Bu makale; doğaya ve bitkilere sanatsal açıdan bir bakışla yazarın yaptığı yorumları anlatmaktadır. Bir sanatın değeri sanatkârından ayrı düşünülemez. Sanata ilgi bir kazançla değil; insan olmanın, merak etmenin, gizli şifrelerdeki mesajların anlaşılıp hayata uygulanmasıyla anlam kazanır. Bitkilerde sanat en çok görsel açıdan öne çıkar ve canlıdır. Zıt ve ana renkler farklı organlara ve önemine işaret eder. Güller, laleler, zambaklar, sümbüller, karanfiller (hüsnüyusuf, gibi), menekşeler, düğün çiçekleri görsel sanatta önemli bitkilerdir. Bir gövde üzerinde dikenler, yapraklar, dallar ve çiçekler belirli ve hikmetli bir ölçü ile bulunurlar.  Hücresel seviyeden ekosisteme kadar her seviyesinde bulunan yapısal özelliklerindeki ve diğer doğal nesneleri anlamlandıran bitkilerin gizli özelliklerini ortaya çıkarmak için uzmanlık gerekir. Cisim küçüldükçe sanatı büyür. Çiçek, meyve ve tohum sanat açısından daha önemlidir.

Eskilerin deyimiyle ‘tabiat’, yeni adıyla ‘doğa’; canlı-cansız tüm varlıkları kapsar. Bu yapı, çuvala rastgele doldurulmuş bir malzeme yığını gibi olmayıp; ince bir fikir, hesap, plan, proje ve uygun metotlarla uzun zamanda kurulmuş sanatsal bir sistemdir. Bu nedenle doğada kusur göremeyiz. Günlük yaşantımızda bir şeyin doğruluğunu anlamak istediğimizde tabiattaki karşılığına bakarız. Tabiatta (yani doğada) durum neyse doğru odur. Doğa kusursuz bir nizam ve sanat eseridir.

Farklı disiplinlerden bilim adamları çalışmalarında doğayı meslekleri açısından araştırır ve doğadaki nizamı, intizamı, sanat kendisine örnek alır. Çoğu bilimlerin çıkış noktası ve çalışma alanı doğadır. Bu makalede doğanın bir parçası olan bitkiler alemindeki sanata ve bu sanata gizlenen hikmetlere dikkat çekilmek istenmiştir.

Materyal ve Yöntem

Çalışmanın materyalleri Türkiye bitkileridir. Onlara ait fotoğraflar çekilmiş, sanat ve işlevselliğe yönelik hikmetli yapıları keşfedilerek ortaya çıkarılmış ve çeşitli yapıların verdiği mesajlar algılanıp yorumlanmıştır.

Sanat ve sanatçı ilişkisi

Bir sanatın mükemmelliği sanatkârının hüneri, sanata harcadığı emek ve zamanla ölçülür. Sanatkâr ham maddeyi ince ince işleyerek düşüncelerini eserine yansıtır. İşlenen ham maddenin de liyakati de önemlidir. Sanat çalışmaları uzun bir zaman alır.

Mükemmel bir sanat eseri ilk bakışta çok basit gibi görünür.  Ancak dikkatlice incelenirse basit gibi görünen yapılara farklı ve derin anlamlar, ilimler, hikmetler, mühendislikler gizlendiği anlaşılır. Eseri inceleyenlerin bilgi seviyesi, sanata yatkınlığı bu gizli, ince ve derin manaları, ortaya çıkarmakta etkilidir. Bitkilerdeki sanattan anlamak ve yorumlamak için; bir bitkiyi lâyıkıyla incelemek, gizli manalarını farklı bakış açılarıyla anlamaya çalışmak, diğer mesleki disiplinlerle özellikle de matematik ve ekoloji ile irtibatlandırmak gerekir.  

Doğa’da bir sanata bakarken ‘sanat, sanat içindir’ mantığını aşarak sanatın içindeki gizli ince ve farklı manalara, mesajlara dikkat etmek gerekir. Mesela, bir elmayı incelerken sadece gıda maddesi olarak düşünmek, ondaki sanatı düşünmemek, elmanın değerini binden bire düşürür. Geometrik şekli kalbimize benzer. O halde yenmesi kalp hastalıklarına faydalı olabilir. Kokusu (aroması) burnumuza, renleri gözümüze, kimyasal bileşimi vücudumuzun besin ve vitamin ihtiyaçlarına; fiziki yapısı midemizin kolay hazmedebilmesine, sertliği dişlerimize ve ağız/çene yapımıza, büyüklüğü ve şekli elimize ne kadar uygun yapılmış diye düşünmek gerekir. Elmadaki sanat bununla sınırlı değildir: Yetiştiği mevsim ve coğrafya, daldaki duruş pozisyonu, ağırlık ve hacmine bağlı olarak bitkinin taşıma ve depolama sistemi ile meyve sapı arasındaki ilişki; renklerini oluşturan ışığın kaynağı, dalga boyu, ışıklanma süresi ve toprağın besleme gücü arasındaki ilişki gibi pek çok ekolojik özelliğin bilinmesi, düşünülmesi gerekir.

Ayrıca elmanın merkezinde neslinin devamını sağlayan tohumlar da bulunur ki, olgun meyveyi yiyen bir canlı bilerek veya bilmeyerek onun neslinin devamına hizmet etmiş olur. Böylelikle canlılar arasında karşılıklı bir yardımlaşma bağlantısı kurulmuş olur.

Şekil 1.. Her olgun meyvenin sapında en az zararla koparılacak bir yer vardır. Üzüm ve incirde meyve sapında bu özellik çok belirgindir. Nar, mısır ve üzümün tohumlarının dizilişindeki sanat çok belirgindir. Bu danelerden birisi kopsa aynı şekilde yerine koyamayız. Bizim yaptığığımız diziliş ipliğe dizme, biraraya toplama gibi çok basit bir işlemdir.

Bir meyvanın bitki üzerinde dizilişine dikkat edilse ondaki ince hikmetler, ilim ve sanat kolayca anlaşılır. Tohum bir bitkinin en mükemmel yapısıdır. Bu nedenle tohumlar meyvada çok özel ambalajlar içerisinde muhafaza edilir. Küçük yapısına rağmen içerisinde kimyasal bağlar ve maddelerle kayıtlı, kütüphanelerce bilgiyi taşımaktadır. Bu bilgi uygun ortamda tohumun çimlenmesiyle yavaş yavaş ortaya çıkar. Olgun elma genelde tatlı olmasına rağmen tohumları acıdır.  Böyle örnekler pek çoktur.

Bir elma ile elmadan yapılmış bir meyve suyu aynı kimyasal bileşimde olabilir. Kesilmiş meyva kısa sürede kararır yani bozulur. Artık yenilemez. Sanatı bozulmuş bir meyve bir kimyasal çözelti mahiyetine düşer. Bir meyvanın, tohumun, çiçeğin vs. özellikleri kendisinden yapılmış suyunda, sirkesinde, turşusunda, pekmezinde, marmelatında vs. bulunmaz. Çünkü sanat özellikleri kaybolmuştur. Bir meyve suyunu ya da kolisini fotoğraflayıp evimizin baş köşesine/mutfağımıza asmayı ve sık sık bu resme bakmayı düşünen veya yapanımız var mı? Buradaki fark; sanat değil mi? Gül çiçeğine duyduğumuz sevgiyi, hayranlığı gülsuyuna duyuyor muyuz, neden?

Bir elmayı yemeden önce ondaki sanatı ve bu sanatla gizlenmiş ilim ve hikmetleri (renk, koku, sertlik, lezzet, tad, şekil vs.) algılamaya, duyu organlarımızla uyumunu anlamaya çalışmak gerekir. Sanatı sadece görsellik olarak ya da sadece sanatçılara has olarak anlamak sanata bakışın yetersizliğinin bir ifadesidir. Sanat herkes içindir, evrensel bir dildir.

Şekil 2. Bitkiler sessiz doğaya anlam katar. Bitkisiz bir doğa ancak kuru taş yığını olur. İlkbahar doğanın yani bitkilerin canlandığı, renklendiği ve anlam kazandığı bir mevsimdir. Sonbaharı da bitkilerdeki renk kaybıyla anlarız.

Şekil 3. İnsanlar sevdiği, saygı duyduğu her şeyi taklit eder. Sanata çevirir ve gününün belirli bir kısmını onu temaşaya ayırır. Canlı örneğinin olmadığı durumda taklitleriyle sanata olan merakımızı gideririz. Laleler ve güller ebru sanatın vazgeçilmezidir.

Şekil 4. Güller bitkiler aleminde görsel sanatın en tanınmış grubudur. İnsanlara gülmeyi, sevinmeyi, neşelenmeyi hatırlatır. Küslükler, düşmanlıklar vs. gül ile nihayet bulur; dostluklar onunla pekiştirilir.

Bir bitkinin yapraklarına bakıldığında renk, şekil, damarlanma ve gövdede çıkış noktalarına bakıldığında; yetişme mevsimi, coğrafyası, ışıklanma vs. açısından tam bir uyum içerisinde olduğu görülür. Işıktan optimum istifade için belli açılarla gövdeden çıktığı, ışığın şiddetine ve bitkinin ihtiyacı olan ışıklanma süresine göre de belli oranda yatay ve diklikte bulunduğunu gördük.

Şekil 4. Tüm bitkiler büyüme evresinde yeşilken gelişme ve olgunlaşma döneminde çiçek, meyve ve tohumları farklı renklere bürünür. Adeta ben burdayım dercesine renkleriyle ve sanatlarıyla dikkat çekerler. Işığa ihtiyacı olanlar yapraklarını ışık kaynağına yatık, ihtiyacı olmayanlar dik tutarak kaçma hareketi gösterirler. Her duruş sanatsal açıdan anlamlıdır.

Şekil 5. Rüzgarın esiş yönü ve hızı bitkilerde görünüm değişikliğine sebep olur. Kuvvetli rüzgârla ağaçlarda bayrak görünümü ortaya çıkar. Rüzgâr, kendisine dik gelen dalları körertir.  Aynı istikametteki dalları büyütür ve güçlendirir. Bu durum zamanla ağaçta farklı ve anlamlı bir görünüme sebep olur. Böyle ağaçlar yaşlandıkça anıt ağaç olarak adlandırılır.

Bitkilerdeki gizli mesajlara bakarsak; neyin ne için yaratıldığını kolayca anlayabiliriz. Bir meşenin sert, eğri-büğrü odunuyla yakacak; bir pancara/turpa/havuca/karnabahara bakarsak gıda; bir çiçeğe bakarsak süs amaçlı olduğunu kolayca anlarız. Şekillerine bakarak cevizin beynimize, bademin erkek cinsiyet organına, fasulyenin böbreğe, kivinin göze benzediğini, bu meyvelerin tüketiminin adı geçen organlarımızın beslenme ve sağlığına uygun geleceğini anlayabiliriz. Süs amaçlı bitkilerin çiçekleri daha iri ve gösterişlidir. İncir ve zeytin çiçeğine bakılırsa meyve; zambak, lale ve gül çiçeklerine bakılırsa süs; su kabağına bakılırsa kap amaçlı olduğu anlaşılır. Fotosentez mekanizması ile güneşten yararlanmayı, gün ısı sistemlerini; sülüklerinden de zayıf kalındığında güçlü bir desteğe dayanmayı öğrendik.

Şekil 6. Bitkiler organlarının şekli, yapısı ve işevi ile insanlara ilham kaynağı olmuşlardır. İnsanlar neyi nasıl kullanacağını ve diğer eşyalara şekil vermeyi bitkilerden öğrenmişlerdir.

Yapraklar gibi dikenler ve diğer organlar da gövde üzerinde belli bir açı ve mesafe ile dizilmişlerdir. Bitki güçlendikçe dikenler dökülür. Her organın büyüklüğü, şekil ve renkleri bitkinin ihtiyacına göredir. Bu canlı sanatta mükemmel bir geometri ve hesap vardır.

Çam, sedir, göknar, ladin gibi orman ağaçlarına bakıldığında alt dalların zamanla yaşlandığı, üst dalların daha fazla güneş alıp, su tüketip hızla büyürken alt dalların zamanla beslenemeyip kuruduğu, bu durumun da adeta bir budama işlemi olduğu görülebilir. Orman ağaçlarında gençleştirme ve aralama işlemini bu olaya bakarak öğrenmişiz. Orman ağaçlarına bakıldığında; düzgün gövdeli oluşları ile kendilerine ve üyesi oldukları ormana ayrı bir estetik güzellik verir. Böyle ormanları ve ağaçları seyretmek ruhumuza bir ferahlık getirir. Bu estetik insanlara düzgün olmanın önemini vurgular. Bir ağacın alt gövde çapı ile en üst gövdesinin çapı eşittir. Altta bir bütün halinde iken üstte dallanma ile çap dağıtılmıştır.

Şekil 7. Bitkilere dikkatlice bakılırsa yetişme ortamı hakkında bilgi verir ve ortamını güzelleştirir. Çoğumuz sadece çiçek renklerine aldanıp kalırız. Bir ağacın alt ve üst kısmında çapı eşit olmalıdır, eşitlik yoksa üstte eksilen kısım dalların çapı toplamıdır. Bu ince hesap hiç dikkatinizi çekti mi?

Hayvanlar bitkilerle beslenir. Ancak bitkinin de neslini koruyup yayılması için hayvanlar gerekir. Dikenli bitkiler dikenleri, kaba, sert tüyleriyle hayvanlardan korunurken; dikensiz ve adeta gelin gibi süslü bitkiler çıkardıkları kokularla hayvanları uzaklaştırırlar. Hoş görünüşlü bitkilerin genelde zehirli oluşu bunun ispatıdır. Bazı bitkiler şekil itibariyle başka canlılara benzetilir. Kökleri insana benzeyen adam otu (Mandragora autumnalis), Kelebek çalısı (Buddleja davidii), Saat/Tutku/Çarkıfelek çiçeği (Passiflora incarnata), çiçekleri böcekleri andıran Salep (Orchis/Ophryris spp.) İnci çiçeği (Convallaria majalis) bunlara örnektir.

Önemli organlar farklı yapılarla kapatılarak korunmaktadır. Bitkinin en önemli organı çiçektir. Çiçeğin de en önemli kısmı cinsiyet (üreme) organlarıdır. Bu yapılar periant (kaliks ve korolladan meydana gelir) veya perigon adı verilen çift sıra örtü yaprakları ile örtülmekte ve korunmaktadır. Bu yapıda çok önemli bir estetiksel sanat, hem de işlevsel yapılar vardır.  Meyveler ve tohumlarda da benzer yapı görülür. Yapı küçüldükçe sanatı büyür. Sanat cisimle genelde ters orantılıdır.  

Şekil 7. Göz kamaştırıcı güzellikteki çiçekler acaba kime hitap eder? Bitkiler ve hayvanlar bu güzelliğinin farkında mıdır? Sanat için zihin gücü şart. O da sadece insanda vardır.

Şekil 8. Bitkilerde meyve ve tohum sadece sanat açısından değil, işlevsellik açısından da çok önemlidir. Rüzgarla, suyla, hayvanla yayılması için uygun yapıları vardır.

Tartışma ve Sonuçlar:

Bitkilerdeki sanattan ilham alarak hayatımıza yön veririz. Bilim ve sanat doğayı taklit etmektir. Olmayanı anlayamaz ve ortaya koyamayız. Peyzaj mimarlığı ve sanatının temeli doğanın taklididir. Bitki kuruyunca suyu çekilir, ama sanat özeliği bozulmaz. Her şey yerli yerinde, bitkiler doğada daha güzeldir.

Doğa her yıl bir canlı gibi; doğar, yaşar, hastalanır, yaşlanır, ölür, ertesi yıl tekrar dirilir. İlk baharda doğa canlanır, sonbaharda ölüm başlar. Yeşil bir manzara seyretmek ruha ferahlık ve mutluluk verir. Bu nedenle ilkbahar ve yazda pikniğe gideriz. Kırlarda gezmeyi, farklı canlılar görmeyi isteriz. Süper lüks binalardan zamanla sıkılırız. Sultan sazlığına, Erciyes dağı’na (Kayseri), Ağrı dağına, Erek dağına (Van), Dedegül dağına(Isparta) vb. çıkarız.  Şelaleleri, akarsu ve gölleri seyretmeye bir türlü doyamayız. Gün batımını/doğumunu seyretmek için yüksek dağlara bir gün önce çıkar,  hazır bekleriz. Özellikle Süphan dağının (Bitlis) tepesine çıkarız. Dağların üst kısmından çevreyi temaşa etmeye doyamayız. Uzungöl’ün (Trabzon), Kaçkar dağlarının (Rize) fotoğraflarını çevreletip ikametgahımıza asarız. Süslü bitkileri saksılarda yetiştirip küçük evimizin baş köşesine koyarız. Birisi sararsa/kurusa üzülürüz. Bir demet çiçek hediye gelse seviniriz. Bu özellikler sanata olan ihtiyacın ve merakın bir tezahürüdür. Ama bozulmuş bir makineyi hemen hurdacıya veririz, evimizde tutmayız.

Bitkilerdeki sanatın şifrelerine bakıldığında; 4 özellik ortaya çıkar: Görsel, yapısal, ekolojik ve diğer varlıklara anlam kazandırma şeklinde.  Görsel sanatta bitkilerin tamamına yakını yeşil üzerine çiçek ve meyvelerinde renk farklılığı ile ortaya çıkar. Aynı durum çiçekte örtü yaprakları ile üreme organları arasında da vardır. Bu durum çiçekte farklı yapıların kolay fark edilmesini sağlar. İnsanların en çok dikkatini çeken görsel sanattır. Bitkilerde gövde, yapraklar ve kaliks yeşil; korolla genelde kırmızı, sarı ve mavi renk ile vurgulanır. Ana renklerden siyah ve renksizlik olarak bildiğimiz beyazlık pek yaygın değildir. Pembe, lila, turuncu, mor gibi ara renklerin görsel sanatta önemi azdır. Ana renkler zıtlarıyla birlikte aynı bitkide bulunur. Bazı bitkilerin çiçeklerinde ise bir renk harmonisi vardır.  Çiçeğin ucu, ortası, merkezi ya da çiçek açtığı dönemle yaşlandığı dönemde çiçek renkleri dönüşebilir. Bazısında renk/pigment yetersizliği ile alacalı güzel bir görünüm ortaya çıkar. Bu durum Alacalı sarmaşık, Yanardöner ve Güllerde çok görülür.

Yapısal sanata gelince; bitkide hücre seviyesinden başlayıp, doku, organ, sistem, birey, meşcere ve ekosistem seviyesine kadar her seviyede yapısal ve ekolojik şartlara uyumu gibi özelliklere bakıldığında yapısal/işlevsel sanat kolayca anlaşılır. Ağaçlarda gövde kabuğu ağacın kimliğini tespitte çok önemlidir. Ağaçlar hakkında pek çok bilgi verir. Dikkatli bakılmazsa kabuk der geçeriz. Yaş halkaları, hücrelerin dokuda dizilişi, hücrelerin şekli ve büyüklüğü vb. ekolojik, sistematik, iklim, yaş, fizyoloji vb. konularda anlam yüklü mesajlar verir. Çiçekler de böyledir.

Denizlerin mavi, akarsu ve göllerin mavimsi yeşil renkte oluşu, gökyüzü bitkilere güneş, ay ve yıldızlardan gelen ışığın bir yansıması olarak düşünülür. Bitkisiz, çıplak bir alan hayal edelim. Bu alanda ana kayadan başka bir şey kalmaz. Bitkisiz, çıplak bir alanın hiçbir görsel/sanatsal değeri de olmaz. O halde bitkiler aynı zamanda doğayı şekillendiren, tüm canlılar için yaşanabilir bir ekosistem ve insanlar için cazip hale getiren doğanın en önemli ögeleridir. Bitkilerin hayvanlara ve insanlara çok az ihtiyacı vardır. Ancak bitkilere diğer canlıların ihtiyacı hayati seviyededir.

Bitkiler yaşamın vazgeçilmez unsurları olmanın yanında sanatsal özellikleri ile de insanların beğenisini kazanmışlardır. Halılara, kilimlere, mutfak ve büro eşyalarına, dokumalara vs. onların resmini nakşederek sürekli görmek ve sanatlarını temaşa etmek isteriz. Mesela Mercedes araçlarının amblemi ile lalenin stigması ne kadar benzerlik gösterir. ‘Korona, korolla, samara’ araç markaları bitkilerin çiçek ve meyvalarından ilham alınarak kullanılmıştır. Canlı ya da kuru örneklerini mekanımızda görmek isteriz. Gülleri kesme çiçek, kuru gül olarak vazolarda görmek istediğimiz gibi canlı örneklerini bahçemizde veya saksılarımızda da görmek isteriz. Bu da yetmez resimlerini masalara, sofra sergilerine, mutfaklara; ahşap ve taş oymalara nakşederiz. Naylondan taklitlerini yaparız. Bu yaptığımız işlemlerden bir maddi menfaat beklemeyiz. Sanatı sevmek, sanatı hayranlıkla temaşa etmek ve sanatta gizli mesajları çözmek ruhumuza bir ferahlık verir. Sanatseverliği bir menfaat amaçlı değil, insan olmanın bir gereği olarak düşünmek gerekir. 

Hayvanlar sanattan anlar mı? İnsanlar da bir nevi hayvan mı? Bu felsefi konu üzerinde yüzyıllardır tartışılmaktadır. Bir gül bahçesine bir hayvanla (mesela bir inek ile) bir insanı bırakınız. Oradan çıkarıp bir müzeye ve sanat sergisine götürünüz. Bir köpekle bir insanı mükemmel bir lokantaya götürünüz. Hereketlerini kaydediniz. Gördükleriniz insanla hayvan arasındaki farkı tanımlayacaktır. Ortak özellikler değil, farklılıklar kimlikleri tanımlar. Hayvanlar için doğanın ve bitkilerin bu kadar sanatlı olmasına ihtiyaç var mıydı? Bu sanatın müştakları kimlerdir?

Doğada kaç tür ve kaç milyar canlı yaşar? Peki insan eli değmeyen yerlerde hiç kirlilik gördünüz mü?  Küçük evinimizi, bedenimizi bir hafta temizlemezsek nasıl olur? Doğadaki bu temizliği kim için, kimlere ve kim yaptırmaktadır?  Doğayı doğru okumak ve anlamak gerekir. Mükemmel sanatlar bir tesadüf eseri olabilir mi?

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz