Dr. Deniz ÇOLAKKADIOĞLU

Çukurova Üniversitesi

Ziraat Fakültesi

Peyzaj Mimarlığı Bölümü

 

 

 

Günümüzde tropik ormanlar 9 milyon km²lik bir alanı kaplamakta ve yeryüzündeki canlı türlerinin yarısından fazlası bu ormanlarda yaşamaktadır. Bu ormanların her yıl % 0,7si yani yaklaşık 60.000 km²si yok edilmektedir.

Çevre sorunları nedeniyle son 300 yılda 165 kuş türü ve 155 memeli hayvan türünün, son 100 yıl içerisinde de 30.000 bitki türünün nesli ya tükenmiş veya tehlike altındadır.

1970li yıllarda doğal afetlerden zarar gören insan sayısı 1960lı yıllardakinin iki katıdır. 1960lı yıllarda her yıl sellerden 5.2 milyon kişi zarar görürken, 1970li yıllarda bu sayı 15.4 milyon olmuştur. 1960lı yıllarda her yıl kuraklıktan 18.5 milyon kişi zarar görürken, 1970li yıllarda bu sayı 24.4 milyon olmuştur. Günümüzde ise doğal afetlerden zarar gören insan sayısı çok daha fazladır (Yücel, 2005).

Doğadaki söz konusu insan baskının olumsuz etkileri sonucu günümüzde yaşanan ve olması beklenen tür kayıplarını önlemek için türlerin ve yaşam alanlarının, buna ek olarak doğal ve kültürel değerlerin niteliklerinin korunması gerekliliği fikri oluşmuştur.

Söz konusu koruma gerekliliği fikri ile dünyada olduğu gibi ülkemizde de türlerin yaşam alanları, korunan alan kavramı ile yasal düzenlemeler aracılığıyla ilgili devlet kurumları yönetiminde korunmaya başlamıştır. Günümüzde ülkemizde çok sayıda yasal düzenleme ve sorumlu kurum tarafından yönetilen birçok korunan alan bulunmaktadır.

 

ÜLKEMİZDE KORUMA MEVZUATI, İLGİLİ KURUMLAR VE KORUNAN ALAN STATÜLERİ

 

Doğanın gerçek anlamda ve belli yasal düzenlemeler çerçevesinde korunması için yapılan çalışmaların tarihi oldukça yenidir. Gerçi 19. yüzyıl içerisinde orman varlığının korunması için bazı girişimler olmuş ve yasal önlemler alınmıştır. Ancak bu önlemlerin alınmasında doğal dengeyi korumadan çok, ormanlardan daha fazla yararlanma düşüncesi ağır basmıştır.

Osmanlı dönemimde 1858 yılında çıkarılan "Arazi Kanunnamesi"nde toprak mülkiyeti konusu ele alınarak, toprakla ilgili hukuksal karışıklığa son verme amaçlanmıştır. Bunun yanında Arazi Kanunnamesinin 104. maddesinde ormanlar, "herkesin yararlanmasına özgü dağlar (cibal-i mubaha)" kabul edilerek, bu şekilde ormanları kesme hiçbir denetime bağlanmadan, herkesin ortak malı sayılmıştır. Ekolojik değerlerin hızlı bir şekilde yok olduğunu gören devlet, 1870 yılında "Orman Nizamnamesi"ni çıkararak, ormanları koruma altına almaya çalışmıştır (Akıncı, 1996).

Türkiye Cumhuriyeti döneminde doğa koruma ile ilgili ilk yasa 8.2.1937 tarih ve 3116 sayılı Orman Kanunudur. Bu yasa ormanlarda avlanma ile her çeşit bitki ve bitkisel ürünlerin toplanmasını izine bağlayarak, ormanların devlet tarafından korunması gereğini hükme bağlamıştır.

Daha sonra 5 Mayıs 1937 tarihinde kabul edilen 3167 sayılı "Kara Avcılığı Kanunu" (1.7.2003 tarihinde yenilenmiştir) ile "Türkiyede yabani olarak yaşayan faydalı ve zararlı hayvanların her türlü vasıta ile avlanmaları"nı hüküm altına almıştır.

Korunan alan statüleri kapsamında ise Milli Park terimi ile defa 31.8.1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Kanunu ile Türk mevzuatına girmiştir. Bu kanunun 4. maddesinde ormanlar vasıf ve karakter bakımından "Muhafaza Ormanları, Milli Parklar, İstihsal Ormanları" olarak ayrılmıştır.

18.10.1982 tarih ve 2709 nolu T.C. Anayasası da 63. madde ise tabiat varlıklarını koruma, 43. madde ile kıyıların kullanımı, 44. madde ile toprağın işletmesi ve korunması, 45. madde ile tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanımını, 56. madde ile çevre koruma, 57. madde ile kentlerin özellik ve şartlara göre planlanması ve l69. madde ile de ormanların korunması kapsamındaki hükümlerle doğa korumaya doğrudan veya dolaylı olarak hizmet etmektedir.

1982 Anayasanın ilgili hükümlerine de uygun olarak ülkemizde 21.7.1983 tarihinde 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 9.8.1983 tarihinde de 2872 sayılı Çevre Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak ülkemizde doğa koruma ile ilgili ilk doğrudan yasal düzenleme 9.8.1983 tarih ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunudur. Kanun, yurdumuzdaki milli ve milletlerarası düzeyde değerlere sahip milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanlarının seçilip belirlenmesine, özellik ve karakterleri bozulmadan korunmasına, geliştirilmesine ve yönetilmesine ilişkin esasları düzenlemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu amaçları yerine getirebilmek için ise 12.12.1986 tarihli Milli Parklar Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.

Ülkemizde doğa koruma mevzuatı kapsamında, hem uluslararası yükümlülüklerimizi yerine getirebilmek, hem de ulusal kanunların uygulaması ile ilgili esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan yönetmelikler de bulunmaktadır. Söz konusu kapsamda 19.8.1989 tarihli Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespiti ve Tescili Hakkında Yönetmelik ve 27 Aralık 2001 tarihli Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmenin Uygulanmasına Dair Yönetmelik örnek olarak verilebilir.

Ayrıca ülkemizde "Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme" (Ramsar Sözleşmesi)nin uygulanmasına yönelik, uluslararası öneme sahip olsun veya olmasın tüm sulak alanların korunması, geliştirilmesi ve bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirlemek amacıyla 17.5.2005 tarihli Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.

Ülkemizde sürdürülebilir av ve yaban hayatı yönetimi için av ve yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamları ile birlikte korunmalarını, geliştirilmelerini, avlanmalarının kontrol altına alınmasını, avcılığın düzenlenmesini, av kaynaklarının millî ekonomi açısından faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini ve ilgili kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile işbirliğini sağlamak amacıyla 1.7.2003 tarih ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun uygulanması ile ilgili usul ve esasları düzenlemek için ise 8.11.2004 tarihli Yaban Hayatı Koruma ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları ile İlgili Yönetmelik hazırlanmıştır. Yönetmeliğin amacı; Kara Avcılığı Kanunu kapsamında olan av ve yaban hayvanları ile birlikte bunların yaşama ortamlarını korumak amacıyla yaban hayatı koruma ve yaban hayatı geliştirme sahalarının kuruluşu, yönetimi, denetimi ve bu alanlarda izin verilecek ve yasaklanacak faaliyetlerle ilgili usul ve esasları düzenlemektir.

Ülkemizde Milli Parkılar Kanununun ilanından sonra, korunan alanlar sayı, statü ve alansal olarak artış göstermektedir. Bu artışla birlikte korunan alanların etkin korunması ve yönetilmesi amacıyla ülkemizdeki yasal düzenlemeler sayıca artmıştır. Artan yasal düzenlemelere ek olarak ayrıca, söz konusu korunan alan statülerinden sorumlu kurumlarda da değişiklikler gerçekleşmiştir. Ülkemizde 1970li yıllarda korunan alanlardan Orman Bakanlığı sorumlu iken, 13.12.1983 tarihinde Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı, 08.05.2003 tarihinde Çevre ve Orman Bakanlığı ve günümüzde ise 04.07.2011 tarihinden itibaren 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile 645 sayılı KHK ile kurulan Orman ve Su İşleri Bakanlığı sorumludur.

Korunan alan statüleri ile bu alanların tespit, tescil, onay, ilan ve yönetiminin nasıl olduğunu belirlemek için bu iki bakanlığın ve ilgili bağlı birimlerinin görevlerini yakından bilmek gerekir.

644 Sayılı KHKnin 8.8.2011 tarihli ve 648 sayılı KHK ile değiştirilmiş şekli ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı kurulan Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

 

a)      Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların tescil, onay ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tescil etmek.

b)     Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak.

c)      Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek ve her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak, değiştirmek, onaylamak, uygulamak veya uygulanmasını sağlamak.

ç) Tabiat varlıkları, doğal, tarihi, arkeolojik ve kentsel sitler ile koruma statüsü bulunan diğer alanların çakıştığı yerlerde koruma ve kullanma esaslarını ilgili bakanlıkların görüşünü alarak belirlemek ve bu alanların kısmen veya tamamen hangi idarelerce yönetileceğine karar vermek, her tür ve ölçekteki çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak ve onaylamak.

d)     Orman alanları dışında yer alan korunması gerekli taşınmaz tabiat varlıkları, koruma alanları ve doğal sit alanlarının Bakanlıkça belirlenen ilke kararlarına, onaylanan planlara uygun olarak kullanılmak üzere tahsisini gerçekleştirmek, uygulamaların tahsis şartlarına uygun olarak gerçekleşmesini izlemek ve denetlemek.

e)      Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerine ilişkin olarak; hâlihazır haritaları aldırmak, gerekli görülen projeleri yapmak, yaptırmak ve onaylamak, her türlü araştırma ve inceleme yapmak, yaptırmak, izlemek, eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yürütmek, kullanım yasağı getirilen alanların kamulaştırma veya benzer yollarla kamunun eline geçirilmesini sağlamak, kontrol ve denetim yapmak, gerekli görülen alanların korunması ve kirliliğin önlenmesi amacıyla yatırım yapmak veya ilgili idarelerin yatırım projelerini desteklemek, bu alan ve bölgelerde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlere ilişkin her türlü tasarrufta bulunmak, işletmek, işlettirmek ve kullanım izinlerini vermek, korunan alanlara ilişkin insan ve finansman kaynağı sağlamak.

f)       Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

 

(2) Orman ve orman rejimine tabi olmayan yerlerde Orman ve Su İşleri Bakanlığınca tespit edilen veya ettirilen tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri diğer koruma alanları ile Bakanlıkça tespit edilen doğal sit alanları, tabiat varlıkları ve bunların koruma alanlarının tescil ve ilanı Bakanın onayı ile yapılır. Ancak Bakanlıkça yapı yasağı önerilen tabiat varlıkları ve doğal sit alanları dahil orman rejimine tabi olmayan bütün koruma alanları Bakanlar Kurulu kararı ile tescil ve ilan edilir. Uygulama imar planı kararı ile yapı yasağı getirilen özel mülkiyete konu alanlara ilişkin arazi ve arsa düzenlemesi, trampa veya kamulaştırma işlemleri, bu alanların yönetimi ve işletmesini üstlenen kuruluşlarca veya Bakanlıkça gerçekleştirilir.

 

Diğer taraftan 645 sayılı KHK ile kurulan Orman ve Su İşleri Bakanlığının görevleri Madde 1de aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:

 

a)      Ormanların korunması, geliştirilmesi, işletilmesi, ıslahı ve bakımı, çölleşme ve erozyonla mücadele, ağaçlandırma ve ormanla ilgili mera ıslahı konularında politikalar oluşturmak.

b)     Tabiatın korunmasına yönelik politikalar geliştirmek, korunan alanların tespiti, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilik ile av ve yaban hayatının korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak.

c)      Su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak, ulusal su yönetimini koordine etmek.

ç) Meteorolojik olayların izlenmesi ve bunlarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik politika ve stratejiler belirlemek.

d)     Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda uluslararası çalışmaların izlenmesi ve bunlara katkıda bulunulması amacıyla ulusal düzeyde yapılan hazırlıkları ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde yürütmek.

 

Bazı maddeleri aynı KHK (648) ile değiştirilen Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün görevleri içerisinde korunan alanlarla ilgili daha fazla ayrıntılar vardır ve şu şekildedir:

 

a)      (Değişik: 8/8/2011-KHK-648/ 30 md.) Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları ve sulak alanların tespiti, bunlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil edilenlerin korunması, geliştirilmesi, tanıtılması, yönetilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi ile ilgili işleri yürütmek ve denetlemek.

b)     9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu ile verilen görevleri yürütmek.

c)      Yaban hayatı ve kara av kaynakları ile orman içi su kaynakları, dere, göl, gölet ve sulak alanların ve hassas bölgelerin korunması, geliştirilmesi, kara avcılığının düzenlenmesi, av kaynaklarının işletilmesi ve kontrolü ile ilgili her türlü etüt, envanter, planlama, projelendirme, uygulama ve izlemeye ilişkin iş ve işlemleri yapmak veya yaptırmak, bu hizmetlerle ilgili tesisleri kurmak veya kurdurmak.

ç) Kara avcılığını düzenleyen mevzuat ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek.

d)     Uluslararası koruma sözleşmeleri ile belirlenen yörelerdeki koruma ve kullanma esaslarını belirlemek.

e)      Uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınan bitki ve hayvan türleri ile alanların korunması konusunda tedbirler almak, ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak.

f)       Hayvanların korunmasına yönelik çalışmaları, ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde yapmak, yaptırmak, bu konuda yürütülen faaliyetleri desteklemek, denetlemek veya denetlenmesini sağlamak.

g)      Görev alanıyla ilgili olarak bitki ve hayvan türü genetik kaynaklarının muhafazası ve iyileştirilmesi ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek.

ğ) (Ek: 8/8/2011-KHK-648/ 30 md.) Orman ve orman rejimine tabi yerlerde tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları ile sulak alanları ve benzeri koruma alanlarının tescil ve ilanını yapmak.

 

Burada b) fıkrası altında sözü edilen 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanununun 3. Maddesi 8/8/2011 tarihinde 648 nolu KHK ile aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığınca millî park karakterine sahip olduğu tespit edilen alanlar, Millî Savunma Bakanlığının olumlu görüşü, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile diğer ilgili bakanlıkların görüşü de alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile millî park olarak belirlenir.

Orman ve orman rejimine tabi yerlerde tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları Orman ve Su İşleri Bakanının onayı ile belirlenir.

Orman ve orman rejimi dışında kalan yerlerde tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı belirlenmesine veya Orman ve Su İşleri Bakanlığınca belirlenmiş olanların işlemlerinin tamamlanması için gerekli yerlerin orman rejimine alınmasına ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca karar verilir ve bu alanlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil edilir.

Diğer taraftan ç) fıkrası altında sözü edilen kara avcılığı mevzuatı da 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanununu ve ilgili yönetmeliği içermektedir. Bu Kanunun 4. maddesi: Yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları ile üretme istasyonları, orman rejimine giren yerlerde Bakanlıkça, diğer yerlerde Bakanlar Kurulunca tefrik edilir, hükmünü getirmiştir.

Ulusal koruma mevzuatı içerisinde korunan alanların statüleri ile tespit, tescil, onay ve ilanına ilişkin esas ve ilkeleri belirleyen en önemli yasal düzenlemelerden biri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 19.07.2012 tarih ve 28358 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik"dir. (Bu yönetmelik aynı zamanda 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile belirlenen Yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları dışındaki diğer tüm korunan alan statülerini de belirlemiştir.) Söz konusu Yönetmeliğin amacı (Madde 1);

 

  • milli park,
  • tabiat parkı,
  • tabiat anıtı,
  • tabiatı koruma alanı ve
  • sulak alanların tescil, onay ve ilanı ile
  • tabiat varlığı,
  • doğal sit alanı ve
  • özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasların belirlenmesidir.

 

Madde 4de "korunan alan"; "biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen; milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanları" olarak tanımlanmıştır. Buradaki "benzeri koruma statüsü" içerisine yönetmeliğin 10. Maddesinde "tabiat varlıkları" eklenmiştir. Yine 4. Maddede "tabiat varlıkları"; "jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yeraltında veya su altında bulunan değerler" olarak tanımlanmıştır.

Yönetmeliğin 6. Maddesinde ise, "doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri" belirlenerek, daha önceleri I. derece, II. derece ve III. derece olan doğal sit alanları şimdi, kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılmış ve ayırt edici özellikleri belirlenmiştir.

Bugüne kadar ilan edilmiş bir örneği olmayan tabiat varlıkları yönetmeliğin 10. Maddesinde aşağıdaki özelliklere göre tespit edilmektedir:

 

a)      Tabiat varlıkları ender bulunan değişik özelliklere sahiptir.

b)     Tabiat varlıklarının ilmi araştırma, jeolojik yapı, çevresel gözlemler, ekolojik gözlemler ve topoğrafik yapı hususlarında özellikleri bulunur.

c)      Doğal ve kültürel öneme, estetik değere, ender olmasından kaynaklanan tekil olma özelliklerine ve olağandışı niteliklere sahiptir.

 

(2) Tabiat varlıklarının korunma alanları ile birlikte tespit ve tescilinin yapılması esastır.

Diğer korunan alanlarda olduğu gibi, burada da çok açık kriterlerin olmaması, bu alanları tespit ederken sorunlara yol açacaktır. Ancak, yönetmeliğin 11. Maddesinde anıt ağaçların ayırt edici özellikleri, 12. Maddesinde de "aşağıdaki özelliklerden bir ya da birkaçını ihtiva eden mağaralar tabiat varlıklarıdır" cümlesi, tabiat varlıkları olarak "anıt ağaçları" ile "mağaraları" işaret etmektedir.

Yönetmeliğin 13. Maddesi "özel çevre koruma bölgelerinin tespit ilke ve esasları"nı, 19. Maddesi "milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları için tescil, onay ve ilanına ilişkin usul ve esaslar"ı, 20. Maddesi ise, "sulak alanların tescil, onay ve ilanına ilişkin usul ve esaslar"ı tanımlamıştır.

Böylece ilgili yönetmelikte ülkemizdeki korunan alan statülerinin hangileri olacağı açık bir şekilde belirlemiştir.

Diğer taraftan, yönetmeliğin ilgili maddelerinde bu alanların nasıl tespit, tescil, onay ve ilan edileceği ve yönetileceği de belirlenmiştir. Ancak, tespit, tescil, onay,  ilan ve yönetim konuları bu yönetmelik dışında 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu ile 644 sayılı KHK ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve 645 sayılı KHK ile kurulan Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamelerde de yer almaktadır. Hatta sulak alanlarda olduğu gibi, başka yasal düzenlemelere de atıf yapılmaktadır. Bu konudaki yasal düzenlemeler dikkate alındığında korunan alanların tespit, tescil ve yönetiminde açıklık yoktur. Çizelge 1de görüldüğü gibi, bazı alanların tespit, tescil ve yönetimi iki bakanlık arasında "gel-git"lere neden olmaktadır, bu da kurumlar arası sorunlara ve korunan alaların belirlenmesi ve yönetiminde etkinliğin azalmasına neden olmaktadır.

 

Çizelge 1. Ülkemizdeki temel korunan alan statüleri, bağlı oldukları kurumlar ve ilgili yasal düzenlemeler (Çolakkadıoğlu, 2012den değiştirilerek)

 

Ulusal koruma mevzuatı içerisinde henüz yerini almayan biri TBMM Çevre Komisyonundan 17.3.2011 tarihinde geçen "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı", diğeri de Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Peyzaj Koruma Şubesi tarafından 2012-2013 yıllarında hazırlanan ve Peyzaj Mimarlığı Bölümlerinde de tartışılan bir adet "Peyzajın Planlanması, Korunması ve Yönetilmesi Hakkında Yönetmelik Taslağı" vardır. Resmi Gazetede ilan edilmeleri durumunda her iki düzenleme de hem ulusal koruma mevzuatı, hem de korunan alan statüleri bakımından çok önemlidir.

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısının amacı; ülkemizin kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarındaki ulusal ve uluslararası öneme sahip tabii değerlerin, biyolojik çeşitliliğin ve peyzajın muhafazası ile koruma kullanma dengesi gözetilerek sürdürülebilirliğine ilişkin usul ve esasların belirlenmesidir.

İlgili kanun tasarısında korunan alan statüleri de Madde 9da aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.

 

a)      Gen koruma alanı: Gen kaynaklarının yerinde korunması amacıyla hedef türlerin genetik çeşitliliğini ve sürekliliğini sağlamak üzere belirlenen ve bu amaçla korunan ve yönetilen alanlardır.

b)     Habitat ve tür koruma alanı: Belli bitki veya hayvan türleri ile nadir ve nesli tehlike altında olan türler ve bunların habitatlarının sürekliliğini sağlamak üzere koruma altına alınan ve yönetilen kara, kıyı, sucul veya deniz alanlarıdır.

c)      Milli park: Bilimsel ve estetik bakımdan, milli veya milletlerarası düzeyde ender bulunan tabii değerlerden en az bir veya daha fazla ekosistemin tamamını kapsayacak büyüklükte olan özellikli kaynak değerlerinin korunduğu ve yönetildiği kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarıdır.

ç) Özel çevre koruma bölgesi: Bu kanunla belirlenen koruma statülerinin herhangi birinin özelliklerini taşımakla beraber, ulusal ve uluslararası önemi haiz olup aynı zamanda tarım, turizm, şehirleşme ve sanayi baskısı altında bozulma ve yok olma tehlikesi altındaki ekolojik açıdan hassas alanlardır.

d)     Özel korunan alan: Biyolojik çeşitlilik açısından yüksek, ulusal, bölgesel veya uluslararası düzeyde ekolojik öneme sahip, öncelikli habitatların en iyi numunelerini ihtiva eden, düzenli olarak tehdit altındaki ve nesli tehlike altındaki, nadir, hassas, yoğunlaşan, dar yayılışlı ve endemik türlerin ulusal veya uluslararası düzeyde önemli bir popülasyonunu barındıran, insan ve tabiat arasındaki etkileşim neticesinde ekolojik değerler ile ulusal, bölgesel ve uluslararası biyolojik çeşitlilik değerleri ortaya çıkmış olan kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarıdır.

e)      Peyzaj koruma alanı: İnsan ve tabiat arasındaki etkileşimin sonucu olarak ortaya çıkan ve zaman içinde önemli estetik, ekolojik, görsel, rekreasyonel, kültürel değerler ile geleneksel hayat biçiminin devamlılığı açısından ayırt edici bir nitelik taşıyan ve bu sebeple korunması gereken kara, kıyı, sucul veya deniz alanlarıdır.

f)       Sulak alan bölgesi: Sulak alan ekosistemlerinin korunması amacıyla ayrılan tatlı ve tuzlu su bataklıkları, sulak çayırlar, sazlıklar ve turbalıklar gibi habitatların oluşturduğu kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarıdır.

g)      Tabiat alanı: Flora ve fauna zenginliğine ve manzara bütünlüğüne sahip kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarıdır.

ğ) Tabiat anıtı: Tabii olarak oluşan, nadir, estetik, sıra dışı veya benzersiz oluşumlar ile bitki türlerinin nadir veya temsili numunelerini ihtiva eden ve bilimsel değeri olan tabiat parçalarıdır.

h)     Tabiatı koruma alanı: Nadir, sıra dışı, tehlikeye maruz ve kaybolmaya yüz tutmuş ve temsiliyet özelliği olan ekosistemler ile türlerin veya tabii olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri ihtiva eden, mutlak korunması gerekli olup sadece bilim, eğitim ve tabiatı izleme amacıyla koruma altına alınan ve yönetilen kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarıdır.

ı) Tabiat parkı: Bulunduğu bölgenin bitki ve hayvan varlığı ile mağaralar, mağara yerleşmeleri ve kraterler gibi tabiat özelliklerini temsil eden, türlerin tabii yaşama alanında veya tabii yaşama alanı dışında koruma tedbirlerinin uygulanabildiği, rekreasyonel kullanım hizmetleri ile halkın dinlenme ve eğlenmesine imkân sağlayan alanlardır.

i)        Yaban hayatı geliştirme sahası: Av ve yaban hayvanlarının ve yaban hayatının korunduğu, geliştirildiği, av hayvanlarının yerleştirildiği, yaşama ortamını iyileştirici tedbirlerin alındığı ve gerektiğinde özel avlanma plânı çerçevesinde avlanmanın yapılabildiği sahalardır.

j)       Yaban hayatı koruma sahası: Yaban hayatı değerlerine sahip, korunması gerekli yaşama ortamlarının bitki veya hayvan türleri ile birlikte mutlak olarak korunduğu ve devamlılığının sağlandığı kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarıdır.

 

Peyzajın Planlanması, Korunması ve Yönetilmesi Hakkında Yönetmelik Taslağı da doğal, kültürel ve görsel peyzajların korunması, planlanması, yönetilmesi, bozulan peyzajın ekolojik fonksiyon ve süreçlerinin iyileştirilmesi ve bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonun sağlanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeyi amaçlamaktadır. Yönetmelik taslağı diğer taraftan; Avrupa Peyzaj Sözleşmesi kapsamında doğal, kırsal, kentsel ve kent çevresi alanları, arazileri, iç suları, deniz alanlarını, iyi durumdaki peyzajlar kadar günlük veya bozulmuş olduğu düşünülebilen tüm peyzajların korunması, planlanması, yönetilmesi, onarımı, peyzaj koruma alanlarının tespiti, ilanı ve sürdürülebilir kullanımına ilişkin usul ve esasları kapsamaktadır. Ülkemiz korunan alanlar statüsünde olamayan "Peyzaj Koruma Alanları" taslakta (Madde 6) ele alınmış ve bu alanlara dair temel ilkeler, tespit, ilan kriterleri, yönetim planlarının hazırlanması ve uygulanması, izleme ve kontrol konuları belirlenmiştir.

 

SONUÇ VE ÖNERİLER

 

Yukarıda çok özet olarak açıklanan mevzuata göre korunan alanlarımızı çok etkin bir şekilde koruyamıyoruz.

 

#KoruyamıyoruzÇünkü

 

Ülkemizde korunan alanlarla ilgili doğrudan ve dolaylı olarak çok sayıda yasal düzenleme bulunmaktadır. Bunlara ek olarak, doğa korumayla ilgili olarak uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yasal yükümlülüklerimiz de vardır. Elbette böylesine çok sayıda yasal düzenleme de, çoğu zaman birbirinden bağımsız çalışan sorumlu kurumu da beraberinde getirmekte ve bu da ciddi bir karmaşaya neden olmaktadır. Dolaysıyla bu karmaşa hem zaman, hem de maddi kaynak kaybına neden olmaktadır.

Çok fazla yasal düzenleme ve koordine olamamış kurumlar, birbiriyle çelişen ifade ve hükümlere yer verilen yasal düzenlemelerin yürürlüğe girmesine de neden olmakta, bu durum da zaten koruma ahlakı ve kültürü tam olarak yerleşmemiş insanlar için "yasalardaki boşluklardan yararlanma" durumunu oluşturmaktadır.

Bu karmaşa ve yasalardaki boşluklardan yararlanma

 

#KoruyamıyoruzÇünkü

 

savını pekiştirmektedir.

 

Bu sorunların çözümü, tüm korunan alanları kapsayan ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerimizin de göz önünde bulundurulduğu bir "korunan alanlar yasası"nın oluşturulması ve korunan alanların tespit, tescil, onay, ilan......yönetimi gibi işlemlerinin tek elden, yani tek bakanlık tarafından yapılmasıdır.

Dünya Koruma Birliğinin (International Union for Conservation of Nature-IUCN) korunan alan statüleri de dikkate alınarak ülkemiz için 13 farklı korunan alan statülerini içerecek şekilde hazırlanan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı korunan alan statülerinin tamamının bir kanunda ele alınması bakımından olumlu bir gelişmedir. Ancak, ilgili alanların tanımlarında da görüldüğü gibi, alanların belirlenmesindeki kriterler hala açık ve net değildir. Uygulamada tartışmalara ve önemli sorunlara yol açacaktır. Bu tasarı yasalaşmadan "Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu"nun oluşumu dahil tüm maddeleri yeniden tartışılmalıdır.

 

(*) Bu çalışma, 11-13 Aralık 2015 tarihleri arasında TMMOB Peyzaj Mimarları Odası tarafından düzenlenen ‘III. Koruma ve Peyzaj Mimarlığı Sempozyumunda tarafımızdan sözlü bildiri olarak sunulmuştur.

 

 

 

KAYNAKLAR

 

Akıncı, M., 1996. Türk Çevre Hukuku. Kocaeli Kitap Kulübü Yayınları, ISBN 975-94842-0-x İzmit.

Çolakkadıoğlu, D. 2012. Korunan Alan Yönetiminde Katılımcılık: Göreme Tarihi Milli Parkı Örneği. Çukurova Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Adana,

Yücel, M., 2005. Doğa Koruma. Çukurova Üniversitesi Yayınları No: 237, Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Genel Yayın No: 265, Ders Kitapları Yayın No: A-85, Adana.

 

Establishment of a "protected area law" in which we deal with protection of settlement problems, all our protected areas and our obligations arising from international contracts, and the identification, registration, approval and announcement management of protected areas need to be managed from a single point of view. And it should be ministry authorities.     

 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz