Peyzaj kavramı, doğal ve kültürel peyzaj olarak iki ana başlık altında ele alınmaktadır. Peyzaj bir sistem olarak ele alındığında, çevresel faktörler neticesinde zamanla değişim göstermektedir. Bu etkinin temel faktörlerinden biri de insandır. Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’nde ‘peyzaj’ kavramı ‘karakteri doğal(tabii) veya insani (antropojenik) etkileşimlerin sonucu oluşan bir alan’ olarak tanımlanmış, tarımda, ormancılıkta, endüstride, madencilikte üretim tekniklerinin ve bölge planlamasında, kent planlamasında, ulaşımda, altyapıda, turizm ve rekreasyonda ve daha genel bir düzeyde dünya ekonomisindeki değişimlerin birçok durumda bu kavramın dönüşümünü hızlandırdığı belirtilmiştir (Anonim, 2000). Bu bağlamda; yöre insanının faaliyetlerinde görülen farklılıklar, özellikle üzerinde bulunduğumuz Anadolu topraklarında da her bölgede bir takım değişimler gösterebilmektedir.

Antropojenik etkiler neticesinde yani insan müdahalesi ile oluşmuş alanlar ‘kültürel peyzaj’ başlığı altında ele alınmaktadır. Bu ana başlık altında; kırsal peyzaj, kentsel peyzaj, endüstri peyzajı, yol peyzajı, turistik peyzaj ve tarımsal peyzaj gibi birçok farklı birçok alt konudan bahsetmek mümkündür. Kırsal alan; doğal ve kentsel alanlar arasında yer alan, yerel toplumun doğa ile etkileşimi sonucunda oluşan, yerel halkın özgün yaşam şeklini, geleneksel mimari ve alan kullanım tiplerini (tarım, ormancılık vs.) içerir. Bu tanım göz önüne alındığında, kırsal peyzaj ile tarım faaliyetlerini birbirinden kesin bir çizgi ile ayırmadan değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Tarım tarihi üzerinde çalışılmış bazı literatürler incelendiğinde; batısında Fırat nehri, doğusunda Dicle Nehri, kuzeyinde Güneydoğu Toroslar ve güneyde ise Şatül-arap (Basra Körfezi) ile çevrelenmiş Mezopotamya tarımsal faaliyetlerin ilk gözlemlendiği yer olarak kabul edilmektedir. Yunanca kökenli olan ve ‘ırmaklar arasında kalan ülke’ anlamına gelen Mezopotamya’da yapılan arkeolojik çalışmalar kapsamında bölgede günümüzden 10 bin yıl kadar önce yerleşimlerin olduğu belirlenmiştir. İnsanların yerleşik düzene geçmesiyle çevre planlama bilinci oluşmuştur.

Topluluklar ilk önce su kenarlarına yerleşmişlerdir. Bu doğrultuda, peyzaj mimarisini ilk etkileyen faktörlerden biri ‘su’ olmuştur. Ayrıca suyun tarımsal faaliyetlerde kullanımı ve drenaj sistemlerinin (çıkrık, su dolapları vs.) de söz konusu coğrafyadan dünyaya yayıldığı bilinmektedir (Özçelik, 2014).

Su kavramı özelinde ‘peyzaj’ olgusu da incelendiğinde söz konusu coğrafya ve çevresinde bu amaçla kullanımlar dikkat çekmektedir. Ekolojik anlamda sıcak ve karasal bir bölgeyi temsil eden Mezopotamya’da avlularda (hayat) ve kraliyet saraylarında ‘su’ insanların rekrasyonel faaliyetler için başvurduğu bir çözüm halini almıştır.  Örneğin Mısır bahçe sanatında; dışa kapalı yüksek duvarlar içersinde su gösterileri kullanılmış, İran Bahçe Sanatı’nda Charbagh sistemi ile dört bahçe birbirinden su kanalları ile ayrılmış ve Mezopotamya sınırları içerisinde de Dünya’nın yedi harikasından biri olan Babil’in Asma Bahçeleri’nde su kanallar ve su dolapları yardımı ile yüksek kesimlere çıkarılmıştır.

Bölge genel olarak tarihi kalıntıları ile tanınmaktadır. Bu bağlamda üzerinde durulması gereken en önemli alanlarda birisi de ‘Göbeklitepe’ kalıntılarıdır. Tarımsal faaliyetlerin ilk olarak bu alanda yapıldığı bilinmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda, ibadet ve şölenler için inşa edilen tapınakların bulunduğu alanda tahıl, fıstık, badem ve hayvansal yağ gibi kalorisi yüksek besinlere ilişkin kalıntılara rastlanılması bu tezi bir nevi doğrulamaktadır. Göbeklitepe’nin avcı-toplayıcılıktan tarım ve hayvancılığa geçişteki kurucu site olması, Anadolu’nun güneydoğusunun iklimi ve coğrafik konumuyla yakından ilintili. Göbeklitepe, bilim insanlarının “sekiz kurucu ekin” olarak adlandırdığı, tarımı en erken yapılan tahıl, baklagil ve bitkilerden oluşan sekiz ürün (keten, burçak, nohut, bezelye, mercimek, arpa, kızıl buğday ve gernik buğdayı) ile ilk evcilleştirilen av hayvanlarının (keçi, koyun, domuz, sığır) doğal yurdu olan Bereketli Hilâl’in merkezinde yer almaktadır. Bununla beraber, Göbeklitepe’nin, buğdayla ilişkisi daha da özel bir önem arz etmektedir. Araştırmacılar tarafından yapılan genetik analizler sonucunda, Göbeklitepe yakınlarındaki Karacadağ’ın Diyarbakır’a bakan yüzünde yetişen tek taneli kızıl buğdayın dünyanın bilinen en eski buğdayı olduğu ortaya konmuştur (Özcan, 2019). Bu bilgiler ışığında; Sonuç olarak, bölgede eski çağlarda yaşayan insanların bitkileri kültüre alma ihtiyacını çok eski dönemlerde düşündüğü ve uyguladığı fikri bilim çevrelerince kabul edilmiştir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi; Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt ve Şanlıurfa illerinden oluşmaktadır. Bölgenin toplam bitkisel üretim alanı 3.212.086 ha olup bu alanın, x,8’i tarla tarımı, ,2’si meyve bahçesi, %5,9’ u nadas ve %2,1’i ise sebze alanı olarak değerlendirilmektedir (Çetinkaya ve ark., 2013).

Artan nüfus ile birlikte gıda amaçlı kullanılan bitkilerin yetiştiriciliği büyük önem kazanmıştır. Yöre halkının temel olarak kullandığı en önemli kültür bitkilerinden biri de biberdir. Yerel tabir ile ‘isot’ olarak adlandırılan bitki yörede birçok şekilde değerlendirilmektedir ve etnobotanik disiplini içersinde de bir kültür bitkisi olmasına rağmen değerlendirilebilmektedir.

Pistacia türleri kayalık, taşlık, meyilli, besin elementlerince zengin olmayan topraklarda da yetişebilmektedir, dinlenme döneminde kış donlarına karşı pek fazla hassas değildir, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde sıcaklığın -20oC’ye düştüğü zamanlarda dahi ağaçlarda herhangi bir zarar görülmemiştir (Anonim, 2013). Bununla beraber Pistacia terebinthus (Menengiç) da bölge için önemli bir bitki olarak değerlendirilebilir. Söz konusu bitkinin meyvelerinden kahve yapılmakta aynı zamanda bölgede antepfıstığı yetiştiriciliği için anaç olarak kullanılmaktadır. Bölge ekolojisine uygun olan bu bitki ve diğer Pistacia taksonlarının peyzaj planlama ve tasarım çalışmalarında da değerlendirilmesi de düşünülmektedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi tarımsal faaliyetlerinde son yıllarda bir takım değişimler gözlenmektedir. Bölgede yetişen ürünlerin çoğu büyük ekonomik öneme sahiptir. Daha önceki yıllarda kimyasalların daha az kullanıldığı ve endüstrinin az geliştiği bir bölgemiz olduğundan dolayı, ekolojik tarım açısından uygun bir bölgemiz olmasına rağmen son yıllarda kentleşmenin artması ve sanayi faaliyetlerinin gelişmesi sebebi ile özellikler meyvecilik yapılan alanların azaldığı gözlemlenmektedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi de henüz kirlenmemiş toprak ve su kaynaklarıyla, organik ürün üretimi için potansiyel oluşturmaktadır. GAP projesi ile birlikte su ihtiyacı çok olan tarla bitkilerinin bölgede yetiştiricilik faaliyeti artmıştır. Bu konu ürün çeşitliliği anlamında önemli olmasına rağmen, aşırı ve bilinçsiz sulamanın toprak yapısını değiştireceği ve ilerleyen yıllarda çoraklaşmayı arttıracağı düşünülmektedir. Bu bağlamda sürdürülebilir yetiştiricilik yapılabilmesi için, özellikle bölgeye özgü tür ve çeşitler ön plana alınarak organik tarıma geçiş süreci hızlandırılmalıdır. Bölgede meyvecilik açısından; antepfıstığı, badem, incir, nar, zeytin gibi türler çoğunluğu oluşturmaktadır. Bununla beraber, bahçe bitkilerinden bölgenin bazı mikroklimatik (belirli bir küçük habitat ya da alanda çevresinin iklim koşullarından farklı iklim türleri ihtiva eden) alanlarında domates, patlıcan, biber, kavun, hıyar, kayısı, kiraz, erik gibi türleri üretme olanakları bulunmaktadır.

Temelde olduğu gibi kent ölçeğinde de tasarım ve planlama çalışmalarında kullanılan bitki materyalleri bölgenin çevresel ve fiziksel koşullarına bağlıdır.  Ayrıca kent merkezinde artan nüfusa bağlı olarak çoğalan yapısal alanlar, çevre kirliliğine kaynak olmaları yanında; kent ortamının sıcaklığını, toprak ve havasının nem ekonomisini ve hava hareketlerini, özetle iklimini değiştirmektedir. Söz konusu bölgede yer alan şehirlerin kırsaldan kente dönen zonlarında tarımsal faaliyetlerde kullanılan bitki türlerinin peyzaj ve tasarım çalışmalarında değerlendirilmesi bölgeye bitkisel bir kimlik kazandıracaktır.

Sonuç olarak bölgede doğal olarak bulunan veya sosyo-kültürel önem taşıyan diğer bitkilerin ıslah edilmesi ve kültüre alınması ile GAP bölgesinide sürdürülebilir tarımsal peyzaj faaliyetlerine fonksiyonel ve estetik anlamda katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.

KAYNAKLAR

ANONİM (2000). AVRUPA PEYZAJ SÖZLEŞMESİ 20.10.2000 TARİHLİ ANA METNİ (URL: HTTP://CONVENTİONS.COE.İNT/TREATY/EN/TREATİES/HTML/176.PHP)

ANONYMUS, 2013. PRODUCING PISTACHIUM LIVING TO CONSUMER PROBLEMS AND SOLUTIONS WAYS PANEL. 10TH OCTOBER 2013 HARRAN UNIVERSITY. P23-24

ÇETİNKAYA, H., KENDAL, E. VE SAYAR, M.S. (2013). EKOLOJİK TARIM AÇISINDAN GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ, TÜRK BİLİMSEL DERLEMELER DERGİSİ 6 (1): 195-198.

ÖZCAN, E.S. (2019). TARIM VE HAYVANCILIK GÖBEKLİTEPE’DE Mİ BAŞLADI? BİLİM VE TEKNİK DERGİSİ 2019,

ÖZÇELİK, A. (2014). TARIM TARİHİ VE DEONTOLOJİSİ DERS NOTU. ANKARA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ AÇIK DERS MALZEMELERİ, 318 S.

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz