Her canlı varlığın yaradılıştan gelen bir özellik olarak yüzleştiği fiziksel veya ruhsal kaynaklı sorunlarla baş edebilme yeteneği vardır. Dünyamızın da canlı bir organizma olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, bütün ekosistemleri barındıran, kırılgan ve hassas evimiz için de aynı özellik geçerlidir. Ancak sorunlar bir eşik değerini aştığında harici bir yardımcı kaynak olmaksızın durum çözümsüz hale gelebilir. Dünyamız için de özellikle sanayi devrimi ile birlikte başlayan durum bu şekildedir. Ormanların tahribi, yoğun kentleşme, artan sanayi ve nüfus, modern hayatın getirdiği zorunluluklar birleşerek dünyamızı baş etmekte zorlandığı bir duruma getirmiştir. Bu durum çevresel dengenin bozulması, hava, su ve toprak kirliliği, habitat parçalanması gibi birçok farklı sorunla beraber küresel ısınmayı doğurmuştur. İnsan faaliyetleri sonucu atmosferde ısıyı tutan sera gazlarının birikmesi ve ormansızlaşma tüm dünya için ortak sorun olan küresel ısınmayı tetikleyen en önemli iki nedendir. Karbondioksit, su buharı, metan, azot oksit, kloroflorokarbonlar başlıca sera gazlarıdır. Bu gazların insan kaynaklı olanları fosil yakıtlarının kullanımı, tarım, hayvancılık, ormansızlaşma ve biyokütle bozunumu, uygun olmayan atık yönetimi ve çeşitli endüstriyel faaliyetler sonucu açığa çıkmaktadır. Bütün bunlar, Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin kural koyucular için yayınladığı 6. Rapora göre, 21. yüzyılın ilk yarısında (2001-2021) ölçülen -insan kaynaklı- küresel yüzey sıcaklığının, 1850-1900 yılları arasındaki ölçümlerden 0.99 °C daha yüksek olmasına sebep olmuştur (IPCC, 2021). Bu durum, küresel sıcaklık değişiminin ivmesindeki artışı gözler önüne sermektedir. Günümüzde önemli karbon yutakları olan okyanuslar çekilmekte, permafrostlar (donmuş topraklar) ve dev buzul kütleleri erimekte, yağış rejimleri değişmekte ve bu durumun sonucu olarak da sel ve taşkınlar, toprak kayıpları, biyoçeşitlilikte azalma, can ve mal kaybı gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’nun hazırladığı rapora göre (Coronavirus and Climate Change – C-CHANGE | Harvard T.H. Chan School of Public Health) gezegenimiz ısınırken karada ve denizde bulunan hayvanlar sıcaktan kurtulmak için kutuplara yöneliyor. Bu hareketlilik, daha önceden birbiri ile herhangi bir teması olmayan hayvanların diğer hayvanlarla temasa geçmesi ve patojenlerin yeni konakçılara girmesi için uygun bir ortam yaratmaktadır. Her ne kadar iklim değişikliğinin COVID-19’un yayılmasına direkt etki ettiğine dair yeterli kanıtımız olmasa da, küresel ısınmanın dünyadaki diğer türlerle olan ilişkimizi değiştirdiğini ve bunun sağlığımız ve enfeksiyon riskimiz için önemli olduğunu biliyoruz. Bu durumda rahatlıkla söyleyebiliriz ki, çeşitli insan faaliyetleri ile meydana gelen küresel ısınma, dünyamızın sahip olduğu hassas dengeyi bozarken insan sağlığı üzerinde de dolaylı yoldan etkilere sahiptir.

Diğer taraftan, küresel sıcaklık artışı kuraklık sorununu da beraberinde getirmektedir. İklim anlaşmalarında bir araya gelen bilim insanlarının ortak kanısı, önümüzdeki 50 yıl içinde birçok ülkenin su kıtlığı yaşayacağıdır. Su kıtlığı, beraberinde güvenli gıdaya erişim tehdidini de beraberinde getirecek, açlıktan ölen canlı sayısı da katlanarak artacaktır. Küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden ilk ve en fazla etkilenecek olan fakir ülkeler, engelliler, yaşlılar ve çocukları içeren kırılgan gruplar için bu kayıpların çok daha yıkıcı sonuçları olacağını söylemek yanlış olmaz.

Bu yaşanan küresel ısınma ve sebep olduğu sorunlar karşısında ormanların ve denizlerin dünya yaşamına, ekosistemlerin sağlığına ve zarar gören peyzajların onarımına katkısı azımsanamayacak kadar çoktur. Ormanlar buharlaşma ve terleme yolu ile atmosfere nem sağlarlar. Bu atmosferik nem rüzgârlar ile taşınır ve yağış olarak geri döner. Ayrıca çalışmalar gösteriyor ki, ormanların bulut oluşumu üzerine önemli katkıları vardır (Tueling ve ark., 2017), dolayısıyla güneş ışığı/gölge dinamikleri ve yağmur oluşumu üzerine de etkilidirler (Ellison ve ark., 2017). Bu şekilde ormanlar hidrolojik döngünün iki önemli bileşeni olan evapotranspirasyon (bitki, su ve toprak yüzeylerinden olan buharlaşma ve bitkilerden terleme) ve yağış döngüsüne katkı sağlarlar. Bunun dışında yağmur ve eriyen kar sularını kökleri ile tutarak toprağa nem kazandırma, karbon tutma özelliği ile kirli havayı filtreleyip oksijen açığa çıkarmaları, sağladıkları gölge ve terleme olayı ile mikroiklim oluşturmada önemli katkıları vardır. Deniz, göl ve akarsuların ise çeşitli fiziksel, kimyasal ve biyolojik süreçler aracılığı ile kendi kendilerini temizleyebilme özelliğine sahiptir ki, buna bilimde otoepürasyon denir. Ancak otoepürasyon süreci, kirleticilerin artması nedeni ile sekteye uğramaktadır. Sonuçta elimizde kalan kendini yenileyemeyen, doğal dengesi bozulan peyzaj ve bundan zarar gören bizler ve diğer tüm canlılardır.

Resim1- İnköy / Van (Haziran 2020). Kaynak: Dr. Pınar Bostan

İklim değişikliği ve bununla ilişkili diğer sorunlar ile mücadelede ve dünyamızdaki doğal süreçlerin sürdürülebilirliğine katkıda bulunmak için neler yapabiliriz? Öncelikle ekosistemimize zarar veren unsurları azaltıp fayda sağlayanları arttırmak ilk hedefimiz olmalıdır. Yazının başında değindiğimiz gibi atmosferde ısıyı tutma özelliğine sahip sera gazlarının salınımı önemli bir sorun kaynağıdır. Bunu tamamen durdurmak mümkün olmamakla beraber alınacak bireysel ve toplumsal birçok önlemle ve zorunlu kısıtlamalarla sera gazı salınımını azaltmak mümkün olabilir. Unutmamak gerekir ki bireylerin bilinçlenmesi yolu ile kitlesel farkındalıklar sağlanabilir ve bu sayede fark yaratılabilir. Bu nedenle “tek başıma yapacaklarımın ne önemi var ki?” gibi düşüncelerden uzaklaşılması gerekmektedir. Çevre bilincinin yerleşmeye başladığı 5-7 yaş arası dönemde bireylerin çevreye karşı barışçıl bir yaklaşım benimsemesini sağlayacak eğitimlerin verilmesi esastır. Bu bilinçle büyüyen nesiller, doğada bıraktıkları her izin yüzyıllar sonra bile silinmeyeceğini bilmelidir. Toplumlar, karbon ve su ayak izlerini azaltmak için gerek bölgesel gerek ulusal kurum ve kuruluşlarca bilinçlendirilmelidir. Ulaşım konusunda alınabilecek bir dizi önlem bulunmaktadır. Özellikle havayolu ulaşımının, atmosfere ciddi oranda karbon salınımı yaptığı bilinmektedir. Uçak seyahatlerine sınırlama getirilmesi, örneğin 1000 km’den daha yakın mesafeler arasında uçuş yapılmasına izin verilmemesi etkili bir önlem olabilir. Kara ulaşımı için ise kullanılan fosil yakıtlı araçlar yerine enerji ile çalışan hibrit araçlar kullanılmalı, bu durumun gerçekleşemeyeceği durumlarda ise toplu taşıma teşvik edilmelidir. Benzer şekilde kentlerde bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması da bir başka çözüm önerisi olabilir. Klima, buzdolabı gibi ev aletlerinin seçiminde yeşil sertifikalı ürünlere yönelmeli; enerji tasarrufu yapan cihazlar tercih edilmelidir. Alışveriş ve beslenme alışkanlıklarımızı düzenlemek de alınabilecek önemli önlemlerdendir. Hayvan yetiştiriciliğinin atmosfere metan gazı salınımda çok büyük katkısı olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda ciddi oranda su tüketiminin meydana geldiği hayvan yetiştiriciliğinde, otlatmak için ormanların açılması, kontrolsüz otlatmalarla mera alanlarının yok olması, genç ormanların zarar görmesi gibi tehlikeler söz konusudur. Bu durumda et tüketimini azaltmak etkili bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendi bölgemizde yetişen ürünleri mevsiminde tüketmeye çalışmak da başka bir bireysel çözüm olabilir. Sürdürülebilir atık yönetimi planları hazırlanmalı, halk bu konuda bilinçlendirilmelidir. Evsel atıkların kategorilerine göre ayrıştırılması, mutfak ve banyodan çıkan gri suyun geri dönüşüm sistemleriyle yeşil alanların sulanmasında kullanılmasını sağlayan sistemler yaygınlaştırılabilir. Benzer şekilde evsel atıkların kompost yapılarak doğal gübre olarak kullanılması da bir başka örnektir.

Peyzaj mimarları olarak mevcut duruma baktığımızda, iklim değişikliği ile zarar gören peyzajların onarımı konusunda alınabilecek birçok önlem vardır. Bunlardan ilki açık yeşil alanlarda suyun verimli ve minimum kullanımı anlamına gelen kurakçıl peyzaj (Xeriscape) uygulamaları tercih edilmelidir. Bu tarz peyzaj tasarımlarında doğal türlerin yanında daha az bakım ve sulama ihtiyacı duyan türler tercih edilmelidir. Yine bu alanlarda yüzey kaplaması için doğal malzemeler ile malçlama (talaş, kuru yapraklar, ağaç dalları ve kabuğu, taş ve çakıl) yapılmalıdır. Yağmur suyu hasadı ve/veya kar hasadı yapılarak kurak dönemlerde park ve bahçelerin sulanması gerçekleştirilebilir. Kentlerde sert zemin oranı azaltılmalıdır, mevcut açıklıklar bitki örtüsü ile kaplanmalıdır. Kitle-boşluk dengesi göz önünde bulundurularak yapı yoğunluğunun fazla olduğu alanlarda açık yeşil alan ve su yüzeyi miktarının arttırılması da bir başka etkili önlem olabilir. Yapısal unsurlar yerine, yöreye ait doğal bitki örtüsünün tercih edilmesi, gerek proje maliyetini düşüren gerekse de karbon salınımını azaltan bir çözüm olarak görülmelidir (Yörüklü, 2021). Kentsel alanlardaki yapısal yüzeylerde bitkisel materyallerle dikey bahçeler ve çatı bahçeleri gibi günümüzde trend olan uygulamalar da yaygınlaştırılabilir. Kentlinin doğa ile zayıflayan ilişkisinin daha organik bir bağla bütünleştirilip güçlendirildiği permakültür ve eko-köy planlamaları da kent çeperlerinde yoğunlaştırılabilir. Bunun yanı sıra kentte yaşayan insanların gündelik ihtiyaçlarını yürüme mesafesinde giderebilecekleri tasarımlarla atmosfere yük olan fazla karbon salınımının önüne geçilebileceği gibi, insanları hareket etmeye teşvik eden sağlıklı çözümler üretilmelidir. Kentsel ağaçlandırmanın teşvik edilmesi, dere yataklarının ve sulak alanların mevcut hali ile korunması, kent içi doğal bitki örtüsünün korunması ve desteklenmesi gibi yöntemler hem doğal yaşama, hem de peyzajın onarımına katkı sağlayacaktır. Son olarak, hazırlanacak olan kalkınma planlarının her aşamasında peyzaj mimarları olarak yer alabilmeli ve planlamadan tasarıma tüm süreçlere aktif katılım göstermemiz sağlanmalıdır.

Doğa ve kültür arasında köprü görevi gören meslek disiplinimizde, iklim değişikliğine uyum ve azaltım politikaları için sürdürülebilir çözümler üretmek öncelikli hedeflerimiz arasında olmalıdır. Planlamadan tasarıma tüm süreçlerde; dünyamıza karşı barışçıl bir yaklaşım ile toplum sağlığının ve doğal hayatın desteklendiği, biyoçeşitliliğin korunduğu, doğa ve kentin bütünleşik halde ele alındığı ekolojik ve sürdürülebilir uygulamalar yapılmalıdır. Bu uygulamaların başarılı olması durumunda karbon nötr kentler bir ütopya olmaktan çıkarak, gerçek bir kimlik kazanacaktır.

Resim 2 - Muradiye şelalesi / Van (Ekim 2021). Kaynak: Dr. Pınar Bostan

 

Kaynaklar:

1. Ellison, D., Morris, C. E. , Locatelli, B., Sheil, D., Cohen, J., Murdiyarso, D., Gutierrez, V., Noordwijk, M., Creed, I. F., Pokorny, J., Gaveau, D., Spracklen, D. V., Tobella, A. B., Ilstedt, U., Teuling, A. J., Gebrehiwot, S. G., Sands, D. C., Muys, B., Verbist, B., Springgay, E., Sugandi, Y,  Sullivan, C. A., 2017. Trees, forests and water: Cool insights for a hot World, Global Environmental Change 43, 51-61.

2. IPCC, 2021. IPCC 6. Değerlendirme Raporu. Erişim adresi: https://www.ipcc.ch/report/ar6/wg1/.

3. Tueling, A. J., Taylor, C. M., Meirink, J. F., Melsen, L. A., Miralles, D. G., van Heerwaarden, C. Vautard, R., Stegehuis, A. I., Nabuurs, G. J., Vilá-Guerau de Arellano, J., 2017. Observational evidence for cloud cover enhansment over western European forests. Nat. Commun. 8, 14065.

4. Yörüklü, N. 2021. İklim Değişikliği ve Küresel Isınma İçin Peyzaj Mimarlığı Stratejileri: İklim Değişikliği Politikaları Peyzaj Beyanı. PEYZAJ - Eğitim, Bilim, Kültür ve Sanat Dergisi, 43-55.

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz