Şiirlere, yazılara dahası insan yaşamının hemen her alanına hitap eden gül, mayıs ayının ortasından itibaren açmaya başlar. Yaklaşık 1 ay gibi sürede yoğun biçimde açan gül çiçekleri insan ruhunu dinlendiren çok önemli çiçeklerden birisidir. Doğunun mistik anlayışı içinde gülün ayrı bir önemi vardır. Gül ile bülbülü birlikte tasvir etmek, aşık ile aşkını anlatmakla eşdeğerdir. Bu bakımdan gül, bülbül ile özdeşleştirilmiştir.

Eskiden anlatırlardı, padişahın birisi güle çok meraklıymış, özellikle sabahın erken saatinde gülün tomurcuk halinden gonca haline gelmesini merakla bekler bundan büyük bir keyif alırmış. Bir gün sabahın seherinde merak ettiği kırmızı gülün tomurcuğunu bekler iken gözleri kapanır, bu esnada bir bülbül gelir ve tomurcuğu gagalar ve deler. Padişah gözünü açtığında bülbülün gül tomurcuğunu mahvettiğini görerek çok üzülür. Padişahın bu halini gören bahçıvan, bunun hikmetini sorar. Padişah “bu dünya etme bulma dünyasıdır, o bülbül de ettiğini bulur” der. Günler bu şekilde geçerken bahçıvan bir yılanın bülbülün yuvasına çıkarak bülbül yavrularını yediğini görür. Durumu koşarak padişaha anlatır. Padişah, o da ettiğini bulur der. Günler bu şekilde geçerken, bahçıvan has bahçede güllerin dibini bellerken yılanı ikiye böler. Eyvah der, durumu padişaha anlatır. Padişah, sende ettiğini bulursun evlat der. Bahçıvan daha da dikkatli bir şekilde bahçedeki işleri mükemmel biçimde yapar. Yine bir gün haremdeki hanımlar has bahçeye çıkacak, namahremler çıksın derler.

Bahçıvan bahçede bir oraya bir buraya koşarak her şeyin mükemmel olduğunu kontrol etmek isterken zamanın nasıl geçtiğini anlamaz, kapılar kapanır bahçede kalakalır. Haremdeki hanımlar bahçeye çıkar. Bahçıvan bahçedeki en büyük ağaçlardan birine çıkar saklanır. Hanımlar bahçede bir oraya bir buraya giderler. İçlerinden birisi salıncak kuralım der. Bahçede onca ağacın arasında bula bula bahçıvanın saklandığı ağacı bulurlar. Salıncak kuralım derken kadınlar bahçıvanı görürler ve çığlık çığlığa erkek var diyerek koşuşturur, zaptiyeler bahçeye girer, bahçıvanı yakalarlar. Cezası hemen orada idamdır. Bahçıvan zaptiyelere yalvarır, ne olur, beni padişah ile görüştürün der. Ancak bu suçun cezası sorgusuz sualsiz idamdır. Bahçıvan o kadar yalvarır ki padişaha haber verelim bari derler. Bahçıvan padişahı görür görmez, sende ettiğini bulursun padişahım der. Aralarındaki gül-bülbül olayını bilen padişah, bahçıvanı affeder.

 Hemen her hikâyede, şiirde, süslemelerde, desenlerde kullanılan gülün hikayesi de bir başkadır. Ayrıca kokusunun değerini ölçmek mümkün değildir. İslam inancında gül kokusu Hz. Muhammed’in kokusu ile eşleştirilir. Bu bakımdan kutsal kabul edilir. Gül, özellikle Türklerin Orta Asya bozkırlarından gelirken yanlarında getirdikleri nadide bir çiçektir. Diğer yandan gülün sanatın içinde yer alması nedeni ile daha da önem kazanan bitkilerden birisi olur. Anadolu’da çiçeklerin hası, padişahı olan gül, zamanı ile de eşsizdir.

Isparta-Burdur bölgesine çok iyi uyum sağlayan gül, Isparta gülü olarak anılan bir tipinin kokusu ile ciddi bir ekonomik değere dönüşür. Bunun yanında yediveren türleri, bodur, asma gülü, sarılıcı gibi tipleri ile de hemen her yerde peyzaj uygulamalarının ana bitkisi haline gelir. Bugün hemen her şehrimizde gül üzerine yazılmış eserler, şiirler, hikayeler bulmak mümkündür.

İlkbaharın sonunda gelen gül mevsimi, baharı yaza taşır. Güller bu mevsimde açtığından olsa gerek bahar için “vakt-i gül, mevsim-i gül, devr-i gül” de denir. Ayrıca gülistan, gülizar, gülşen, gibi isimler hemen her şeye isim olarak verilir. Gül sabahın seherini de kuşluk vaktine taşır. Böylece gülün bir yerden bir yere taşıma görevi sadece zamanı değil, duyguların da taşınmasına aracılık eder. Rengi, kokusu, şekli bakımından da çeşitli benzetmelere konu olan gülün açması ile yazın geldiği anlaşılır. Duyguların coştuğu, sevginin neşe ve sevinç kaynağının artması ile gül görevini yapar.

Günümüzde gülün parkları bahçeleri süslemesi, kokusu ile insanın ruhuna etki etmesi bu çiçeğin kral olmasının açık göstergesidir. Hz. Mevlâna “sevdiklerinize gül verin, gülünüz yoksa gülüverin” diyerek, gülün nasıl güzel bitki olduğunu göstermiştir. Salgın dönemini yaşadığımız bugünlerde parkların kral çiçeğinin eksilen duygularımızı yükseltmesi beklenir. Nitekim hemen her şeye aracılık eden gülün düşük duygu yoğunluklarının yükseltilmesine aracılık etmesinin tam zamanıdır. Bu nedenle parklarda, bahçelerde gördüğünüz bu nazlı çiçeğe bir de yakından bakın, eminim sizin de düşük modunuz yükselecek, eski olağanüstü yaşamınıza kavuşacaksınız.  

Şiirlere, yazılara dahası insan yaşamının hemen her alanına hitap eden gül, mayıs ayının ortasından itibaren açmaya başlar. Yaklaşık 1 ay gibi sürede yoğun biçimde açan gül çiçekleri insan ruhunu dinlendiren çok önemli çiçeklerden birisidir. Doğunun mistik anlayışı içinde gülün ayrı bir önemi vardır. Gül ile bülbülü birlikte tasvir etmek, aşık ile aşkını anlatmakla eşdeğerdir. Bu bakımdan gül, bülbül ile özdeşleştirilmiştir.

Eskiden anlatırlardı, padişahın birisi güle çok meraklıymış, özellikle sabahın erken saatinde gülün tomurcuk halinden gonca haline gelmesini merakla bekler bundan büyük bir keyif alırmış. Bir gün sabahın seherinde merak ettiği kırmızı gülün tomurcuğunu bekler iken gözleri kapanır, bu esnada bir bülbül gelir ve tomurcuğu gagalar ve deler. Padişah gözünü açtığında bülbülün gül tomurcuğunu mahvettiğini görerek çok üzülür. Padişahın bu halini gören bahçıvan, bunun hikmetini sorar. Padişah “bu dünya etme bulma dünyasıdır, o bülbül de ettiğini bulur” der. Günler bu şekilde geçerken bahçıvan bir yılanın bülbülün yuvasına çıkarak bülbül yavrularını yediğini görür. Durumu koşarak padişaha anlatır. Padişah, o da ettiğini bulur der. Günler bu şekilde geçerken, bahçıvan has bahçede güllerin dibini bellerken yılanı ikiye böler. Eyvah der, durumu padişaha anlatır. Padişah, sende ettiğini bulursun evlat der. Bahçıvan daha da dikkatli bir şekilde bahçedeki işleri mükemmel biçimde yapar. Yine bir gün haremdeki hanımlar has bahçeye çıkacak, namahremler çıksın derler. Bahçıvan bahçede bir oraya bir buraya koşarak her şeyin mükemmel olduğunu kontrol etmek isterken zamanın nasıl geçtiğini anlamaz, kapılar kapanır bahçede kalakalır. Haremdeki hanımlar bahçeye çıkar. Bahçıvan bahçedeki en büyük ağaçlardan birine çıkar saklanır. Hanımlar bahçede bir oraya bir buraya giderler. İçlerinden birisi salıncak kuralım der. Bahçede onca ağacın arasında bula bula bahçıvanın saklandığı ağacı bulurlar. Salıncak kuralım derken kadınlar bahçıvanı görürler ve çığlık çığlığa erkek var diyerek koşuşturur, zaptiyeler bahçeye girer, bahçıvanı yakalarlar. Cezası hemen orada idamdır. Bahçıvan zaptiyelere yalvarır, ne olur, beni padişah ile görüştürün der. Ancak bu suçun cezası sorgusuz sualsiz idamdır. Bahçıvan o kadar yalvarır ki padişaha haber verelim bari derler. Bahçıvan padişahı görür görmez, sende ettiğini bulursun padişahım der. Aralarındaki gül-bülbül olayını bilen padişah, bahçıvanı affeder.

Hemen her hikâyede, şiirde, süslemelerde, desenlerde kullanılan gülün hikayesi de bir başkadır. Ayrıca kokusunun değerini ölçmek mümkün değildir. İslam inancında gül kokusu Hz. Muhammed’in kokusu ile eşleştirilir. Bu bakımdan kutsal kabul edilir. Gül, özellikle Türklerin Orta Asya bozkırlarından gelirken yanlarında getirdikleri nadide bir çiçektir. Diğer yandan gülün sanatın içinde yer alması nedeni ile daha da önem kazanan bitkilerden birisi olur. Anadolu’da çiçeklerin hası, padişahı olan gül, zamanı ile de eşsizdir. Isparta-Burdur bölgesine çok iyi uyum sağlayan gül, Isparta gülü olarak anılan bir tipinin kokusu ile ciddi bir ekonomik değere dönüşür. Bunun yanında yediveren türleri, bodur, asma gülü, sarılıcı gibi tipleri ile de hemen her yerde peyzaj uygulamalarının ana bitkisi haline gelir. Bugün hemen her şehrimizde gül üzerine yazılmış eserler, şiirler, hikayeler bulmak mümkündür.

İlkbaharın sonunda gelen gül mevsimi, baharı yaza taşır. Güller bu mevsimde açtığından olsa gerek bahar için “vakt-i gül, mevsim-i gül, devr-i gül” de denir. Ayrıca gülistan, gülizar, gülşen, gibi isimler hemen her şeye isim olarak verilir. Gül sabahın seherini de kuşluk vaktine taşır. Böylece gülün bir yerden bir yere taşıma görevi sadece zamanı değil, duyguların da taşınmasına aracılık eder. Rengi, kokusu, şekli bakımından da çeşitli benzetmelere konu olan gülün açması ile yazın geldiği anlaşılır. Duyguların coştuğu, sevginin neşe ve sevinç kaynağının artması ile gül görevini yapar.

Günümüzde gülün parkları bahçeleri süslemesi, kokusu ile insanın ruhuna etki etmesi bu çiçeğin kral olmasının açık göstergesidir. Hz. Mevlâna “sevdiklerinize gül verin, gülünüz yoksa gülüverin” diyerek, gülün nasıl güzel bitki olduğunu göstermiştir. Salgın dönemini yaşadığımız bugünlerde parkların kral çiçeğinin eksilen duygularımızı yükseltmesi beklenir. Nitekim hemen her şeye aracılık eden gülün düşük duygu yoğunluklarının yükseltilmesine aracılık etmesinin tam zamanıdır. Bu nedenle parklarda, bahçelerde gördüğünüz bu nazlı çiçeğe bir de yakından bakın, eminim sizin de düşük modunuz yükselecek, eski olağanüstü yaşamınıza kavuşacaksınız.  

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz