov.tr/online/kitaplar/avrupa_kentsel_sarti_2017/html5forpc.html>.

Birleşmiş Milletler, (2012). World urbanization prospects: the 2014 revision. CD-ROM Edition.

De Lotto, R., Casella, V., Franzini, M., Gazzola, V., di Popolo, C. M., Sturla, S., & Venco, E. M. (2015, June). Estimating the Biotope Area Factor (BAF) by means of existing digital maps and GIS Technology. In International Conference on Computational Science and Its Applications (pp. 617-632). Springer, Cham.

Dimitrakopoulos, P. G., & Troumbis, A. Y. (2019). Biotopes. Encyclopedia of Ecology, 359–365. doi:10.1016/b978-0-12-409548-9.10923-6.

Ekici, B., Korkut, A., Özyavuz, M. (2018). Ganos (Işıklar) Dağı ve Yakın Çevresinin Biyotoplarının Haritalanması. Namık Kemal Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projeleri Koordinasyon Birimi (NKÜBAP) Bilimsel Araştırma Projesi Sonuç Raporu Nkubap.00.18.Ar.14.06 Nolu Proje.

Giseke, B., Richard, M. 1990, The Biotope Area Factor as an ecological parameter - principles for its determination and identification of the target. Landschaft Planen & Bauen, Viewed 17 August 2020,  .

Huang, P. S., Tsai, S. M., Lin, H. C., & Tso, I. M. (2015). Do Biotope Area Factor values reflect ecological effectiveness of urban landscapes? A case study on university campuses in central Taiwan. Landscape and Urban Planning143, 143-149.

Kazmierczak, A., & Carter, J. 2010, Adaptation to climate change using green and blue infrastructure adatabase of case studies, Viewed 01 October 2020,  .

Kruuse, A. (2011). The green space factor and the green points system. GRaBS Expert Paper6, 12.

MacMahon, J. A., Phillips, D. L., Robinson, J. V., & Schimpf, D. J. (1978). Levels of Biological Organization: An Organism-Centered Approach. BioScience, 28(11), 700–704. doi:10.2307/1307320  

Peroni, F., Pristeri, G., Codato, D., Pappalardo, S. E., & De Marchi, M. (2020). Biotope Area Factor: An Ecological Urban Index to Geovisualize Soil Sealing in Padua, Italy. Sustainability12(1), 150.

The European Climate Adaptation Platform, (2016). Berlin Biotope Area Factor – Implementation of guidelines helping to control temperature and runoff (2014). Viewed 17 August 2020,  .

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz