Röportajlar

Palmiye Botanik

Önal Bey Palmiye Botanik’ten bahseder misiniz? Palmiye Botanik için neler söylersiniz?

Önal Uslu: Palmiye Botanik 2003 yılında İstanbul Çengelköy’de kuruldu, daha sonra 2018 yılında Beykoz, Göksu’da 12 dönümlük arazi üzerinde, modern bir tesis kurduk ve sergilemeye devam ediyoruz. Tesisin 4 dönümünde iç mekân bitkileri, 8 dönümünde dış mekân bitkileri yetiştirilirken, 500 m⊃2;’lik kısmında ise soğuk hava kesme çiçek depoları yer alıyor.

Palmiye Botanik olarak her zaman işimizde uzman olmak için kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Dünyanın pek çok farklı bölgesinden temin ettiğimiz geniş ürün ağıyla Türkiye’deki en büyük bitki tedarikçisi olmayı başardık. Hiçbir yerde bulamayacağınız iç mekân ve dış mekân bitkileri, koleksiyon kaktüs çeşitleri ve yine hiçbir yerde bulamayacağınız kuru ve şoklanmış çiçeklerle sektörde ön sıralarda yer alıyoruz.

Kaliteli ve yenilikçi hizmet anlayışıyla bitkilerini üretmeyi, doğanın güzelliklerini çeşitlilikler içerisinde müşterilerine sunmayı misyon olarak benimsedik. Ayrıca bu çeşitliliği sağlarken gerek yerli üretimleri gerekse ithal bitkileri piyasaya göre her zaman uygun fiyatlarda sunuyoruz.

Palmiye Botanik olarak hem toptan hem perakende satış yapıyoruz. Toptancıları korumak adına gerekli fiyat uygulamasını da yapıyoruz. Toptan satışlarda daha fazla opsiyon sağlıyoruz, onlarla birlik içinde çalışıyoruz. Toptan müşterilerimiz de ağırlıklı olarak dükkancı esnafı dediğimiz kesim. Diğer yandan aslında burası bir bahçe market konseptine sahip. Bitki profilinin dışında; bitki bakım ürünleri, saksılar, kuru ve şoklanmış çiçekler gibi aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz. Şoklanmış ürünlerde oldukça fazla çeşit sağlıyoruz, sanıyorum bizden daha fazla çeşit aynı yerde bulunmaz. Ürün stok sayımızı tam olarak söyleyemem ama Hollanda’da çıkan ve İstanbul’un iklim şartlarında yetişen bütün ürünler var burada. Hepsini getirip adaptasyonunu sağlıyoruz.

 

Peki, pandemi sürecini nasıl geçirdiniz? İnsanların bahçe ve balkonlarında bitki bakımına yönelmesi için neler söylersiniz?

Önal Uslu: Pandemi döneminde mart ayında, ilk yayılmaya başladığında, biz de bir ay boyunca kapatmak durumunda kaldık. Müşterilerimizi randevulu olarak kabul ettik. Nisan ayından itibaren normalleşme süreci bizim için de başladı ve kontrollü biçimde satışa açtık. Pandemi döneminde beklediğimizden çok daha iyi satış yoğunluğu yaşadık. Halk sokağa çıkma yasaklarında balkonlarında ve bahçelerinde bitki yetiştirmeye ve onlarla ilgilenmeye başladı. Bu durum da satışlarda yoğunluk yaşanmasını sağladı diyebilirim. Pandemi bitkiyle halkın buluşmasında bir nüve oldu.

Geniş bir ürün profiline sahipsiniz. Bunu nasıl oluşturdunuz? Özellikle kaktüs serasını anlatır mısınız?

Önal Uslu: Süs bitkisi sektöründe maalesef ithal bitki daha önde ve kaliteli ürün tedarik edebilmek için biz de ithal ürüne yönelmek durumunda kalabiliyoruz. Ama önceliğimiz yerli ürünlerdir, ithal ürüne yakın yerli ürün varsa biz onu tercih ederiz. Önceliğimiz yerli ürünlerde, eğer yoksa o zaman ithal ürüne yöneliyoruz.

Ürün profilimiz oldukça geniş, ithal edilmesi yasak olan ürünleri tamamen iç piyasadan temin ediyoruz. Palmiyeleri örneğin tamamen iç pazardan alıyoruz, Adana ve Mersin bölgesinde yetişen bazı özel bitkiler var onları da tamamen iç pazardan tedarik ediyoruz. Bunun dışında ficus grubu ve çeşitleri, benjamin, spathiphyllum, bifam bafya mevcut. Pandemi döneminde çeşitlerimiz daha da arttı, bazı bitkilerin üretimi de arttı. Biz de o bitkileri alıp burada değerlendiriyoruz, satışları da gayet iyi.

Bizim kaktüse karşı özel bir ilgimiz var, çok yoğun kaktüs bulunduruyoruz. Yaklaşık üç yıl önce Hollanda’da bir kaktüsçü vefat etti. Kızına kaldı kaktüsler ama kaktüs bakımı oldukça zor. Kızı bu kaktüslere bakamayınca biz kaktüslerin tamamını satın alıp getirdik. Biraz şanssızlık yaşadılar kaktüsler, bizim taşınma dönemimize denk geldiler. Birçoğunun adaptasyonunu sağladık, içerisinde butik ürünler ve çok özel ürünler var. Koleksiyoncular bu ürünlere yoğun talep gösteriyor. Kaktüslerimizde dönüşüm de çok hızlı oluyor.

Piyasadan güzel geri dönüşler oluyor. Bazı ürünleri çok fazla arıyorlar ve bulamıyorlar. Son çare olarak Palmiye Botanik’e gelen müşterimiz aradığı ürünü muhakkak buluyor. Bundan oldukça mutluluk duyuyoruz. Biz bitkileri beğendiğimiz an satılıp satılmayacağına bakmadan temin ediyoruz. Daha yeni oldu böyle bir durum, bir hanımefendi uzun süredir aradığı bitkiyi bizde buldu. Öyle bir durum oluştu, Palmiye Botanik’te varsa vardır gibi.

Sektör olarak Türkiye son dönemde hep ithalatçı olduk. Artık hedefimiz ihracatçı olmak bununla ilgili yeni projelerimiz var. İlerleyen dönemlerde hem ithalat hem ihracat yapmayı amaçlıyoruz. İç piyasada ürün belirliyoruz, bu ürünlerin boylarını, standartlarını belirleyerek üreticilerle iletişime geçiyoruz. Satın aldığımız ürünlerde aradığımız en önemli şey standart ürün. Örneğin 12’lik saksı boyu 35cm dendiğinde hepsi bu standartta olmalı. Ürünler farklı boylarda olduğu zaman ürün A Kalite olmuyor, B Kalite veya A2 Kalite olarak sınıflandırılıyor. Üreticilerimize bu anlayışı empoze ederek bu standardı yakalamaya çalışıyoruz. Bizler de anlatıyoruz, artık herkes Avrupa’yı tanıyor, üreticiler de takip ediyor. Biz bazı detayları üreticilere iletiyoruz.

Her özel güne yönelik çalışmalar yapıyoruz. Son dönemde kabaklar getirerek, müşterilerimize tasarım yaparak satın alma imkânı sunuyoruz. Bu diğer ürünlerimiz için de geçerli, gelen bir müşterimiz istediği tasarımı yaparak buradan dilediği ürünü alabiliyor. Bu da aslında tabanda yeni girişiciler ve evden çalışanlar için bir olanak sağlıyor. Böyle bir kitle oluştu, internet satışları ön plana çıktı. İnternetten bu yapılanları pazarlayabiliyorlar. Güzel çalışmalar yapıyorlar, biz de yakından takip ediyoruz. Biz bu kitleyi ürün bazında destekliyoruz, yapacakları çalışmaya uygun ürünleri burada bulabiliyorlar. Yapay, canlı, şoklanmış her şekliyle çok güzel çalışmalar oluşturulabiliyor. Evde üretim yaparak internetten pazarlayan bir müşteri profilimiz de var. Son bir yılda bu profil giderek de genişledi, yaygınlaştı diyebilirim. Bizden alınan ürünlerle harika tasarımlar yapılıyor bu da bizi mutlu ediyor. Sektör de aslında tavandan tabana doğru indi. Ürünler ve tasarımlar her yerde ulaşılabilir hale geldi. Birçok market günümüzde bitki getirerek satışını yapıyor. Marketlerde bazen denk geliyoruz, geniş bir ürün yelpazesi sunuyorlar bazı ürünlerde yüksek fiyat uygulaması yapılıyor.

Palmiye Botanik projesinin hayata geçirilmesi hala hayal gibi geliyor. Çünkü bu kadar büyük bir alanda bir projenin uygulanması bizim sektörümüz için oldukça zor bir durum. Farklı bir proje için şekil şartlara uygun proje çizimleri ile başvuru yaparsınız, izinler alınır, harç ödenir, ruhsatı alır ve çalışmalara başlarsınız. Bizde böyle bir durum yok maalesef, müracaat edebileceğimiz bir kurum yok. Ben sera yapacağım, yerim de var diyorum ama herhangi bir merci bulamıyorum. Bu durum sadece İstanbul için geçerli değil, Antalya’da arkadaşlarımız oldukça büyük bir sera oluşturuyor, 80 bin metrekare, izni nerden aldınız diye sorduğumda izin almadıklarını söylüyorlar. Gelip sonrasında kontrol edildiğini ve ceza yazıldığını belirtiyorlar.

Metin Bey sizi tanıyalım. Siz neler söylersiniz Palmiye Botanik için? Şirketinizin kuruluşunu ve bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Metin Arhın: Ben Ziraat Mühendisiyim, bu işe mesleğimi yaparak başladım ve severek yapıyorum. Mesleğe VSB’de başladık, bu günlere kadar getirdik.  Beş ortak olarak başlamıştık, iki ortak olarak devam ediyoruz. Palmiye Botanik büyük bir başarı, 2003’den bu tarihe kadar buralara gelmek bizim için çok önemli. Haftanın yedi günü mesai kavramı olmadan çalışarak bugünlere gelen bir şirket.

Personel değiştirmeyi hiç istemiyoruz. Bütün personelimize Latince öğretiriz, bu anlamda burası bir okuldur. Bu da benden kaynaklanan bir durum.  Ziraat mühendisi olup da bu sektörde hem iç mekân hem dış mekân anlamında iş yapan var mı bilmiyorum. Mimar arkadaşlar var elbet ama ziraat mühendisi olarak her şeyimi sektöre yansıtmaya çalışıyorum.

Bilgiyi gerçek anlamıyla herkese veriyoruz, dolayısıyla tüm çalışanlarımız Latince öğreniyor. Bitkilerin adlarını, özelliklerini tamamen öğretiyoruz. Nereye giderlerse faydalı olsun istiyoruz. Stajyer öğrenciler geliyor, okullar çok memnun. Gübreleme, ilaçlama, bitki isimleri gibi birçok şeyi öğretiyoruz. Ben eskiden yaşadığım şeyleri yeni nesle yaşatmamak için burada çalışan herkese öğretiyorum. Ben ziraat mühendisiyim ama öğrenciyken bu kadar fazla türde bitkiyi hiç görmedik, öyle bir şansımız da yoktu zaten. Meyve ağaçlarını gösterdiler bize, onun haricinde bir şey yoktu, şeftali ağacında çiçeği tanıdık.

Ürün profilinizi nasıl oluşturuyorsunuz? Hangi bitkileri nasıl tedarik ediyorsunuz? İthalat ile ilgili neler söylersiniz?

Metin Arhın: Ürün profili açısından bizi Avrupa yönlendiriyor. Orada hangi ürün çıkıyorsa biz onu alıp getiriyoruz. Bu aşamada var olanı korumaya çalışıyor, yeni çıkan her şeyi getiriyoruz, sürekli takip ediyoruz. Biz bitki sektöründe üçüncü dünya ülkesi değil, birinci dünya ülkesiyiz. İngiltere’den, Almanya’dan hangi ülkeden gelirse gelsin burada bulamayacağı ürün olmamalı. Biz İstanbul’dayız, Önal Beyin tabiriyle Dünya’nın Başkenti’ndeyiz, ve dolayısıyla bizde her şey var, eğer yoksa da bir hafta sonra burada oluyor. Bunun dışında seramik, sepet gibi dekorasyon ürünlerine de ağırlık vermeye başladık.

Kesme çiçek alanında ilk “düzenli ithalat” yapan firmayız. İthalat yaparak aslında sektöre bir kötülük yapmadık, aksine bir iyilik yaptık. Çünkü üreticinin de hedef oluşturarak nereye gideceğini bilmesi gerekiyor. Bu hedef için de üreticinin önüne bir nüve koyulması lazım, bu aşamadan sonra üreticiden o kalitede ürün isteyebiliriz. Kaliteyi yakalamamız için koşmamız gerekiyor. Yapılan da şu anda bu zaten, örneğin birkaç farklı gül çeşidinde kaliteyi yakaladı yerli üretici ve biz yerli üretimi alıyoruz, ithal etmiyoruz. Kaliteli ürün olduğu sürece önceliğimiz her zaman yerli ürün ama kalite yoksa mecburen ithal ediyoruz.

Aslında sistem bizi yönlendiriyor, Avrupa’daki bitki sektörü bizi yönlendiriyor, biz de üreticilerimizi yönlendirmeye çalışıyoruz. Soğan, fide, hormon, ilaç gibi ne isterlerse getiriyoruz. Sektöre bu denli faydamız var aslında. Sektör olarak birbirimizi destekleyerek bu günlere geldik. Üreticiyi ve tüm sektörü her anlamda desteklemeye çalışıyoruz. Getirdiğimiz fideyi üreticiye veriyoruz ve takibini de yapıyoruz yetiştirdiği takdirde alıp onu satıyoruz. Bu anlamda aslında ithalatçı değil tedarikçiyiz. Ülkede yoksa getiriyoruz, varsa ülkemizde olanı kullanıyoruz.

 

 

Bu Gönderiyi Sosyal Medyada Paylaş

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz