Bu yazıda; süs bitkileri, peyzaj bitkileri, dış mekân bitkileri, iç mekân bitkileri, kesme çiçekler, soğanlı bitkiler, tıbbi bitkiler, kaktüsler gibi daha birçok tanım kapsamında; üretim, yetiştiricilik, yönetim, bakım, tasarım, projelendirme, uygulama ve pazarlama alanlarına sahip olan, oldukça geniş kapsamlı bir sektörün temeli niteliğindeki eğitim konusunu ele alacağım. Bu uzun cümle içerisindeki tanımlar etrafında, yıllardır süregelen “sektör sorunları” toplantılarına her bir meslektaşımız mutlaka katılmıştır. Sonuç bildirgelerini de takip etmiştir. Bugüne kadar kaydedilen bunca bilgiye rağmen istenilen noktaya nasıl ulaşılabileceği hususunda da bazı noktalara özeleştirel bir bakış açısıyla dikkat çekeceğim. Son aşamada ise eğitim ve eğiticiler bağlamında bir dizi öneri sunacağım.

Her çözüm bir soruna istinaden üretilir, üretilmek istenir. Yukarıdaki uzun cümle parçalara ayrıldığında her bir parça, birkaç kombinasyon ile yüzlerce sorun üretirken sektör paydaşlarının ürettiği çözümler, hangi sorunun çözümüne etki etmiş durumdadır? Sektör paydaşları gerçekten çözümün bir parçası olmak istiyor mudur? Onlarca problemin temeli olan eğitim konusunda durum nedir? Eğitime kimler önem veriyor? Kıymetini artırmak için eğiticilere düşen görevler nelerdir? Bu sorularla birlikte sektöre insan kaynağı yetiştiren üniversitelerin mevcut durumuna bir bakalım.

Öncelikle; Türkiye üniversitelerinde, “Peyzaj ve Süs Bitkileri” konularında eğitim veren programların 2019 yılı kontenjanlarına, yerleşme sayılarına ve tercih eden kişi sayıları şu şekildedir.

Peyzaj Mimarlığı lisans eğitimi 35 farklı üniversitede verilmekle beraber, toplam 1767 kontenjana sahiptir. Peyzaj mimarlığını 17554 kişi tercih listesine yazdı.  Kontenjanların 2019 yılında 1648’i doldu. Okullar her yıl bu sayılar nispetinde mezun veriyor. Bununla birlikte kentsel tasarım ve peyzaj mimarlığı bölümü kontenjanı da 124 iken, 84 öğrenci yerleştirildi. Peyzaj ve süs bitkileri önlisans programı ise toplam 746 kontenjana sahip ve 2019 yılında bu kontenjanın 537 si doldu. Bu yıl 3563 kişi peyzaj ve süs bitkileri programını tercih etmiştir.

Ziraat fakültelerinde eğitim veren programlar arasında bahçe bitkileri programı 8448 kişinin tercih ettiği, 872 kişilik kontenjanı olan ve 770 öğrencinin yerleştirildiği bir diğer lisans eğitimi. Bitki koruma 14733 kişinin tercih ettiği, 1030 kontenjanlı ve 1008 kişinin yerleştirildiği bir diğer popüler bölüm. Tarla bitkileri bölümünü 7540 kişi tercih etti, 846 kontenjanı vardı ve bu bölüme de 722 öğrenci yerleşti. Bu ziraat mühendisliği bölümleri ile birlikte toprak bilimi ve bitki besleme bölümlerine 262 kişi, bitkisel üretim ve teknolojileri bölümüne 36, bahçe bitkileri üretimi ve pazarlaması programına 3, bahçe ve tarla bitkileri programına da 3 kişi yerleştirildi. Bu bölümler de yine AYT sınavı ile öğrenci kabul eden lisans programları.

Ek olarak, yine peyzaj ve süs bitkileri alanında çalışma imkânı bulan Süs bitkileri yetiştiriciliği ve Tıbbi ve Aromatik Bitkiler, Bahçe Tarımı ön lisans programlarına da toplam 1397 kişi yerleştirildi.

Tüm bu yerleşen öğrencilerin bir kısmı kayıt yaptırmadı, bir kısmı da mezun olmayacaktır. Fakat sektör mensubu, sayısı bakımından yeterince eğitim almış çalışan adayına sahip olduğunu söylemek mümkündür.

Tüm mezunları bekleyen; peyzaj ve süs bitkiciliği alanında faaliyet gösteren firmaları, özel işletmeleri ve kamu kurumlarını düşündüğümüzde, bu sayılarda insan kaynağına nitelikli bir iş verebilecek sayı ne kadardır? Çalışanların gerçekten memnun olabilecekleri şartları sunabilecek standartta kaç işyeri vardır. İşletmelerin ihtiyaçları nelerdir? Çalışanların beklentileri nelerdir? İşletmelerin beklentileri nelerdir? Bu soruların cevaplarını Yalova Üniversitesi’nde Sayın Yrd. Doç. Dr. Gül Yücel hocamızla yıllar önce yaptığımız bir araştırma çalışmasında bulmuş ve buna göre Yalova Üniversitesi Peyzaj ve Süs Bitkileri bölümünde ders içeriklerini ve ders planlarını düzenlemiştik. Tüm çalışmaya web sayfalarından ulaşılabilmektedir. Plant Dergisi’nde de bu konuyu ele almış ve yine bir dizi öneri sunmuştuk.

O günden bugüne ders içerikleri; mezunlarımızdan istenilen mesleki yetenekleri kazandırır hale getirilmiş durumdadır. Fakat işletmelerin istedikleri diğer özelliklerden bazılarını okulda kazandıramamış olsak da mesleki dersler tatmin edecek seviyede sektörün ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Burada sağlayamadığımız özellikleri de yeri gelmişken belirtmeliyim. Bunlar; çalışkan olmak, dürüst olmak, meraklı olmak, inisiyatif alabilmek, liderlik yeteneğine sahip olmak, zaman yönetimi, etkili iletişim bilgisi gibi yetkinlikler ve özellikler. Her birimizin sahip olması gereken kişisel gelişim özellikleri. Ve yine eğitimlerle edinilebilmektedir.

Görüldüğü gibi süs bitkiciliğinde alan tanımları, çalışma alanları, gerekli eğitimler çok kapsamlı bir durumdadır. Buna göre verilen ders konularının, ne 14 haftalık programa sığmasına; ne de 2 yıllık, ya da 4 yıllık okul döneminde öğretilmesine imkân vardır. Okullarda verilen bir nevi anahtar olarak düşünülmektedir. Ve mezunların bu anahtarlarla çeşitli kapıları açabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, bilgilerin yıllar içerisinde yenilendiği ve gelişitiği de düşünüldüğünde daha fonksiyonel bir sisteme geçilebileceği de öngörülebilir bir ihtiyaçtır. Nitekim Yüksek Öğretim Kurumu bu konularda çok ciddi çalışmalar yapmaktadır.

Özeleştiri kısmına geçerken bu noktada her bir sektör paydaşının sorumluluğu üstlenerek problemin kendisinde olduğunu düşünüp özeleştiri yapması gerekir diye düşünmekteyim. Örneğin biz akademisyenler olarak sektörün her zaman birkaç adım önünde olmamız gerekir. Özellikle gelişmiş ülkelerde peyzaj ve süs bitkileri alanında tüm çalışmaları yenilikleri ile birlikte takip ediyor olmamız ve bu yenilikleri, hangi alanda çalışıyorsak, ilgili alandaki sektör paydaşlarımıza anlaşılır ve kullanışlı bir şekilde ulaştırıyor olmamız gerekir. Bu gerekliliği uzun zamandır sağlayan çok kıymetli hocalarımız vardır. Ancak yeterli olup olmadığını birkaç yıl içindeki gelişmeleri kıyaslayarak test edebiliriz.

Peyzaj ve süs bitkileri sektöründe her alanda ARGE çalışmalarına çok ciddi önem vermemiz gerekir. Bu bağlamda Ar-Ge projeleri çok ciddi seviyelerde devlet kurumları tarafından desteklenmektedir. Bu desteklerden maksimum seviyelerde faydalanacak şekilde talepkar olunması gerekir.

Bunun yanı sıra akademik anlamda çalışılan konu ile ilgili sektör cazip hale getirilmelidir. Bu çalışmalara onların da katılımı sağlanmalıdır. Eksik kısımlar tespit edilmelidir. Örneğin eksiklik; sulama sistemi bileşenlerinde ise, süs bitkisi üretim ihtiyaçları belirlenmeli ve bu konulara yönelik fikirleri Ar-Ge projelerine dönüştürülmelidir. Milyon adet seviyelerinde üretim yapan firmaların ihtiyaçları gözden geçirilerek, buralardan çalışmalara başlanabilir. Özellikle yeni akademisyen meslektaşların bu konulara özellikle eğilmeleri uygun olacaktır. İhtiyaç listesi kabarık olan firmaların ihtiyaçlarının; daha uygun, daha ekonomik, daha sürdürülebilir, daha anlamlı karşılayabilecek şekilde geliştirilecek olan projeler için proje ortağı bulmak da sanıldığı kadar zor olmayacaktır.

Öğretim ile ilgili kısma geldiğimizde; burada da tüm eğiticilerin anlattığı bilgilerin reel sektör ile birebir örtüşen örnekler üzerinde aktarılması gerekmektedir. Peyzaj ve süs bitkileri piyasasının her alanında, mezunların; okullarında aldıkları bilgilerin gerçek dünya ile birebir uyuşması durumunda; özgüvenlerinin daha yüksek seviyelerde olacağını ve bu sayede çalıştıkları firmalarda daha güçlü fikirler üretebileceğini ve çözümler sunacağını düşünüyorum. Burada da yine eğiticilerin, sektörün önünde olması gerekliliği apaçık ortadadır. Bizler ürettiğimiz insan kaynağı ile sektöre liderlik etmek durumundayız.

Peyzaj ve süs bitkileri sektöründe hangi alanda eğitim veriliyorsa o alandaki firmaların eksiklerinin ve ihtiyaçlarının farkında olunması gerekir. Ancak bu sayede onların eksiklerini tamamlayacak insan kaynağını üretme şansımız olacaktır. Ancak bu şekilde sektörün birkaç adım önünde ilerleyip, sektörü daima ileri taşıyabilecek lokomotifler olunabilecektir. Burada misyonumuzun belki de gözden geçirilmesine ihtiyaç vardır.

Bir diğer akademik anlamdaki öneri de peyzaj ve süs bitkileri sektörü olarak üç kelimede tanımladığımız oldukça büyük olan bu pazarlama alanını sınıflandırarak, her bir sınıf içinde ayrı ayrı pazarlama metodolojisinin de müfredatlarına yerleştirilmelidir. Diğer akademik alanlardaki meslektaşlarla birlikte çalışılarak bunun sağlanması gerekir Meslek etiği çerçevesinde gerçekleştirilecek olan bu entegrasyon tüm alanlardaki satış planlama faaliyetlerine de bir ışık olacaktır. Bu noktada bölümümüzde ders planımıza son iki dönemde eklediğimiz bir ders olan “Bitki Piyasası ve Satış Süreçleri” dersi de oldukça ilgi görmektedir.

Genel anlamda peyzaj ve süs bitkileri sektöründe herhangi bir sorundan bahsediliyorsa aslında bu sorunun temelinde satış pazarlama işletme gibi diğer eğitim öğretim alanlarındaki çözümler üzerinde temellendirilmiştir. Örneğin bir peyzaj mimarının yeterince projelendirme bedeli talep edememesinin temeli, satış ve pazarlama konuları içerisinde değerlendirilir.  Veyahut bir üreticinin geçen yıl çok sayıda üretilmiş olan bir bitki üzerinden zarar etmesinin sonraki yıl üretim planını ve hedefini değiştirerek başka bir tür üretip doğru sayılarda doğru mecralarda doğru metotlarla çalışmıyor olması ve yine zarara uğraması da yine diğer iktisadi akademik alanlarda çözüm bulacaktır.

Sonuç olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi “Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak.” Doğru çalışmaktır. Verimli çalışmaktır. Hedefe uygun ve planlı çalışmaktır. Yeterince çalışıyoruz, daha ne kadar çalışabiliriz ki diyen meslektaşlarımın ise gerçek ve güncel sorunlara çözüm arayan çalışmalar yürütmesi gerektiğine dikkat çekmek istiyorum.

Bu yazıya başladığım zaman diliminde, Türkiye’de pandemi henüz başlamıştı ve yeni eğilimin e-eğitim olduğu fikriyle makale şekillenmeye başlamıştı. Devam eden süreçte beklediğimin çok daha üzerinde bir yatkınlıkla, neredeyse tüm eğiticilerin video sunumlar hazırladığını ve bunları paylaştığını gördüm. Bununla birlikte çok sayıda sosyal medya canlı yayınları ile ‘webinar’lar da takip ettim. Burada yeni eğilim tespitinin doğruluğu ortaya çıkarken, aslında eğitim almak isteyen herkes için de çok ciddi bir fırsatın doğduğu da görüldü. Şimdi eğiticilerle; eğitime ihtiyacı olanlar arasında doğru portalların aktif hale gelmesi gerektiğine inanıyorum. Süreç boyunca çok ciddi sayıda kaydedilmiş eğitim olduğu gerçeğiyle, yukarıda bahsedilen konular doğru bir şekilde sınıflandırılarak her bir sektör paydaşının ulaşabileceği bir biçimde sunulması gerekir. Bu konuda sivil toplum örgütleri ile üniversiteler; işbirliği yaparak, ihtiyaç duyulan konular üzerinde hızlıca e-eğitim programları düzenleyebilirler. Özellikle yeni bilgilerin sunulduğu eğitimlerle sertifikasyonlar gerçekleştirilebilir. Bu sertifikaların; çalışanlarını geliştirmek isteyen işletme yöneticilerinin takibi ile sorunlara eğitim temelinde bir çözüm sunulmuş olacaktır.

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz